Bilim adamı ve dalkavukluk...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Yandaş basın, yandaş gazeteci derken son yıllarda bir de yandaş bilim adamı tipi türedi ki gören gözler için bu, batışın özellikle de bilimin bitişinin resmidir. İlim adamı ve siyaset konusuna bu sütunda daha önce temas etmiştim. İsteyenler gazete arşivinden okuyabilirler. Ancak şu kadarını belirtelim ki bilimle siyasetin kimyası birbirine uymaz. Birinde bilgi, diğerinde cesaret ön plandadır. Diğer bir ifade ile bilimde iğne ile kuyu kazmak, siyasette ise buldozerlerle her şeyi dümdüz etmek esastır. Bütün bunlara rağmen bilim adamı siyasete girmek istiyorsa saygı duyarız, cübbesini çıkarır nereye gitmek isterse gider. Lakin sırtında cübbe; dekan, rektör kimliğiyle siyasîlerin karşısında el pençe divan durmak, hele hele kamuoyu önünde onlara methiyeler düzmek bilimin ve bilim adamının itibarını sıfırlar.
Her devirde dalkavuklar olmuştur. Gelecekte de olacaktır. Maalesef toplumu bu hastalıktan kurtarmak mümkün değil. Lakin bu illetin bilim adamına bulaşmaması için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Aksi halde toplum çöker. Bakınız bu konudaKeçecizade İzzet Molla ne diyor:
“Meşhûrdur ki fısk ile olmaz cihân harâb//Eyler anı müdâhane-i âlimân harâb.”
İzzet Molla bugünkü dille diyor ki  “Dünya fitne fesatla harap olmaz. Onu asıl harap eden bilginlerin dalkavukluğudur.”    Aynı konuda Râgıp Paşa da şunları söylüyor:
“Râğıb, müdâhaneyle riyâdır zamânede//Dünyayı sanma cevr ü sitemdir harab eden.”
(Ey Râgıp, zamanımızda dünyayı harab eden zulüm değil, dalkavukluk ve riyâkarlıktır.)
Her iki şâir de kadılık (İzzet Molla), vezirlik, sadrazamlık (Râgıp Paşa) gibi devletin yüksek kademelerinde görev yapmış seçkin kişilerdir. Büyük tecrübelerden sonra bu sözleri söylemiş oldukları muhakkak. Nitekim tarihi gerçekler de onları doğrulamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileme ve çöküş yılları incelendiğinde dalkavukluğun günden güne artmış olduğu görülür. İsterseniz aşağıdaki satırları birlikte okuyalım:
“Bir gün Sultan İbrahim (1640-1648), Sultanzade Mehmet Paşa’ya: Mehmet demiş, senden önceki sadrazamlar, bana bazen itiraz ederler, bu iş nâ-mâkuldür, derlerdi. Senden hiç böyle bir itiraz işitmedim, sebebi nedir?” diye sorar.
Padişahın bu sorusuna Mehmet Paşa şu cevabı verir:  “Siz yeryüzünün halîfesisiniz zıllu’llâhsınız. Kalbinize gelen her şey ilhâm-ı Rabbânîdir. Kavlen ve fiilen sizden hatâ sadır olmaz ki itiraz edeyim. Zâhiren nâ-mâkul gibi görünen bazı hâlât zuhûr etse bile onun altında bazı hikmet-i hafiye vardır ki bizce mâlum değildir. Anın için redde cüret edemem.”
Maalesef bunlar Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşadığımız ve İmparatorluğun çöküşünü hazırlayan acı gerçeklerdir.
Mehmet Akif ne güzel ifade etmiş:
“Tarih’i ’tekerrür’diye tarif ediyorlar//Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”
Üzülerek belirtelim ki geçmişte yaşadıklarımızdan hiç ibret almadık. İbret almadığımız için de tarih tekerrür ediyor. Etnik isyanlar, mütareke basını, yöneticilerin gaflet ve dalaleti... Dün yaşadığımız bu sıkıntıların aynısını bugünlerde tekrar yaşamıyor muyuz?.. Bütün bunlara bir de bilim adamlarının dalkavukluğu eklenecek olursa toplum bu kadar sıkleti kaldıramaz, çöker. Ekranlarda gördüğümüz bazı bilim adamlarının ferdî dalkavuklukları umarım yaygınlık kazanmaz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları