Benim İstanbul'umdan manzaralar; Bostancı

A+A-
Altemur KILIÇ

Ben Ankara doğumluyum ama hayatımın büyük kısmı “okul mecburiyetinden” İstanbul’da geçti. “İstanbul’un neresindensin” derseniz, “Her yerinden”! Oturmadığım yer kalmamış; Şişli’den Fatih’e kadar! Nişantaşı, Maçka, Bostancı, Büyükada, Bakırköy, Florya vb... Çeşitli mekanlarda, apartımanlarda... İlk yıllardaki bazılarını hayal meyal hatırlayabiliyorum... Bu hafta eski Bostancı’dan, kısmet olursa önümüzdeki hafta da Bakırköy’den (tabii eski) kesitler vermeye çalışacağım.. Her ikisinde de çocukluğumun, gençliğimin anıları var...



Bostancıdaki yıllarım
 Babamın babası Miralay Tevfik Bey, Beşiktaş’ta Valdeçeşmesi’ndeki evini sattıktan sonra galiba Birinci Dünya Harbinden hemen evvel Bostancı’da istasyon arkasında bir köşk yaptırmış ve oraya taşınmış. Herhalde emekli olduktan sonra gene o civarda oturan agabeyi Nuri Paşaya yakın olmak için.
Halalarımın genç kızlıkları da orada geçmiş. Hayatlarının o zamana göre daha serbest geçtiğini ve Bostancı’daki çağdaş gençlerle temiz arkadaşlıklar kurmuş olmalarından anlıyorum. Mesela kotra yapımcısı Harun Bey, subay olan Ekrem Bey (sonra İstanbul Polis Müdürü olan Ekrem Baydar Paşa) ve sonra Vesire Halamla evlenecek olan mühendis Süreyya Bey o modern genç grubu temsil ediyorlarmış. Kurtuluş Savaşından sonra aile İstanbul’a gene intikal edince babam savaş sırasında boş ve metruk olan köşkü iyice tamir ettirdi ve 1930 başlarından sonra yazları oraya göç ettik. Göç ettik diyorum çünkü o zaman Haziran aylarında okullar tatil olmadan evvel yazlıklara göç edilirdi. Yatak denkleri, kaplar tencereler, bavullar at arabalarına sonraları da kamyonlara yüklenir ekseriya araba vapuru  “tarikile” karşı tarafa göç edilirdi. Tabii Eylülde okullar açıldıktan sonra da geriye apartmanlara! Bu göçler bir hayli maceralı olurdu.
Bostancı’daki ev tamir edildikten hemen sonra bile hafif boya kokan beyaz boyalı köşke geçişimizi hâlâ hatırlarım. O zaman Bostancı’ya elektrik henüz gelmemişti. Tabii telefon da yoktu. Ev lüks ve gaz lanbalarıyla aydınlatılıyor, yemekler kömür ve odun ocaklarında pişiriliyordu.
Bu lojistik idarenin başında, Çerkez babaannem Demsaz vardı ve evi o idare ediyordu. Galiba yalnız ilk yaz anamız da gelmişti.

Çayırlar oyun sahamızdı
Bostancı’daki tatil evimizin karşısındaki çayır da oyun demekti. Babam hem Bostancı Spor Kulübüne yardım hem de sevgili oğlu Gündüz’ün spor merakını tatmin için buraya iki kale direği yaptırmış ve hatta ağlarını da taktırmıştı. Daha büyükler ve bu arada Gündüz ağabeyim bu sahada ciddi maçlar yaparlar ve boş olduğu zaman da biz mahalle arkadaşlarıyla futbol oynardık.
Mahalle arkadaşları veya halalarımın  “mahalle çocukları” dedikleri, kötü huylar(!) kapmamızdan korktukları Bostancı’daki arkadaşlarım fakir orta halli ailelerin çocukları idiler. Çoğunun kıyafetleri perişan ve ayakları çıplaktı. Amma biz onları asla hakir görmezdik ve kaynaşırdık. Belki onlar bizi biraz kıskanırlardı ama belli de etmezlerdi. Çoğu ile ilişkim yakın yıllara kadar devam etti. Biri iyi bir deniz subayı diğeri iyi bir avukat, bir diğeri yüksek bir devlet memuru oldu. Fırıncının oğullarından biri Recai hâlâ Bostancı istasyonundaki büfeyi işletiyor!

Çatalçeşme halk plajı
Tatilin önemli olaylarından biri de şimdi yerinde yeller esen daha doğrusu beton apartımanlar yükselen Çatalçeşme halk plajında denize girmekti. Her sabah benden büyükçe olan ablalarımla -kuzenlerim Berin ve Suzan- birlikte tabii bir büyüğün nezareti altında, at arabalarıyla plaja gidilir ve öğle üzeri dönülürdü. Bostancı’dan hatırladıklarım; gene at arabalarıyla Suadiye’ye Çınardibi’ndeki bir gazinoya gidip açık hava sinemasına gitmek bir de Bostancı’da iskelede Şaban Efendinin işlettiği gazinoya sık sık gelen tiyatro truplarının, Naşit’in İsmail Dümbüllü’nün temsillerine gitmek... Zaman zaman da karşımızdaki çayıra Cambaz gelirdi.

Dondurmam var kaymaklı!..
Her günün önemli olayı ise Arnavut dondurmacıların gelmesi idi. Dondurmam var kaymaklı diye
bağıran dondurmacılar arkalarındaki sırığın iki tarafına asılı ve dengeli kaplarla sökün ederlerdi. Bu kapların havlulara sarılmış birinde kaymak, vişne, limon dondurması bulunur, diğerinde ise süslü boyalı bir teneke camlı kutu içinde bardaklar, kaşıklar bulunurdu.
Dondurmacı şöyle bir çalkaladığı cam tabaklara veya helvadan yapılı külahlara yüz paralık, beş kuruşluk donduma koyar verirdi. Biz seçkin olduğumuz için dondurmacıları evin önüne çeker ve evden verdiğimiz kaselere dondurma koydururduk.
Bostancı’daki evimiz galiba hâlâ orada duruyor ama sevgili mahalle arkadaşlarım Kemal, Sulhi, komşu kızı Semiha, Ruhiye çoktan hakkın rahmetine kavuştular!

ATATÜRK DİYOR Kİ
Türk Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmuştur; bu devletin dayandığı esaslar “Tam Bağımsızlık” ve “Kayıtsız Şartsız Milli Egemenlik” ten ibarettir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları