Beraber yürümedik mi biz bu çetin yollarda?

İsrafil K.KUMBASAR

Vakt-i zamanında “Halka hizmet, Hakk’a hizmettir” şiarı ile talip olduğumuz belediyelerde, ‘yüzde 10’ parolası üzerine inşa ettiğimiz ‘havuzlar’ yetmedi.
‘Eşlerimizden’, ‘çocuklarımızdan’, ‘akrabalarımızdan’ arta kalanını, ‘yakınlarımıza’, ‘yandaşlarımıza’ peşkeş çektiğimiz devlet imkanları yetmedi.
Birer birer ele geçirdiğimiz ‘kurumlar’, ‘kuruluşlar’, ‘sendikalar’, ‘vakıflar’, ‘dernekler’, ‘işyerleri’, ‘gazeteler’, ‘televizyonlar’ yetmedi.
‘Daha fazla iktidar’, ‘daha fazla para’, ‘daha fazla şatafatlı bir hayat’ hırsı bürüyen gözlerimiz, sonunda insanların ‘dişinden tırnağından’ artırıp, ‘tüyü bitmemiş yetimlere’ dağıtmak üzere emanet ettiği ‘sadakalara’ dikildi.
Gözümüzü artık ‘toprak’ bile doyuramaz.

* * *

‘Din’, ‘iman’ meğer ‘dünya nimetlerine’ ulaşmak için ne de ‘verimli’ bir araç imiş.
Aramızda ‘ortağı’ olduğumuz şirketler vasıtası ile ‘çıkar’üzerine kurulan ilişkiler, zaman içerisinde ‘kız alışverişleri’ sayesinde ‘akrabalık bağlarına’ dönüştü.
‘Damardan’ girip, ‘kökünü’ kazıma sözü verdiğimiz yolsuzluklar, adeta bir ‘örümcek ağı’ gibi ülkeyi saran ‘al gülüm ver gülüm’ çarkının ‘dişlileri’ arasında daha da palazlanarak ‘Ali Dibo’ seviyesine ulaştı.
‘Gemicikleri’, ‘villacıkları’, ‘mısırcıkları’, ‘yumurtacıkları’ bırakın, ‘tuz’ bile kokutmaya başladı, ama artık kimin umurunda?
Kimilerini ‘avanta’ ile bağladık, kimilerini ‘sopa’ ile dize getirdik.
Önümüze çıkan her engeli aşmayı başardık.

* * *


Neymiş efendim?
Büyümeyi ‘kağıt üzerinde’ ikiye katlamışız, milli geliri ‘üçkâğıt yöntemleri’ ile yükseltmişiz, enflasyonu ‘üç haneli’ zamlarla ‘iki haneye’ indirmişiz.
İşçinin ‘haklarını’ elinden almışız, memura ‘köle’ muamelesi çekmişiz, esnafa ‘kepenk’ kapattırmışız, çiftçinin ‘anasını’ ağlatmışız, emekliyi ‘mezara’ mahkûm eylemişiz.
“Borç yiğidin kamçısıdır” diye diye dış borçları 500 milyar dolara çıkarmışız.
‘Devrim’ yapmak için el koyduğumuz, ‘sağlık sistemini’ tamamen çökertmişiz.
Vatandaşı ‘iki paket erzak’, ‘bir torba kömüre’ oyunu satar hale getirmişiz.
‘Türklüğe’ meydan okuyormuşuz, ‘ulus devleti’ katlediyormuşuz, ‘toprakları’ satıyormuşuz, şehitlere ‘kelle’, teröristlere ‘sayın’ diyormuşuz.
Size ne?

* * *

Deniz fenerinden ‘tehlike sinyallerinin’ yükselmesi üzerine, ‘haddini bilmez’ bazı ahmaklar, kalkıp bir de akıl vermeye çalışıyorlar.
Diyorlar ki:
- “Neden öyle köpürüp hiddetleniyorsunuz? Size ne oluyor? Kızmak, sinirlenmek, küplere binmek yerine gitsenize üzerlerine...”
‘Bekâra’ karı boşamak ne de kolay görünüyor...
Nasıl kızmayalım be muhterem kardeşlerim.
Onlar bizim ‘yol arkadaşlarımız’ değil mi?
‘Beraber yürümedik mi’ biz bu yollarda?
‘Beraber ıslanmadık mı’ yağan yağmurda?
Şimdi ‘dinlediğimiz’ bütün şarkılarda...
Bize her şey ‘onları’ hatırlatmıyor mu?

* * *


Kimimiz tabii ki ‘tıkanıp’ yarı yolda kalacak.
Kimimiz tabii ki ‘zatürreye’ yakalanıp ölecek.
Ama sağolsunlar, karşımızda böyle bir muhalefet varken, ‘yürüyüşümüz’ daha uzun süre devam edecek.
Durmak yok, yola devam.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş