Bir ailenin hizmet öyküsü...

Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Adının açıklanmasını istemeyen okuyucumun gönderdiği uzun biyografik yazıdan -hoşgörüsüne sığınarak aldığım- küçük bölümleri sizlere sunuyorum.
“Mora İsyanı’na destek çıkan Sakızlı Rumların ayaklanması 1822’de kanla bastırılmıştı. Kimsesiz kalan küçük bir çocuk Koca Hüsrev Paşa tarafından evlat edinilmişti. Kendi de köle asıllı olan Paşa, okutmaya ve eğitmeye çok meraklıydı. Diğer evlatlıklarıyla birlikte Sakızlı çocuğu Paris’e tahsile gönderdi. Maden mühendisi olarak yurda dönen bu çocuk, birçok maden yatağının keşfinde bulunduktan sonra bürokraside sadrazamlığa kadar yükselmiş olan İbrahim Ethem Paşa’ydı.”
“İbrahim Ethem Paşa, büyük oğlu Osman Hamdi’yi Paris’e Hukuk okumaya gönderdiyse de delikanlı Hukuk tahsilini bırakıp Güzel Sanatlar okuluna devam etti. Sonra Bağdat’ta Vali Mithat Paşa’nın yanında göreve başladı. Bağdat’ta iken aklı ve gönlü Arkeoloji kazılarındaydı. Bir yandan da durmadan resim yapmaktaydı. Daha sonra Beyoğlu Belediye Başkanlığı’nda bulunurken Müze-yi Hümayun müdürlüğüne getirildi. Bugünkü Arkeoloji Müzesi’nin inşası çalışmalarına başladı. Ertesi yıl da Sanayi-i Nefise, şimdiki adıyla Güzel Sanatlar Akademisi’ni kurdu.”
 “Devir, Mühendis Karl Human’ın Bergama Akropolünü, Şileman’ın Truva hazinesini çalıp götürdükleri devirdi... Bunları yakından takip eden Osman Hamdi Bey ilk Âsar-ı Atîka nizamnamesini 1884’de, ikincisini 1904’de çıkartarak, o zamana kadar ‘Padişahın lütfu olarak’ eski eserlere sahip olan yabancıların fena halde canını sıkmıştı; artık istediklerini götüremeyeceklerdi. Sayda lahitlerine göz koyan Alman İmparatoruna bile ret cevabı verildi.”
 “Osman Hamdi Bey Fransa’da Sayda (Sidon) kazılarının kitabını yayınlatarak arkeolojinin öncüleri arasına katılmıştı. Kâhta’da Nemrut dağı araştırmaları ve şimdi Suriye sınırının hemen ötesinde kalan Rakka kazıları onun bu alandaki ününü pekiştirmişti. Biz onu en çok Kaplumbağa Terbiyecisi ve Silah Taciri adlı tablolarıyla tanıyoruz. O bir yerli oryantalistti; resimlerinden ipeğin parıltısı yansırdı.”
 “Halil Ethem Bey, İbrahim Ethem Paşa’nın küçük oğluydu. Ağabeyi gibi sanata ve tarihe meraklıydı. 1932’de Tarih Kongre’sine “Müzeler ” bildirisiyle katılmıştı. 1925’de tekke ve zaviyelerin kapatılması sırasında Mevlâna ve Eyüp Sultan türbelerinin onun gayretleriyle açık bırakıldığı biliniyor. Tarihi eserlerin talan ve soygunlarına karşı fotoğrafla fişlemeyi ve çalınanların peşini takip etmeyi, belki de ilk akıl eden oydu. Müze müdürlüğü sırasında Salihli yakınlarındaki Sard harabelerinden ABD’ye kaçırılan 35 sandığın 33 tanesini 1924’de geri getirtmiş; İzmir ABD konsolosluğunun kasasında duran Sard sikkelerine de diplomatik yoldan el koydurtmuştu. Birinci Cihan Harbi’nde müstahdem ve gece bekçileri silah altına alınınca müzenin alt katına ikametini taşıyarak gece bekçiliği etmişti ”
 “Çıktık açık alınla!.. Bizim ikinci millî marşımız gibi sevilen bu marşın bestecisi Ekrem Reşit Rey müzeci kardeşlerin yeğenlerinden birisi. Lüküs Hayat’ın bestecisi de Cemal ve Ekrem Reşit Rey kardeşler. Lüküs Hayat opereti kültür değişimiyle ‘şaşıranları’ ‘ti’ ye alan bir hicivdir. Ekrem Reşit Rey’in namazlı/niyazlı bir aydın olduğuna da “İki Kalas, Bir Heves” adlı kitabında Erol Günaydın tanıklık etmiştir. Birileri ‘Beyaz Türk’saptırmacasıyla onları ötekileştirmeye çalışırken bu milleti de aşağılıyor.”
Değerli okuyucuma teşekkür eder; uzun yazısının tamamını bir derginin sayfalarından topluma ulaştırmasını öneririm.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş