Bir cümle

A+A-
Agah Oktay GÜNER

Yakın tarihin önemli bir gerçeğini açıklamak için kaleme almak zorunda kaldığım bu yazı sebebiyle aziz okuyucularımın anlayışını rica ediyorum.
24 Kasım 1981 tarihinde Mamak’ta,  “Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Ülkücü Kuruluşlar Davasında”  iki numaralı sanık olarak savunma yaptım. Tutukevinde hukukçu arkadaşlarımız savunma stratejisini tespit etti. İş bölümü yaptı. Buna göre;  “Faşist İthamını” çürütmek benim sorumluluğum olmuştu. İdamımızı isteyen iddianame:  “Bunlar faşist devlet kurmak için halkı ikiye böldüler, silahlı çatışma çıkarttılar. Hedefleri iç savaşla iktidar olmaktı”  diyordu. Biz faşist olmadığımızı ispat edersek iddianamenin belkemiği kırılacaktı.
Dışarıdaki can dostlarımın, içeride arkadaşlarımın desteği ile okunması 11 gün sürmüş olan iddianameye, her güne bir saat ayırarak 11 saatte cevap verecek şekilde üç klasörlük bir hazırlıkla mahkemenin önüne çıktım. Karşımda, sağımda, solumda bana yönelmiş üç Thomson otomatik silahı taşıyan Mehmetçikler vardı. Demir kafesin içinde, ayakta beş saate yakın sürede savunmamı yaptım. Mahkeme başkanı 11 saat hazırlığımı ifade etmeme müsaade etmedi. İrticalen konuştum. Bir cümle adeta özellikle seçildi ve hep aleyhimize kullanıldı.  “Fikirleri iktidar, kendileri tutuklu bir kadroyu tarih göstermiyor, o kadro biziz”.
Geçen gün (artı 1)TV’de bu cümle Sayın Yaşar Okuyan’a karşı kullanıldı. Sükûnetle bu cümlenin bana ait olduğunu, savunmamda söylediğimi ifade etti. Bu cümleyi bize karşı kullananların ortak gayreti  “12 Eylül Darbesinin MHP’yi kolladığı”  şeklindedir. Bu izansızlar nedense diğer liderler Zincirbozan Koyu’na giderken merhum Türkeş’in tutukevine gittiğini görmez. Aynı mekandan Erbakan ve Doğu Perinçek ekipleriyle duruşmaya otobüsle giderken bizim; penceresiz bir kutu araba ile ayakta balık istifi gibi gidişimizi unutur!..
Vicdandan mahrum peşin hükme hiçbir şey denemez. Solcusu, sağcısı bir cümleyi değil bir sayfayı okusalar çok daha namuslu, isabetli değerlendirir ve konuşurdu. Her cümle en az içinde bulunduğu paragrafla ele alınmalıdır.
Ben 16 ay sonra tahliye edildim. Dava 8,5 sene sürdü. Biz 8,5 yıl pasaportsuz yaşadık. Devlette görev alamadık. Bu çileyi sessizce omuzladık. Allah ölenlere rahmet, kalanlara selâmet eylesin.
Aşağıdaki sözlerimi mahkeme zabıtlarından aynen naklediyorum:
 “Sayın Mahkeme Heyeti, iddianamede sık sık bizim güçlü devlet dediğimiz ve bunun faşizm temayülünde olmamızdan kaynaklandığı ifade ediliyor. 12 Eylül’den sonra kurulan hükümetin ve Sayın Devlet Başkanı’nın konuşmalarını incelediğimiz zaman, Anayasa’dan, en küçük hukuki düzenlemeye kadar temel endişenin “icrayı güçlendirmek” olduğunu görüyoruz. Meclis faaliyetlerini huzurunuzda ifade ettiğim zaman görülecektir ki; eğer MHP’nin Meclis kürsüsünde ifade ettiği, yurdun anarşiden kurtulabilmesi için gerekli kanunlar parlamentodan çıksaydı, 12 Eylül müdahalesine ihtiyaç kalmayacaktı. Öyle ise bu hükümet döneminde bizim siyasi fikirlerimizin büyük bir bölümü uygulama şansına kavuşmuştur. Hükümet kurulduktan sonra getirdiği 7 önemli iktisadi karar vardır. Tüketiciyi Koruyucu Kanun Tasarısı, Küçük Sermayeyi Korumak için çıkarılan kanun tasarısı. Meskeni olmayan yurttaşa devletin mesken yapıp, faizsiz satması ilkesi, iktisadi devlet teşekküllerini kurtarabilmek için “Milli Sanayi Holdingi”ni kurması. Ülkeye üç ayda mal gelmese, üç ay ülkenin fabrikaları bir gram mal üretmese, ülkenin ihtiyaçlarını devletin stoklarından sağlayacak; milli stok kanunu tasarısı, taban fiyatlarının iç politikanın bir sömürü aracı olmasından kurtarılması için “Demokratik Tarım Planlaması”... Bunların hepsinin fikir babası biziz. Türkiye’de ilk defa bunları 1978 yılında “Verim Ekonomisi” adlı eserimde yazdım. Arkadaşlarım da politikada bunları savundu. Ticaret Bakanı iken bir kısmının kanun tasarılarını Bakanlar Kurulu’na sevk ettik. Ne yazık ki hükümet düştü tasarılar kadük kaldı.

 


Fikrimiz iktidar, kendimiz tutuklu
Ekonomide savunduğu bütün fikirler 12 Eylül’den bu yana teker teker kurumlaşan, memleketin kurtulması için genel siyasi tercihimiz olan; ” güçlü devlet ilkesine “ bugünkü iktidarın uyduğu ve dolayısıyla fikirleri iktidar, kendileri tutuklu olan siyasi kadro dünya siyaset tarihinde maalesef yalnızca bizden ibarettir...”
Merhum Türkeş, savunmam bitince Mamak’taki mahkemede boynuma sarılarak,  “Çok güzel hazırlanmışsın Agâhcığım, haysiyetimizi kurtardın, tebrik ederim”  dedi. O dönemin tutukluluk ve hapislik şartlarını yaşayanlar ne yediğimizi bilenler öncelikle inanç ve fikir sağlamlığımıza saygı duymalıdır. Evet Mamak’taki gençlerin sağcısı, solcusu hepsi gençlerimiz işkencenin her türlüsünü bizler de, zulmün envaini yaşadık.
“12 Eylül Darbesi falana karşıydı”  gibi sözler sadece saçmadır. Darbe ülkenin gençliğine ve geleceğine karşıdır. 12 Eylül’le milletin değerleri, gelenek ve görenekleri törpülenmiş, sadece tüketim toplumu olması yolunda alt yapı oluşturulmuştur. Ben ve arkadaşlarımın bir bölümü 14 yıl politikanın dışında kaldık. Zaten hedef bizi siyasetin dışında tutmaktı. Türkiye’yi her şeyden çok sevdik, seviyoruz. Bu vatanın bütün insanları bizimdir, can kardeşimizdir. Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’ni, O’nun değerlerini koruma yolunda inanç sahipleriyle başımız dik, sesimiz gür bıkmadan, yorulmadan milletimizin, devletimizin, tarihimizin düşmanlarına karşı bir granit kaya gibi duracağız. Yarınlar bizimdir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları