Bin Ladin gitti, her şey bitti... Öyle mi?

Kürşad ZORLU

üreselleşmeyle birlikte farklılaşan ve kabuk değiştiren “böl-parçala-yönet stratejisi” yeni yüzyılın istek ve beklentileri doğrultusunda ilkeler, değerler, inançlar ve toplumları geleceğe taşıyacak unsurlara yönelmektedir. Bu yöneliş, hedeflenen tüm coğrafyaları kapitalizmin acımasız yüzüyle tanıştırmaktadır. Ne yazık ki Müslüman ülkeler çoğunlukla bu mücadeleye hazırlıksız yakalanmakta ve değişim konusunda geri döndürülemez bir dayatmayla baş başa kalmaktadırlar. Bugün Müslüman ülkelerde görülen liderlik ve yönetim anlayışı, yapısal ve hukuksal zemin, kaynakların kullanılma biçimi küresel kapitalist ülkelerin oldukça gerisindedir. Ancak buna rağmen dünyanın her hangi bir yerinde, hangi ölçülerde ve sebebi ne olursa olsun eğer bir terörizm yaşanıyor ise orada Müslümanlıktan söz edilmesi mümkün değildir. Çünkü gerçek bir Müslüman asla terörist olamaz. ABD’de ya da başka bir yerde, masum insanların ölümüyle sonuçlanan saldırıların en azından benim ülkemde kabul görmesi mümkün değildir. Fakat küresel emperyalizm ve onun kolları, Usame bin Ladin veya bir başkası tarafından yapıldığını iddia ettikleri terörist faaliyetleri ısrarla “İslami Terörizm” olarak adlandırmaktadır. Öteden beri beyinlere kazınmak istenen ve bir oldubittiyle dünyaya sunulan bu ilişki, Müslümanlığın gerçekleriyle bağdaşmamaktadır.
Sormak lazım; acaba orada burada terörist arayan ABD yetkilileri neden İmralı’ya Kandil’e, Cudi’ye ve Ilgaz’a gelince gözünü kulağını tıkamaktadır? Terörizmle özdeşleştirmek istedikleri Müslümanlık bugüne kadar hangi milleti soykırıma tâbi tutmuş, hangi topluma asimilasyon uygulamıştır? Günümüzde vicdan sahibi olan hangi Müslüman ülke, başka bir ülkenin insanlığına esareti layık görmüş ve üzerine bomba yağdırmıştır? Gerçekten Müslüman olan bir ülke ne zaman başka bir milletin kadınlarına tecavüz etmiş,  yaşlı çocuk demeden katletmiştir? Oysa işgal edilen, soykırıma tâbi tutulan ve her ne sebeple olursa olsun asimilasyona maruz kalanlar Müslümanlardan başkası değildir. Bugün esaret altında yaşamaya mahkum bırakılanlar, acımasızca katledilenler ve üzerine bomba yağdırılanlar yine aynı Müslümanlardır. ABD’nin işgali başlattığı 2003 yılından bu yana Irak’ta ölenlerin sayısının 1,5 milyona, Afganistan’da ise yarım milyona yaklaştığı ileri sürülmektedir. Ebu Garip cezaevinde yaşanan çığlıklar hafızalarda olmasa da, tarihin karanlık sayfalarında hapsolmuştur. Libya, Filistin, Mısır, Suriye ve diğerlerinde hızla derinleşen isyan ve çatışmalar; Doğu Türkistan, Kırgızistan ve Çeçenistan’da yaşananlar, dünyanın zalimleşme ve kültürel emperyalizm konusunda ortaya koyduğu çifte standardı göstermesi bakımından büyük önem taşımaktadır.


Asıl önemlisi
Her ne kadar soru işaretleriyle örülü olsa da, yapılan iddialı açıklamalardan hareketle Ladin’in öldürüldüğünü kabul etmek gerekir. Ancak bu sonuç 11 Eylül’deki travmayla kurgulanan ve geriye dönüp bakıldığında amacından saptırılan küresel işgalleri sonlandırmamaktadır. Aksine küresel emperyalizmin sebep ve sonuçları yeniden kurgulanmaktadır. İsyanlar, işgaller, ölümler ve geleceğinden koparılmış nesiller... Gerçekten onlar da Ladin’le son bulmuş mudur? İşte özgürlük ve demokrasi savaşçıları asıl bu sorunun cevabını aramalıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş