Beyinlerin içi ve dışı

A+A-
Altemur KILIÇ

Mustafa Kemal Atatürk’ün “büyüklüğü”, o ki; ölümünden 70 yıl sonra,  “O” nu, bütün, “sağdan” ve “soldan”, kıyısından, köşesinden yıkmaya çalıştıkları halde, hâlâ yıkamadılar. Ve hâlâ “O” ndan çok korkuyorlar!
Atatürk’ün ne kadar uzak görüşlü olduğu, eserlerinden, Gençliğe Hitabe’sinde ve 10. Yıl Nutku’nda söylediklerinden belli... Fakat 1937’de yazdığı şu sözlere bakın: “Bir zamanlar gelir, beni unutmak ve unutturmak isteyen gayretler belirebilir... Fikirlerimi inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur... İki Mustafa vardır: Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü ile uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!” 
Bu sözlere eklenecek bir şey yok: Atatürk bugünleri görmüş. Fakat şu aşağıdaki sözlerinde maalesef ya fazla iyimser ya da “mefhumu muhalifinden” -karşıt kavramından- tehlikeyi işaret etmiş. Diyor ki: “Artık Türkiye din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar!”   
Ve Atatürk oynanacak başka oyunların boyutlarını tahmin etmiş ve “Gençliğe Hitabe’sinde” tehlikeleri işaret etmiş!


Ve ne yalanlar, oyunlar?  
Yar Rap; neler söylüyor ve yazıyorlar, bu açık ve gizli Mustafa Kemal Atatürk düşmanları! Bakanlık etmiş biri “Kemalizm”e çatıyor: Atatürkçülüğe saldırmaya -şimdilik- gücü yetmediği için!
“Kemalizm” sözünün geçmişi Kurtuluş Savaşı yıllarında yabancı basında Mustafa Kemal ve mücadelesine verilen ad idi! Atatürk Cumhuriyet’ten sonra rejimine “Kemalizm” denmesine karşı çıktı. “Kemalizm’i” o dönemlerdeki, faşist ve Nazi partilerine benzer bir hareket yapmak veya komünist yapmak isteyenlere; “İşte o zaman donar kalırız” dedi. Çünkü o “dogmatik” değil “pragmatik” bir devlet adamı idi!
Bir diğer 2. Cumhuriyetçi, “Atatürk başka, Kemalizm başka, demokrasi bambaşka” diye yazıyor! Yanılıyorlar: Bunların hepsi Atatürk’ün kendisi ve düşünceleridir!
Bugün yeni bir “Kurtuluş Savaşı’ndayız” ve Kemalizm, Atatürkçülüktür!


Hilafet  
Bir sözde profesör, “Atatürk hilafeti getirmek isterdi” demiş. Mustafa Kemal, daha Selanik yıllarından beri, hilafeti kaldırmakta kararlı idi. En yakın arkadaşları, mesela Rauf Bey’le (Orbay) bu konuda ayrıldı... Rahmetli Rauf Bey’le İstanbul’da komşuyduk. Onu ziyaret ederdim! Bir sabah kahvaltıda bana, “Oğlum Mustafa Kemal haklıymış, biz yanılmışız” demişti!
Kurtuluş Savaşı esnasında Orta Asya’dan ülkeyi kurtarmaya çalışan Enver Paşa ile ayrılığının bir sebebi de Paşa başarırsa, hilafeti getirmek istiyordu!  
Ve neler söylüyorlar: Gene sözde “Profesör” Zafer Toprak, Atatürk’ün “Türkiye’de, Fransa’nın Üçüncü Cumhuriyeti’ni kurduk. Cumhuriyet Türkiyesi Fransız 3. Cumhuriyeti’nin bir tür kopyasıdır. Düşünce dağarcığı tamamen Üçüncü Cumhuriyet’tir” dediğini söylemiş!
Toprak’ın mehazı ne? Şurası muhakkak ki, eğer gerçekten, güvenilir bir mehaz varsa, Atatürk’ün bu sözleri, çerçevesinden cımbızla seçilmiş! Mustafa Kemal’in dünyadaki bütün olay ve oluşumlardan esinlendiği okuduğu kitaplardan belli! Ama bu adamın asıl maksadı, Atatürk’ün Cumhuriyet’i Fransa’dan kopya ettiği, yani kendi dehasının eseri olmadığını iddia etmek ve daha önemlisi, şimdi, zamana ve zemine göre 2. Cumhuriyet’in kapısını açmak! Öyle ya; Atatürk’ün Cumhuriyet’i Fransa’dan kopyaysa 2. Cumhuriyet neden olmasın! 
Atatürk artık yok ya: O’na doğrudan saldırmaya cesaret edemezsen, arkadan dolanarak vur!


Anıtkabir’de 
10 Kasım sabahı, devlet ricali, AKP iktidarı ileri gelenleri Anıtkabir’e gittiler. Atatürk’ün mozolesi önünde, tazim duruşunda bulundular. Abdullah Gül, deftere “Atatürkçü düşüncelerini” ve bunlara sadık kalacaklarını yazdı!
O sırada düşündüm; bir “kafaların içini okuma makinesi” icat olsa da bu zevatın dimağları okunabilse, Atatürk’ün önünde gerçekte ne düşündüklerini anlayabilsek! Ve İngiliz yazarı Wells’in tahayyül ettiği “zaman makinesi” olsa da, ileride, Türkiye’de neler olacağını görebilsek!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları