Bir din adamına neden provokasyon yapılır?

A+A-
Afet ILGAZ

Yıllardır fırsat düştükçe yazarım. İsmail Ağa cemaati denilen topluluğun içinde her ne kadar eleştiriyi hak edenler varsa da aslını görmek zorundayız. Onlar,  “Haliç’teki Simonlara”  karşı, o bölgeyi korumaya çalışıyorlar. Nitekim geçen akşam Cübbeli Ahmet Hoca’dan, yani birinci ağızdan bunu duyduk.  “Ekümeniklik, diyalog falan diyorlar, sur içini almaya çalışıyorlar” dedi. İki arkadaşlarının öldürüldüğünü, bunun da bu amaca hizmet eden hadiseler olduğunu biliyoruz.
Cemaatin başı olan Mahmut Hoca hakkında, çok muhterem bir zat olduğundan başka bir şey duymadım. Çevresinde dönen bir çok şeyi, sıhhatsizliği sebebiyle bilmiyormuş ama Ahmet Hoca’nın dediğine göre 1985’ten beri şaşırtıcı bir diriliğe mazhar olmuş. Hatta ben yetişemedim. Televizyonda, stüdyoya bağlanarak, Ahmet Hoca aleyhinde söylenilenlere cevap verirken, onu teyyid etmiş ve destek olmuş.
Bir ara Ahmet Hoca’nın, cemaatine yaptığı konuşmalardan bölümler gösterdiler. BOP eş başkanlığından, İsrail’den, Batılı güç odaklarından falan bahsediyordu..
Galiba dünyanın birçok yerinden din alimleri Mahmut Hoca’ya ödül vermek için Türkiye’ye gelmişler. İddiaya göre bu törenin davetiyesinde de “törene cübbeli, çarşaflı gelmek zorunluluğu var” diye yazılmış. Hoca,  “vallahi billahi” diye yemin ederek bunu yalanladı.
Bu, bir din adamına yapılmış bir provokasyon değil de nedir?
Bir din adamına neden provokasyon yapılır?
İktidarın istemediği ama doğru olan, hak olan şeyleri söylediği zaman, En büyük mezhep imamımız İmam-ı Azam’ı ve bir bilim adamı olan İbni Sina’yı hatırladım bunu yazarken. Onlar daha ağır muamelelere maruz kalmışlardı.
(Bu arada Sakarya’da verilecek Cumhuriyet Bayramı resepsiyonu davetiyesine smokin ve uzun etek mecburiyeti eklenmiş. O uzun etek, tesettür değil, tuvalet anlamı taşıyor. Lütfen işi abartmayalım.)
Ahmet Hoca sempatik bir adam. Televizyonlardaki konuşmalarıyla da sağ, sol, pek çok kesimden ilgi ve sempati topladı. Bilgisi sağlam. Hazır cevap ve çok zeki. Buna şimdi bir de  “Milli” olma vasfı eklendi. Helal olsun valla!


++

 

Yabancılar uyarır ama Yargıtay Başsavcısı, asla!
Türkiye’ye gelen yabancı başkanları düşünün. Her biri Meclis’te bir şeyler söyler, talimat verir ve iktidar milletvekilleri tarafından ayakta alkışlanırlar.
En son, Alman Cumhurbaşkanı geldi. Adeta eziklik içinde, köylülerimizin turistlere gösterdikleri ilgiye benzer bir ilgi ve hayranlıkla gezdirip tozdurup, yedirip içirerek yolladık. Bir de hacı oldular. Başkanın söylediği laflar da doğrusu çok ilgi çekiciydi. Fener rahibinden “ekümenik” diye bahsetmesi ise Ahmet Hoca’nın endişelerini hatırlattı.
Başkan Kıbrıs’a dair, Patrikhane’ye ve ruhban okuluna dair bir sürü talimat verdi ve gitti. Yargıtay Başsavcısı ise sadece kanunlara uymak gerektiğini hatırlattı. İşin en acı tarafı da iktidarın ve Meclis Başkanı’nın başsavcıdan “özür dilemesi” istekleriydi. Kendimizi aşağılamayı ne kadar kolaylaştırdık. Turistlere duyduğumuz hayranlığı da ne kadar ölçüsüzleştirdik!

* * *

Bu konuya bağlı olarak, en son gelişme, AİHM’in Rum yetimhanesinin Patrikhane’ye verilmesi kararıydı. Aytunç Altındal bu konuda şu yorumu yapıyor:
“AİHM’in işe karıştırılması yanlış oldu. Vakıflara kapı aralandı. Burada trilyonluk rantlar var. Müteahhitlere dikkat edilmeli.”
Türkiye ayrıca 26.000 euro tazminat ödeyecek. Bu bina artık  “dinler arası diyalog ve barış merkezi”  olacakmış. Ayrıca Gökçeada, Bozcaada, Burgaz Ada, Heybeli Ada, Kınalı Ada’daki vakıfların da önü açılmış olacak.
Peki Osmanlı vakıfları ne olacak? Kıbrıs’ta ve dünyanın her yerindeki Osmanlı vakıfları?..

Yazarın Diğer Yazıları