Ben ne söylüyorum tamburem ne çalıyor

Ben ne söylüyorum tamburem ne çalıyor
Prof. Dr. İbrahim Tellioğlu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası devlet kadrolarına sızmış FETÖ'cülerin temizlenmesi için başlatılan operasyonları bazı kesimler tarafından fırsatçılığa dönüştürmesinden dolayı toplumda oluşan rahatsızlığı kaleme aldı.

Prof. Dr. İbrahim Tellioğlu / Analiz

Bu ülkede yaşayan bir insan olarak günlük hayatımızla ve gelecekle ilgili öngörülerimizi / beklentilerimizi / tavsiyelerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz. Böylece milli ve insani bir sorumluluğu yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Elbette bizim yazılarımıza konu ettiğimiz önceliklerimiz ile bir başkasınınki farklı olabilir. Farklılıklarımız ile güçlenmeyi öğrendiğimiz ölçüde hayat kalitemizin yükselebileceğinin bilincindeyim. Ancak öylesine bencillikler, öylesine umursamazlıklar, öylesine gereksiz acil eylem planları ile karşılaşıyoruz ki insanın görmezden gelmesi imkansızdır.

Biz, ülkenin varlığına kasteden darbeciler bir an önce devlet kadrolarından temizlensin istiyoruz. Bu yapılırken de bir tane bile masumun canının yanmaması için ilgililerin büyük hassasiyet göstermesini talep ediyoruz. Bu arada oluşan boşluğu herhangi bir zümreden/sınıftan insanların değil o görevleri en iyi yapabilecek insanların doldurması gerektiğini söylüyoruz. Bürokrasinin liyakat esasına göre yeniden yapılandırılmasını talep ediyoruz. Devlet kadrolarının liyakate dayalı olarak yapılanmaması halinde benzer tehditlerin yeniden ortaya çıkabileceğini söylüyoruz. Birlik beraberlik söylemleri sürerken insanlar dikkatle yapılan atamaları takip ediyor. Zira bu atamalar kardeşlik söylemlerinin lafta kalmaması için çok önemlidir. Hatalar tekrarlanmaya  devam edilirse, atamalarda yandaşlık/haksızlık yapılırsa insanların dayanışma zemini ortadan kalkmaz mı? Onun için bizi millet haline getiren ortak değerler üzerinden dayanışmanın artırılmasını, her türlü ayrımcılıkla şiddetli bir şekilde mücadele edilmesini istiyoruz. Aslında bunlar toplumun büyük kesiminin ortak talebinin yazıya dökülmüş halidir. Bunlar gayet makul ve yapılabilir taleplerdir.  Bunların devleti idare edenleri zora sokacak bir tarafı olmadığı gibi toplumsal kaynaşmayı artıracağı açıktır.

Biz bunları söylerken kamuoyuna yansıyan pek çok haber, fırsatçılığın toplumda huzursuzluk yaratacak seviyeye ulaştığını gösteriyor. Pek çok kurumda terör örgütüyle uzaktan yakından alakası olmayan insanların açığa alınması ya da görevden uzaklaştırılması şaşkınlık yaratıyor. Devleti  ele geçirmeye çalışan darbecilerle uğraşmak yerine fırsatı ganimet bilen bazı iktidar sahipleri, kendilerinden görmedikleri insanlara zarar vermeye çalışıyorlar. Pes doğrusu! Zaten örgüt mensupları binlerce insanın mağdur edildiği propagandası ile kamuoyunda yanlış bir algı uyandırmaya çalışırken, iktidar mensubu olan bazıları da sanki onlarla dolaylı  işbirliği yapıyor. Aynı şekilde çeşitli kurumlara yeni eleman alımında aleni olarak ayrımcılık yapıldığı izlenimi veren olaylar toplumdaki huzursuzluğu artırmaktadır.

Kamuoyunda terör örgütü mensuplarının ve destekçilerinin gerekli cezaya çarptırılması noktasında büyük bir uzlaşma oluşmuştur. Ancak özellikle bazı siyasetçiler yakınlarını korumak için girişimlerde bulununca bu halkta büyük tepki gördü. Devletin en tepesinden gelen mesajlarla bunların yaptıkları arasında hiçbir alaka yoktur. Birileri iktidar gücünü kullanarak ayrımcılık yapıyor. Kamuoyunda kimsesizlerin cezalandırıldığı gibi bir görüş oluşmasına sebep oluyorlar. Yani Yenikapı dayanışmasının ortadan kalkmasına yol açıyorlar. Ve hala fütursuzca aynı şeyleri yapmaya devam ediyorlar. Kimse kusura bakmasın Yenikapı ruhunu bozan, bu ülkenin en çok kaybedeni olacaktır. Diğer yandan mağduriyetlerin önlenmesi meselesinde muhalefet partisi liderlerine ve kadrolarına tarihî bir sorumluluk düşmektedir:  Terör örgütüne yönelik faaliyetlerin sulanmasına müsamaha göstermeden mağduriyetlerin önlenmesi için mücadele etmeli, mağdurların avukatı olmalıdırlar. Toplumsal dengeler açısından bu çok önemlidir.

Son söz olarak herkes gücü nispetinde sürece katkıda bulunmalıdır. Önceliğim ülkem ve milletim diyen herkes her türlü ayrımcılığın ve adaletsizliğin karşısında durmalıdır. Türkiye'nin artık herhangi bir ayrışmayı kaldırabilecek gücü kalmamıştır. Türkiye'de güven esasına dayalı bir dayanışma ortaya çıkmışken birliği zedeleyecek hareketlerin kimseye faydası olmaz. Güven, bu dayanışmanın temelidir. Toplumda güvensizliğe sebep olacak her hareketten uzak durulmalıdır. Bu ülkede olacaklardan herkes gücü nispetinde etkilenir; azdan az çoktan çok gider. Herkes hesabını iyi yapmalıdır. Kaybedecek hiç bir şeyi olmayanlar devletine/ülkesine sahip çıkmak için çaba gösterirken, kaybedecek çok şeyi olanlar da en az onlar kadar birlik/beraberlik/kardeşlik davasını desteklemelidir. Aksi takdirde ülkemiz, milletimiz ve devletimiz telafisi mümkün olmayan hasarlar görecektir.Kaynak: Ben ne söylüyorum tamburem ne çalıyor

  • Yorumlar 6
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş