Bilmek Acı Çekmektir

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Tolstoy, “İtiraflarım”  adlı eserinde çok etkileyici cümleler var. İçinde herkesin kendi kendisine sorması ve cevaplandırması gereken sorular var. Olmak ya da sahip olmak arasındaki farka ya da farksızlığa vurgular var. Okuyucularla bir dahi düşünürün ömrünün hülasasını yansıtan bu satırları bir kez daha okumalarını ve düşünmelerini istedim.
Tolstoy, Hz. Süleyman’ın düşüncelerine atıfta bulunarak düşüncelerine derinlik katıyor ve şöyle yazıyor:
Hz. Süleyman Diyor ki her şey boş. İnsanın yer yüzünde sarf ettiği cabadan eline geçen ne? Bir nesil gidiyor, öteki geliyor, ama dünya ebediyen kalıyor. Olup biten şeyler ne oluyor? Keza daha sonra ne olacak? İnsanın yaptığı şey nedir? Daha sonra yapacağı şey nedir; güneşin altında yeni hiç bir şey olmaz mı? Bak, işte bu yenidir diyebileceğimiz bir şey yok mu? Zira bizden önceki zamanlarda o da olmuştur.
Tanrı insanlara öyle bir mutsuz caba vermiş ki, hepsi didinip duruyor. Güneş ışığının değdiği her yerdeki bütün faaliyetleri gözden geçirdim; inanın ki, hepsi de boş ve acıydı.  İçimden şöyle geçirdim: Bak işte, hükümdar oldum. Kudüs’te benden önce gelenlerden daha bilgeyim. Kalbim çok şey öğrendi ve yaşadı. Ve bu sayede bilgeliği, deliliği, akıllılığı öğrendim. Ama anladım ki, bu da zahmetli bir iş. Çünkü bilgeliğin olduğu yerde çok da üzüntü var. Çok öğrenmek isteyen kişinin çok acı çekmesi gerekir.
Vücudumu şaraptan çekeceğim, kalbimi bilgeliğe eğiteyim, deliliğin ne olduğunu anlıyayım, ta ki insanların, gök kubbenin altında yaşadıkları sürece neyi yapmalarının doğru olduğunu öğreninceye kadar. Büyük şeyler yaptım: Evler kurdum, bağlar yetiştirdim, Kendime bahçeler, süs bahçeleri yaptım içimde türlü ağaçlar diktim. Yeşeren ağaçları sulamak için havuzlar yaptım kendime.
Uşaklarım, hizmetçilerin kızlarım ve işçilerim vardı.
Benden önce Kudüs’te olanlardan daha çok sığır ve koyun sürülerim vardı.
Kendime krallardan ve ülkelerden altın ve gümüş hazineleri de toplamıştım. Erkek, kadın şarkıcılar ve her türlü eğlence, her türlü çalgı getirmiştim.
Benden önce Kudüs’te olanlardan daha güçlüydüm, bilgelik de bendeydi. Ama ellerimden çıkan eserlere ve verdiğim emeğe baktığında, gördüm ki, herşey boş, herşey acı, yeryüzünde hiçbir şey kalıcı değil.
O zaman  döndüm bilgelik, akıllılık ve delilik nedir ona bakmaya başladım. O zaman gördüm ki, bilgelik deliliğin üstünde, ışıkla karanlık misali, bilge kafasıyla görürken, deliler karanlığa koşuyor. Ve anladım ki, herkes aynı...
O zaman, içimden şunlar geçti: Delinin hali benimki gibiyse ben ne diye bilgelik peşindeyim?
O zaman gönlümce dedim ki, bu da boş çünkü bilge kişiler hep hatırlanmıyor, deliler de öyle ve gelecek günler her şeyi unutuyor.
Bilge nasıl ölüyorsa deli de öyle ölüyor. Bu sebeple yaşamaktan tiksindim.
Kader kimseye ayrıcalık etmiyor, doğruluk severe neyse, Tanrısıza da öyle, iyiye temize neyse, kötüye öyle, kurban kesene neyse, kesmeyene de öyle. İyinin keyfi neyse, günahkârın da öyledir. Yeminini bozanla yeminden korkan bir. Yeryüzündeki bu hal, kötü bir şeydir.
Bu yüzden de insanların kalbi kötülük dolu, yaşadıkları sürecek kalplerinde çılgınlık var, sonra da ölüm geliyor. Çünkü bütün canlılarda beklemek, ümit etmek diye bir şey var. Zira canlı bir köpek ölü bir Arslan’dan daha iyidir. Çünkü hafızaları unutulmuştur. Öyle ki, artık ne sevilir ne nefret edilir, ne de kıskanılırlar. Ve yeryüzünde olup bitenlerde payları yoktur!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları