Benim başbakanım

Altemur KILIÇ

Eski bir film hatırlarım: Çarlık Rusyası’nda geçer. Rejim muhalifleri bir tiyatro salonunda başbakana suikast yapmayı tasarlamışlar. Tetikçi, cebinden tabancasını çıkarır, tam o sırada bir anons duyulur; Rusya Büyük Savaş’a girmiştir. Suikastçı tabancasını cebine sokar. Yani, ülke savaşa girince iç çekişmeleri bırakmak, birleşmek gerekir!

***


Başbakan Erdoğan, asıl maksatları ne olursa olsun, bence haklı nedenlerle İsrail’le Rumlar ve dolayısıyla Yunanistan’la savaş halinde. Türk devleti savaş düzeyinde. Donanmamız alarmda ve Doğu Akdeniz’de. Havada ve denizde her an çatışmalar çıkabilir ve iş büyük bir savaşa dönüşebilir. Erdoğan BM Genel Kurul toplantısında dost düşman bütün ülkeleri uyardı: “Rumları durdurun, yoksa gereğini yapacağız!”
Erdoğan, BM’nin bazı üyelerinin, belli ülkelerin “şımarık çocuklarının” çıkarlarını koruduklarını da söyledi. Haklı. “Mavi Marmara” raporu bunun kanıtı!

***


Erdoğan’a iç siyasette ve iç meseleler hususunda, ne kadar kızarsak kızalım, onu eleştirelim ve en sert muhalefeti yapalım, dışarıda ve hele milli çıkarlarınız söz konusu olunca, demokratik olarak, hasbelkader veya hasbelkeder seçilmiş Başbakanı, şu sırada ve bilhassa “Kürt sorununda” umduğumuz hareketlerini desteklememiz gerekir. Bu, vatanseverliğin icabıdır. Tabii, muhalefete daha sonra devam etmek üzere!
Umut, AKP iktidarının sonunu 1918’de Rusya’da olduğu gibi başka demokratik yöntemlerin getirmesi.
Ancak bu durum iki yönlüdür. Erdoğan da şu sırada, aynı anlayışla hareket etmeli, hep her konuda “Ben”, “Benim” diyeceği yerde “Benim”, “Bizim Başbakanımız” gibi davranmalıdır. Tabii, kişiliği elverirse!

***


Hollanda’da bir siyasetçi “Türk” Başbakanına hakaret etti... Ben Erdoğan’a karşı ne kadar sert yazarsam yazayım, ne idüğü belirsiz bir yabancı politikacının “Benim”, “Bizim” Başbakanımıza hakaret etmesine tahammül edemem... Başbakana böyle hakaret edildi diye mutlu olamam! Arada, hem ince, hem de kalın bir ayırım hattı var!


Milliyet - Vatan cephesi

“Milliyet” - “Vatan”  olayında neler oluyor? Herhangi bir medya  grubunda olanlar, gazetelerin, TV’lerin el değiştirmesi iç meseleleridir, başkalarını ilgilendirmez, denemez. Kamuoyunu aydınlatmak, yönlendirmek durumunda olanlar, yaşananlar, tabii ki hepimizi ilgilendirir... İngilterede, Rupert Murdoch grubunda “News of The World” olayı hâlâ gündemde.
Milliyet ve Vatan’ı, Demirören-Ali Karacan ortaklığı, Doğan grubundan satın almıştı. Ben, kendi oğlum gibi sevdiğim, bir bakıma, babası Ercüment’in, dedesi Ali Naci Karacan’ın yadigarı bildiğim Ali’nin, dedesinin kurduğu Milliyet’e sahip çıkmak emelini tahakkuk ettirdiği için çok mutlu olmuştum. Maalesef işler sonra, umulduğu gibi yürümedi, ortaklar arasında ihtilaf çıktı ve iş kayyımda, yargıda... Rivayete göre Milliyet ve Vatan yazarları, Demirörenleri destekliyorlarmış... Çünkü para onlarda. Ali gereken parayı bulmak sıkıntısında.
Bence bu yazarların, “para kimdeyse düdüğü o çalar” zihniyetiyle meslektaşları Ali Karacan’ı desteklemeyip “para onlarda” diye gazetecilik ve medya ile ilgileri kişisel merak ve keyif olan Demirörenleri desteklemeleri, gazetecilik meslek dayanışması açısından en hafif deyimiyle ayıp...
Milliyet yazarı Güneri Cıvaoğlu, olayı “ne şiş yansın ne kebap” üslubuyla dramatik bir benzetmeyle anlatmış...
Yazı bir trafik kazası benzetmesiyle başlıyor: Yerde yatmakta olan çocuğunun bedeni üzerine kapanan baba, hıçkıra hıçkıra ağlamakta.
Sonrası, çocuğun cansız bedenini elinden zorlukla alıyorlar... Ve bir “otopsi raporu...”
Raporda “çocuğun trafik kazasında araç çarpması sonucu değil, soluk alamadığı için havasızlık nedeniyle boğularak öldüğü” yazılıdır.
Yani, uzun lafın kısası, çocuğu kadar sevdiği baba Ali Karacan, dede yadigârı Milliyet’i, “oksijensizlik” yüzünden, gereken parayı bulamadığı için kaybecek. Ama, çocuk hâlâ ölmemiş. Demirörenler, gazetecilikle ilgisi ve bilgisi gazete okumakla sınırlı, fakat bir gazete sahibi olmak hevesine kavuşacak ve bunun hem keyfini hem de iş sahasında nemalarından yararlanacak...  Şimdi siz, Hazreti Süleyman olun da karar verin: “Oksijensizlik” yüzünden çocuğunu kaybetmek acısını çeken “babadan”mı, yoksa para sahibi oldukları için heveslerini tahakkuk ettirecek ve keyfini çıkaracak “organ” nakledenlerden mi yanasınız?..
Ben sonuna kadar oğlum Ali’nin yanında ve arkasındayım. Onun evlat acısını paylaşıyor ve hâlâ “inşallah çocuk ölmemiştir” bir kalp şokuyla dirilir diye umuyorum. Bu sadece insani değil, mesleki dayanışma gereğidir de!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş