"Ben bir Türküm dinim, cinsim uludur..."

A+A-
Ahmet SEVGİ

Bugün Mehmet Emin Yurdakul’un (13 Mayıs 1869-14 Ocak 1444) 67. ölüm yıldönümü... Yazımızın başlığını teşkil eden  “Ben bir Türküm dinim, cinsim uludur” mısraı, şairin Selanik’te çıkan Asır gazetesinde 1897’de yayımladığı  “Anadolu’dan Bir Ses yahut Cenge Giderken”  başlıklı şiirinin ilk dizesidir. Beş dörtlükten oluşan manzumenin belki de bu ilk mısraıdır ki Mehmet Emin’in tanınmasına ve kısa zamanda adının Osmanlı coğrafyasında yankılanmasına vesile olmuştur. Gerek mânâ, gerek âhenk bakımından pek de parlak olmayan bu manzumeye niye bu kadar önem atfedildiğini anlayabilmek için 20. yüzyıla girerken Osmanlı Devleti’nin genel görünümünü kısaca hatırlamak gerekir.
Tanzimat’la birlikte, Batı’nın baskısıyla gayrimüslim tebaaya verilen birtakım haklar kötüye kullanılıyor ve malum çevreler, özgürlükleri devleti yıkma yolunda altın fırsatlar olarak görüyorlardı. Yıkıcı ve bölücü faaliyetler öyle vahim noktalara ulaşmıştı ki Sultan II. Abdülhamit,  “Ceddim Abdülmecit Han’ın izinden giderek millete hürriyet vermekle hata etmişim” deyip Meclis-i Mebûsan’ı kapatmak zorunda kalmıştı.
Devlet mekanizmasında bunlar yaşanırken Osmanlı aydınları -İsmail Habip’in ifadesiyle-:  “Renk renk câmialar içinde asıl milleti bulacaklarına, asıl milleti (Türk milleti) inkâr ederek muhtelif renkleri bir renk farz edip bu rengarenk renksizliğe Osmanlı unvanı vererek”  Ermeni’yi, Bulgar’ı, Sırp’ı, Arnavut’u, Arap’ı  “Osmanlılık”  şemsiyesi altında toplama hayali peşinde koşuyorlardı.
Sadece Hıristiyan unsurlar değil, Arnavutlar yahut Araplar gibi Müslüman tebaa tarafından da arkadan hançerlendiğini gören halkın zihnini  “Bu toprakların asıl sahibi ne zaman ortaya çıkacak?”  sorusu meşgul etmeye başlamıştı. İşte Mehmet Emin’in  “Ben bir Türküm dinim, cinsim uludur” çıkışı, halkın bu beklentisine cevap niteliği taşıdığı için o basit mısralar bir anda yurt sathında yankılanmıştı.
Yukarıda özetlemeye çalıştığımız, 20. asra girerken Osmanlı Devleti’nin yaşadığı sıkıntılarla, 21. yüzyıl başlarında Türkiye Cumhuriyeti olarak karşı karşıya olduğumuz sorunlar arasındaki benzerlik bilmem dikkatinizi çekti mi?.. O gün aydınlarımız  “Osmanlılık” peşindeydi, bugün de  “Türkiyelilik” revaçta... O gün de azınlıklara hak vermekle meşguldük, bugün de... O gün yakıp yıkanlar bugün de yakıp yıkıyorlar... Tanzimat’la başlayan bu süreç sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun bölünüp parçalandığını biliyoruz. Bugün aynı süreci yaşadığımıza göre biz de o tarafa doğru mu gidiyoruz acaba?.. Neyse, anlayana sivrisinek saz...
Mehmet Emin’in şu mısraları da bugün hafızalardaki tazeliğini korumaktadır:
“Bırak beni haykırayım, susarsam sen mâtem et//Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet//Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.”
Bence bu dizeler günümüzde şöyle okunmalıdır:  “Bugünkü gidişat karşısında vatanseverler, üzerlerine ölü toprağı serpilmiş gibi susarlar ve doğruları haykırmazlarsa yarın şikâyet etmeye hakları kalmaz. Zira sükût ikrardan sayılır.”
Maalesef tarih hep tekerrür ediyor. Dileriz sadece tarih tekerrür etmez; Mehmet Emin, Mehmet Akif, Ömer Seyfettin, Mustafa Kemal gibi tarihî şahsiyetler de tekerrür eder. Aksi halde geleceğimiz karanlıktır.
Bu vesile ile ölümünün 67. yıldönümünde Mehmet Emin Yurdakul’u rahmetle anıyoruz...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları