Bir de buradan bak

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

"Muhteşem Yüzyıl"ı anlatma iddiasıyla yola çıkıp da toplumun "harem" zaafını çözdükten sonra, "cilveli Hürrem'in fendi"ne bağlayarak reyting rekorları kıran selefinin izindeki yeni "gözde"miz "Kösem" de evlerimizdeki yerini almış -"ev"le pek nadir gerçekleşebildiği için vuslatımız geç fark ettim.

Bir önceki aile ziyaretinde 9 yaşındaki yeğenimi "küçük şehzade Mustafa'yı boğacaklar" diye korku içinde gözyaşı dökerken bulduğumda işin bu noktaya varacağını anlamalıydım; zira önceki gece gördüğüm manzara onu bile mumla aratır halde:

"Hem Sultan Ahmet, hem hanedanın soyunun yürümesi için elde kalan son erkek olan minik şehzade Mustafa ölüm döşeğinde ecel terleri dökerken, sarayın kapılarına dayanan Celali eşkıyası(!)"na diş bilerken yakaladım bu sefer bizimkini!

Senaryo -umarım bundan sonrası böyle devam etmiyordur- neredeyse Kuyucu Murat Paşa diliyle yazılınca tabii, çocuk ne bilsin, "azgın köpekler", "gözü dönmüş gafiller" filan diye anılan Celalilerin karşısına dikilecek neredeyse, ah bir zaman makinesi olsa!

Olmayınca "Bu nasıl insanlık ya..." diye el kol sallamakla yetiniyor televizyon ekranına!

***

"Vay efendim uçak geçiyormuş, kol saati gözükmüş" filan diye Kara Murat filmlerini ezmelere doyamayan yüksek sanat erbaplarının kulakları çınlasın; "French tırnaklı(!) Fahriye Sultan" sahnesinden sonra kopmuş bir izleyici olarak oturup "ciddi ciddi" dizi eleştirisi yapacak değilim; kaldı ki televizyon eleştirmeni de değilim. Ama sadece bir TV dizisinin etkisiyle 9 yaşındaki bir çocuğun "ecdadı"na karşı -nihayetinde hanedanın yahut saraylıların değil tebaanın torunlarıyız sanıyorum büyük oranda hepimiz ve dolayısıyla saray kapısına dayanan o halk oluyor otomatikman bizim ecdadımız(!)- nasıl öfkeyle yüklendiğini görünce bir iki satır karalama ihtiyacı hissettim.

Önceki gece ülkenin hiç de azımsanmayacak bir kesiminin "Safiye Sultan" yahut "Derviş Paşa"yla birlikte dişlerini gıcırdattı o "isyancılar" gerçekten de "ihanetin pençesinde kıvrandıkları için" mi kelle koltukta bir "büyük saray yürüyüşü" başlattılar sizce?

İzleyicide oluşan algıya göre öyle...

Peki ya tarihin "saray tarihçilerinin kaleme almadığı" sayfalarına göre?                                                                                            

Son TV dizisinde, rol aldıkları geçmiş yapımlarda en tiksindirici rolleri canlandırmış oyuncuların hayat verdiği -her şeyi geçtim sadece bu bile yeter sanalı orantısız içselleştirmek ve TV karakterlerinin ardından gıyabi cenaze namazı kılmak gibi bir özelliği olan toplumun nefret etmesine- "isyancılar", iç-dış yığınla "yardımcı" unsur eklenebilir pekala ama her şeyden önce açtılar;

Açıktan ot otlayan geniş bir tabaka  bulunuyordu "üç kıtaya hükmeden o cihan devleti"nin bünyesinde. Ve "payitaht"a köle olarak gelen cariyeler sultan, devşirmeler paşa olurken en altta canı çıkan bu tabaka tamamen devletin asli sahipleri olan Türklerden oluşuyordu!

Bir de hemen buracıktan, tam da sizin, kendinizin olduğu yerden bakın;

"Öz yurdunda parya" olmaktan yakınmıyor musunuz siz de mütemadiyen...

"Ananı da al git" diye ötelenen çiftçi gibi halkın hali...

Soma'da tekmelenen madenci gibi...

-4 derecede tazyikli suyla zatürre edilen TEKEL işçileri gibi...

"Bakan çocukları" paraları sıfırlayamazken vatan çocuklarının hali; atanamayan öğretmenler gibi; evet evet ilk isyanların iş bulamayan medrese mezunlarınca çıkarıldığını düşünürseniz, tam da öyle...

Diyeceksiniz ki "Eh, biz elimizde kılıç saray mı basıyoruz";

Basmıyorsunuz elbet.

Siz de "kendi çağınızın gerçekliğine uygun" yöntemleri kullanıyorsunuz; Gezi'de direniyorsunuz mesela!

"Birkaç ağaç için" başlayıp da sonra bu düzene itirazı olan herkesin kendini ifade platformu olmamış mıydı ve en sonra da amacından sapmamış mıydı o da?

Celali İsyanları da tam böyle... Önce iktisadi sebeplerle başlayıp sonra "adaletsiz düzene karşı direniş"e dönüşmüş ve en nihayetinde bu "ortam"ı kullanmak isteyen "düşman"lar da "çomak" sokmuştur zaman zaman içlerine...

Siz ne kadar "çapulcu"ysanız onlar da o kadar "azgın köpek"tiler!

***

Tımar sistemiyle derebeyliklerin oluştuğu, hem ticaret yollarının değişmesi hem fetihlerin durması yüzünden gelir kaynaklarının kuruduğu, hazinenin meteliğe kurşun attığı ve bütün bunların faturasının ağır vergilerle halka çıkarıldığı bir düzen... Feodalitenin bütün zulmü ensenizde...

Topraksız bırakılmışsınız...

Hepsi bir yana Yavuz Sultan Selim döneminden kalma bir "genetik miras"a sahipsiniz;

Öteki!

Katledilmiş dedeleriniz, nineleriniz... Siz kuytulara sığınarak, vatan toprağında, devletinden kaça-göçe büyütülenlersiniz...

Bir hukuk devletinde yaşıyor olmanıza rağmen İç Güvenlik Paketi'nden sonra neler hissettiğinizi hatırlayın bir;

Türklük düşmanı Şeyhülislamlar eliyle meselenin bambaşka bir zemine çekilerek kendi devletleri cihat ilan etti bu kitleye, sizin hissettiğiniz gibi şüpheye dayalı bir endişe, bir ihtimal değildi "zulüm"; "kader" gibiydi.  "İmana gelmez, merd-i mülhid" ilan edilip katledilmelerine ferman verildi...

Ve sadece önceki gece anlatılan dönemde, sadece o dönemin zalim Sırp devşirmesi Kuyucu Murat eliyle katledilen Türkmen sayısı 100 bin civarında tarihçilere göre...

Keyif sizin, ister izleyin, ister izlemeyin ama eğer ki izlemeye devam edeceksiniz "Celali"lere hakaret yağdırılan sahnelerde, bugüne kadar efelene efelene kim bilir kaç defa mırıldandığınız o türküyü mırıldanın yine;

"Kalktı göç eyledi Avşar elleri,

Ağır ağır giden eller bizimdir.

Arap atlar yakın eder ırağı,

Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.

Belimizde kılıcımız Kirmani,

Taşı deler mızrağımın temreni.

Hakkımızda devlet etmiş fermanı,

Ferman padişahın, dağlar bizimdir..."

Sonra da düşünün bakalım niye?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş