Beyaz insan, kimyasal silahlar ve Türkiye

Ümit ÖZDAĞ

İngiltere Başbakanı D. Cameron Avrupa Birliği ülkelerinin Suriye’de muhalefet güçlerine de uygulamış olduğu silah ambargosunu, Şam rejiminin kimyasal silah kullandığı iddiası ile kaldırmasını istedi. Oysa Birleşmiş Milletler yetkilisi Suriye’den yaptığı açıklamada, Suriye’de muhalefetin kimyasal silah kullandığını duyurmuştur. Bir İngiliz Başbakanının Suriye’nin kimyasal silah kullanması ile ilgili hemen herkesten daha dikkatli açıklama yapması gerekir. Çünkü 2002-2003 senelerinde İngiliz Başbakanı, ABD Başkanı ile birlikte Irak’taki kitle imha silahları konusunda bütün dünyaya yalan söylemişti. Bu büyük ve yüz binlerce insanın hayatına mal olan yalanın üzerinden daha 10 sene geçmeden tekrar Londra’dan hem de Irak’ın komşusu Suriye ile ilgili benzer bir açıklamanın gelmesi, beyaz, Batılı, Hıristiyan emperyalist tutumun ne kadar küstah ve dünyayı ne kadar küçümseyen bir tavrının olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Öte yandan ABD, Suriye’deki iç savaşa müdahale için kırmızı çizgisinin  “kimyasal silah kullanımı”  olduğunu ilan etmiş olmasına rağmen şimdi kırmızı çizgisini biraz daha geriye çekerek,  “sistematik kimyasal gaz kullanımı” nın bir ABD müdahalesi için ön şart olduğunu duyurmuştur. Çünkü, ABD, bir yandan El Kaide’nin ve diğer selefi grupların Suriye’de kazandığı etkinlikten tedirginlik duyarken, diğer yandan ekonomik sıkıntıları ve Amerikan ordusunun aşırı yayılması/yorulmasından dolayı bir müdahaleye olumlu bakmamaktadır. 
Öte yandan Suriye Orta Doğu’nun merkezinde bir Afganistan olmaya doğru hızla ilerliyor. Dünyanın dört bir yanından, Afganistan, Pakistan, Orta Asya, Kafkasya ve Avrupa’dan Suriye’ye El Kaide saflarında savaşmak üzere yeni savaşçılar katılıyorlar. Bazı kaynaklar, Suriye’de toplam 60 bin direnişçinin olduğunu ve bunun 5.500’ünün Suriye dışından geldiğini ileri sürseler de esas sayı daha yüksek görünüyor. Üstelik savaşçı olarak değerleri daha yüksek, daha radikal ve silaha ulaşma yetenekleri daha fazla olan bu insanlar, özellikle ABD’nin büyük endişesinden dolayı en azından ABD’den silah desteği almasalar da Suriye ordusuna karşı en etkin grupları oluşturuyorlar.
Bu arada Türkiye’deki Afganistan, Bosna, Kafkasya savaşı deneyimli El Kaidecilerin sayısının 2000 civarında olduğu, MİT ve Emniyet İstihbarat tarafından tespit edildiği ileri sürülüyor. (Cumhuriyet, 10 Mayıs 2013) Suriye’de savaşan El Kaideci gruplar da Türkiye-Suriye sınırını rahatlıkla kullanıyorlar. Sınırdan geçmeleri, lojistik alt yapı oluşturmaları konusunda Türkiye El Kaide’ye bir zorluk çıkarmıyor. Yani Suriye, Afganistanlaşırken, Türkiye, Pakistanlaşıyor. Ancak Afganistan savaşının nasıl Pakistan’ın kırılgan olan istikrarını ortadan kaldırdığı ve bugün Pakistan’ın parçalanma senaryolarının gündeme gelmesine yol açtığı unutulmamalı.
Gerçi Ankara’da Davutoğlu’nun kafasında Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinin Kürtlerin kontrolünde bölünmesi ve Türkiye ile federal devlet çatısı altında birleşmesi senaryosu vardır. Davutoğlu’nun bu senaryonun arkasında da 1974’te Arapların petrol ambargosunda birlikte hareket etmeleri üzerine başlayan ve Orta Doğu’da milli kimlikleri tasfiye ederek, bu bölgeyi mezhepler ve etnik gruplar zemininde tekrar örgütlemeyi hedefleyen stratejik akıl var.
Kahire Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nadye Mustafa istenen proje ile ilgili şunu söylüyor: “Bölgede hiçbir büyük devlet bırakmayacak. Küçük emirliklere ve devletçiklere bölünecek. Her petrol kuyusunun başında bir devletçik kurulacak.”  Etnik ve mezhep kimlikleri çatışmalar ile güçlendirilirken, senaryonun sahipleri Türkiye’nin petrol kaynakları üzerinde oturan büyük ve güçlü bir devlet olmasını isterler mi? Yoksa önce obez bir büyüme sonra hızlı ve büyük bir küçülmemi hedeflenmektedir?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş