Bir aile meselesi

A+A-
Altemur KILIÇ

Ben izlemedim... Dostlar haber verdi; bir hafta kadar önce marjinal bir TV kanalında biri babam Kılıç Ali’ye ve amcam Mustafa Kemal’in Yıldırım Ordularından Kurtuluş Savaşına kadar emir subayı olan amcam Muzaffer Kılıç’a sataşmış... Mustafa Kemal’in, eşi Lâtife Hanım’dan boşanmasından onları sorumlu tutmuş ve daha da ileri giderek Atatürk’ü içkiye babamın, amcamın ve “mutad zevât” denilen yakın çevresinin teşvik ettiklerini iddia etmiş... Adamın adı Mehmet Öke... Soy adına göre beni çocukluğumda ameliyat eden ünlü cerrah Mim Kemal Öke’nin oğlu; ilkokuldan ağabeyim Melih Öke’nin; yazar araştırmacı Mim Kemal Öke’nin torunu ise üzülürüm... Hepsi düzgün ve dürüst kişilerdi. Bu yalanlar üzerine babam, amcam ve ailem adına cevap hakkım doğdu... Okuyucularımdan bu Pazar köşemde bu hakkımı kullanacağım için özür dilerim!


***




Önce Lâtife Hanım konusu...
Merhume benim isim anam; adım Altemur’u Hamdullah Suphi Tanrıöver’in oğluna o koymuş. Ben Altemur derim, adaşım Altemir derdi...
Anam ve halalarım Lâtife Hanım’ın dostlarıydı. Çankaya’da birlikte çekilmiş fotoğrafları var. Babam da onlar da Lâtife Hanım’ın İzmir’in Uşaklıgil ailesinden seçkin ve kültürlü bir hanım olduğunu söylerlerdi. Ancak Latife Hanım’ı; Mustafa Kemal’i âdeta tahakkümü altına almaya çalışmasını ve emir erleri önünde “Kemal” diye hitap etmesini ve arkadaşları ile sohbetlerini yere bastonla vurarak engellemesinin yanlış olduğu hususunda uyarmışlar. Bunun üzerine Lâtife Hanım kızmış ve onlarla bir daha konuşmamış.
Amcam Muzaffer’e gelince. Fikriye Hanım tedavi için gönderildiği Münih’ten dönüp Çankaya’ya geldiğinde, Lâtife Hanım amcama “Kovun o kadını” emrini verince, amcam “Fikriye Hanım savaş esnasında dert ortağımızdı. Çamaşırlarımızı yıkadı, söküklerimizi dikti... Ben o kadını kovamam” diye diklenmiş, arkasını dönüp gitmiş... Lâtife Hanım da “Deli Çerkes” diye bağırmış!
Mustafa Kemal’i Lâtife Hanım’dan boşanmaya amcamın, babamın ve anamın, halalarımın teşvik ettiği dedikodusuna gelince... Külliyen yalan!.. Neden mi; gençlik yıllarımda bu dedikodular beni üzmüştü. Lâtife Hanım’ın Ayaspaşa’daki evine gittim, isim anamın ellerini öptüm ve bu dedikoduları sordum. Lâtife Hanım da “Yalan” dedi, “babanız ve amcanız aksine Mustafa Kemal’i vazgeçirmeye çalıştılar.”

***

Atatürk’ü içkiye “mutad zevât” babamın ve amcamın teşvik ettiği iddiasına gelince, bir defa amcam Kurtuluş Savaşından hemen sonra Mustafa Kemal’i kızdırmış... Mustafa Kemal de onu yanından ayırmıştı. Sebebi de savaş sona erdikten birkaç yıl sonra İstanbul’a gitmeye karar verince amcama: “İstanbul Valisine telefon et, Dolmabahçe Sarayını hazırlasın” deyince amcam gene diklenmiş: “Paşam biz sultanları, saraylarında kalalım diye mi kovduk?..” demiş. Mustafa Kemal de “Deli Çerkes” diye onu yanından ayırmış ve  1936’da Giresun milletvekili yapana kadar bir daha görmemiş.
“Mutad zevâta” gelince, Mustafa Kemal’i canları gibi seven, canlarını ona siper eden babam ve arkadaşlarının içkinin ölümcül olduğunu bile bile “İç Paşam” demeleri mümkün ve mantıklı mı?..
Aksine, babam anlatmıştı, bir seferinde Atatürk’e içkinin zararlarından söz edecek olmuş Atatürk de aynen, “Kılıç biliyorun ama kafam öyle durmadan çalışıyor ki, teskin etmem lâzım” demiş.
İşte dedikodulara ilk ağızdan tanıklık. Kayıtlara geçsin istedim...

Lâtife Hanımın
kraliçe tavırları
Babamın ağzından bir başka anıyı da nakletmekte fayda görüyorum...
“Lâtife Hanım’ın Çankaya’da kurduğu sıcak ve samimi aile hayatı ilk zamanlar herkesin sevgi, saygı ve takdirini kazanmıştı. Gazi’yi seven arkadaşların hepsi, büyük kurtarıcının başladığı bu yeni hayatın devamından derin bir memnuniyet duyuyorlardı. Ama ne yazık ki o kadar iyi eğitim ve öğretim görmüş olan Lâtife Hanım, kibar tavırlarına rağmen bu samimi ve mutlu hayatı maalesef devam ettiremedi. Gün geçtikçe daha iyi ortaya çıkan doğasındaki bazı özellikleri yüzünden, ailenin dirlik ve düzenliği yavaş yavaş bozulmaya yüz tuttu.
Sonunda durum o şekle girdi ki, Gazi neden hoşlanıyorsa onu yapan Lâtife Hanım; Gazi neden hoşlanmıyorsa onu yapmaya, Gazi kimleri seviyorsa onları sevmemeye, onlara âdeta düşman olmaya ve birtakım hırçınlıklara başladı. Gün geçtikçe bu hırçınlıklar artıyor ve Lâtife Hanım, Gazi Mustafa Kemal ile değil de sıradan bir insanla evlenmiş gibi sevimsiz ve acayip davranışlarla dayanılabilir olmaktan çıkıyordu. Bu hırçınlıkların Gazi’ye eski hayatını arattırdığı artık belliydi. Lâtife Hanım, Gazi Mustafa Kemal’in eşi olduktan sonra bir halk adamının, bir millet şefinin değil de sanki bir hükümdarın eşiymiş gibi kraliçe tavırları takınıyor, Gazi’yi iyiden iyiye sinirlendiriyordu. Gazi, Lâtife Hanım’ın izlediği bu yolu hoş görmüyordu. Ve artık yavaş yavaş eski sofra hayatına dönmek eğilimi gösteriyordu. Nitekim çok geçmedi, eskiden olduğu gibi, bazı akşamları sevdiği arkadaşlarını tekrar sofrasına davet etmeye başladı. Gün oluyordu sofrasında eskisi gibi sabahlara kadar siyasal, bilimsel ve askeri konular tartışılıyor, bazen de eğlence ile saz dinlenerek sabahlanıyordu.
Gazi de insandı... Her insan gibi O’nun da neşeli ve neşesiz zamanları vardı... Lâtife Hanım, her iki durumda da Gazi’ye eza etmekten özel zevk alıyor gibiydi. Bu hareketleri muhakkak ki herkesin dikkatini çekiyor ve herkesi üzüyordu.
Mesela bir akşam Gazi çok neşeliydi. Sofrada konuşuyor ve kahkahalarla gülüyordu. Lâtife Hanım sofrada değildi. Yukarıdaydı. Bu neşeye dayanamadığını gösteren sert bir hareketle yemek salonunun üstündeki odada, bulunduğumuz salondaki avizeyi âdeta yere serecek gibi ter ter tepinmeye başladı. Gürültü davetlileri rahatsız edecek kadar artınca, Gazi sabredemedi, karşısında oturan Salih Bozok’a istemeye istemeye şunları söylemeye mecbur oldu: ‘Salih, yukarı çık, bak, bu terbiyesizliği hangi hizmetçi yapıyor?’ Böylelikle bu çirkin hareketin Lâtife Hanım tarafından değil, hizmetçiler tarafından yapılmakta olduğunu konuklara anlatmak istiyordu. Oysa yukarıda tepinenin Lâtife Hanım olduğunu hepimiz biliyorduk. Lâtife Hanım’ın hırçınlıkları bir ihtar ile bitecek gibi değildi. Aksine hırçınlıkları ve kurdukları yuvayı bozacak huysuzlukları giderek artıyordu.

***

Atatürk, 12 Mart 1923 Pazartesi günü Adana’ya resmi bir seyahat yapmıştı. Üstünde mareşal üniforması vardı. Adana, Gazi’ye olağanüstü bir karşılama töreni yapmıştı. Kadın-erkek, genç-yaşlı, çoluk-çocuk herkes Atatürk’e atılıyor, sarılıp elini yüzünü öpüyordu. Genç kızların ve kadınların Atatürk’ü öpmelerinden Lâtife Hanım’ın hoşlanmadığı, hatta sinirlendiği gözümüzden kaçmıyordu. Gazi, istasyondan çıkıldıktan sonra, Adanalıların hazırladıkları otomobile Lâtife Hanım’ı da alarak bindi ve kendisine tahsis edilen eve gitti. Gazi ve Lâtife Hanım henüz yukarı çıkmışlardı. Lâtife Hanım, sinirlerine hâkim olamayarak, otomobilde kendisinin niçin arkada oturduğunu bir mesele ve tartışma konusu yapmış, Gazi’nin hayli üzülmesine sebep olmuştu. Gazi resmi üniformasıyla, muzaffer bir başkumandan olarak milleti temsil etmekte olduğu için bu tartışma yersizdi. Fakat Lâtife Hanım, bütün tahsil ve terbiyesine rağmen bu gibi durumları takdir edebilecek basireti maalesef gösteremiyordu.
Yine bir gün Gazi ile birlikte Konya’ya gitmiştik. Gazi, istasyonda askeri-mülki erkân ve kalabalık bir halk kitlesi tarafından karşılandı. Lâtife Hanım henüz hazırlanmamıştı. Hazırlanması da biraz gecikecekti. Gazi, karşılamaya gelenleri daha fazla bekletmemek, ayakta tutmamak için trenden yalnız olarak inmeye mecbur oldu. Lâtife Hanım buna çok sinirlenmişti. Vagonun penceresine geldi ve oradan Gazi’ye seslenmeye başladı:
‘Kemal!.. Kemal!..’
Bu durum orada bulunanların üzerinde hiç de olumlu etki yapmamış ve herkesin üzülmesine sebep olmuştu. Lâtife Hanım’ın erkek kardeşlerinden bazılarının İstanbul’da şuraya buraya musallat olurcasına yaptıkları taşkınlıklar Gazi’yi ayrıca üzüyor ve sinirlendiriyordu. Gazi, buna rağmen Lâtife Hanım’ı incitecek tek imada bile bulunmuyordu. Burada belirtmek istediğim bir nokta var: Uşşakizâde Hâlid Ziya Bey’in, oğlunun ölümünden sonra, bir baba şefkati ve acısıyla yazdığı kitaptaki birtakım iddialar hatalı bir düşüncenin ürünüydü.”
Not: İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan “Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları” kitabında daha tafsilatlı bilgi bulabilirsiniz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları