Bir DİZİ operasyon

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Türkiye-Ermenistan diyaloğunu konu alan ‘Ayrılık’ dizisi dış politikamızın yeni dönemi için zemin hazırlıyormuş. Televizyon dizileri başka nelerin propagandasını yapıyor?

TRT’ yapımı Ayrılık’ta kurduğu okullar ile Türk Dünyası’na hakim olan Hacı Ata karakterini canlandıran Ahmet Özhan, Kanaltürk’te, Medyatik programında, dizinin Türk dış politikasının bundan sonraki dönemine zemin hazırladığını söyledi. TRT’nin dizisi, “Karabağ işgali bitmeden sınır açılamaz” tepkisi net olan Türkiye ve Azerbaycan Türkleri’ni ılımlı hale getirmeye yeter mi?
Dizi karakterinin ölümünün ardından cenaze namazları kılan bir toplum örneği varken neden olmasın?
Polat Alemdar Irak’ta Amerikalılar’a haddini bildirdi diye, 11 askerimizin başına çuval geçirilmesinin intikamı alınmış gibi derin bir “ohhh” çekilmedi mi?
Üç yaşındaki bebekler “bunlar bebek elbisesi” deyip karpuz kollar yerine göbeği açık Winx kızı kostümü giymiyor mu?
Eğitim sendikaları üç gençten ikisinin kendilerini dizi karakterleri ile özdeşleştirdiğini bildiriyor. Sosyolog ve psikologlar artan intihar ve cinayet olaylarında dizilerin etkisinden söz ediyor. Televizyonlarda yaratılan sanal dünyada şunlar var: Okul koridorlarında geçen çocuk dizilerinde ilkokul öğrencilerinin hemen hepsi “flört” yaşıyor. Bakışmalar, kıskanmalar, aldatmalar gırla... Ağzı süt kokan çocukların hayatı Dallas gibi. Çocuk kahramanlar her dileklerine sihirle ulaştığı için “olmaz”ı tanımıyor. 
Gençlere dönük yapımlarda her tür sapkınlık normalleştiriliyor. Keza “aile” dizileri; kimin eli kimin cebinde belli değil. Toplumu yoğurmak görevine sahip kadınlar mahremiyet, güven, saygı duygularının törpülendiği sabah programları sayesinde paranoya nöbetlerinin eşiğinde dolaşıyor.
Döven, söven, sömüren ağalar “saygın”, sömürülen, ötelenen köylü, hizmetli sonunda illa “hain” oluyor. Vatan için yapılan her fedakarlık, aslında bir mafyavari bir komplonun maskesi.
Tüketim robotları
Maneviyatı yüksek kanalların farklı boyutlardaki dizilerinde her koşulda iyilik kazandığından kapınız, bacanız, malınız, mülkünüz, namusunuz meydanda rahat rahat yatın uyuyun... Nihayetinde amaçlanan da bu değil mi? Derin bir uykuya dalmanızı sağlamak. Televizyonun esiri olarak, beyninizin sadece oradan gelen komutların aktarma üssüne dönüşmesine izin vermek. Şunu giy, şunu ye, şunu oku, şunu düşün, şunu hayal et...
Sanat Tarihindeki önemli dönüm noktalarından biri olan Frankfurt Okulu’nun, popüler kültürün toplumu uyuşturduğunu tespit etmesi Cumhuriyet tarihi kadar eski.  Zaten ulus-devlet yaratmaya adanan ilk yılları saymazsak, cumhuriyet tarihi, bu tezin labaratuar çalışmalarına sahne olarak gelişmedi mi?
Cinnet halimizin altyapısını oluşturan sadece kriz mi? Televizyon karşısında daldığımız rüyalar ile kumandanın düğmesine bastıktan sonra uyandığımız kabus arasındaki uçurum tetikleyici değil midir?
Toplumu değersizleştiren, duyarsızlaştıran, uyuşturan, yozlaştıran, düşünme kabiliyetini kaybetmiş bir tüketim robotuna dönüştüren sistemin dışına neden çıkamıyor bunca insan? Çarkın dışında bekleyeni anlamsız bir boşluk saydıkları için olabilir mi?
Arkadaşım anlattı. Evine temizliğe yardıma gelen kadın “Bebeğiniz Lamia’nın kızına çok benziyor” demiş. Bizimki sormuş “Hangi Lamia?..” Kadın bozulmuş: “Tanımıyor musun, Dudaktan Kalbe’deki Lamia!...”
Tam teslim hale dair bunca örnekten sonra “Bir televizyon dizisi dış politadaki kabul edilemez açılımları benimsememize yardımcı olabilir mi?” sorusuna gerek bile kalmıyor herhalde...
Yıllarca her türlü işgal ve katliamı Hollywood yapımlarıyla meşrulaştıran Amerikalılar’ın bir bildiği vardı demek ki!...


++++++

Derebeyliğe ekran desteği
Bölge ağalıktan gelen yok etme ideolojisiyle, şeyhlikten gelen baş eğme ideolojisinin gelenek haline getirildiği bir tarladır. Buradaki sosyal yapı; siyasetçiler tarafından kutsanmaya bile başladı. Örneğin; ağalık-şeyhlik ideolojisiyle mücadele birinci görevi olması gereken eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik; ’Aşiret/Derebeylik’düzenini yücelten açıklamalar yapıyordu.
Kurtuluş için; kesinlikle, ağa-molla takımını hedef alan bir eğitim planlaması şarttır. Bu süreçte; gazetelerin, televizyonların bile artık ağalık karşıtı bir yayın politikası gütmesi gerekir. Hükümetin bölgede yayına soktuğu TRT 6, diğer adıyla TRT Şeş, işte bu ağalık-şeyhlik düzenini besleyen yeni kanallardan birisi gibi çalışıyor. Ağa-şeyh sömürgen takımının yarattığı değerleri kutsayan bir yayın anlayışı TRT Şeş’te esip duruyor. Bu televizyon kanalı; ilkel gelenekleri öne çıkartarak; çağdaş Türkiye’nin modern vatandaşını mı yetiştiriyor yoksa bin senedir bölge insanına kan kusturan sömürücü takımına hizmet edecek kullar mı imal ediyor?  
* Rıza Zelyut / Güneş


++++++

Herkese Türk usulü Zahid’e Alman usulü!
Türk usulü şöyle.. Bir soruşturmada adı geçen, hakkında ihbar olan kişinin evini polis basıyor.. Didik didik edip arıyor.. Bilgisayarına el koyuyor.. Özel eşyaları dahil bütün evraklarını topluyor.. (İlkokul anı defterini bile.)
O kişi dört gün sorgulanıyor.. Sonra savcının karşısına çıkarılıyor.. İfadesi alınıyor..
Alman usulü ise şöyle.. Bir soruşturmada adı geçen, hakkında ihbar olan kişiyi savcı davet ediyor.. Kişi o gün ve o saatte savcıya gidiyor.. İfade veriyor.. Sonra evine dönüyor..
Doğrusu da bu..
Bizim ceza yasamız da; ‘toplumda belli yeri olan, kaçma ihtimali olmayan kişilerin’ savcılığa davet edilerek ifadesinin alınmasını öngörüyor..
Yani RTÜK Başkanı Zahid Akman’a nasıl yapıldıysa öyle..
* Mehmet Tezkan / Vatan

 

++++++


Toplum uyutuluyor
Medyada uçuşan sözcükler ve deyişler...
Kan davası.. Cemaat.. Aşiret.. Töre cinayeti.. Tarikat.. Vahşet..
Bu garip toplumun reytingci medyası da birinci sayfalarında ve köşelerinde olağanüstü bir çabayla timsah gözyaşları döküyor... Neden?..
Mardin’in bir köyünde töre cinayeti işlenmiş...
Bu kez öldürülenler kalabalık:
44 kişi...
AB Komisyonu üyesi Olli Rehn Efendi bile “şok yaşadığını” açıklamış...
O günleri yaşayanlar bilirler, 1950’de Türkiye sözüm ona demokrasiye geçtikten sonra öğretmen düşmanlığı başlamıştı... Öğretmenler yurdun hangi köşelerinde ve niçin dövülüyorlardı?..
Artık iktidar, ağa, aşiret reisi, tarikat ya da cemaat başının etkisine girmişti...
Öğretmene dayak haberleri basında sıradanlaşmıştı...
Neden?..
Çünkü toplum uyutulmalıydı...
Aşiret reisi, cemaatin başı, tarikatın şeyhi hangi partiyi tutarsa sandıktan o çıkıyordu... Cehalet mi?..
Diz boyu...
Kan davası mı?..
Pöh...
Kadın özgürlüğü mü?.. Sakın ha...
Peki, Mardin’in Bilge köyünde 44 kişiyi öldüren katiller kimler?..
Siz bakmayın dökülen timsah gözyaşlarına...
Katil sen.. Ben.. Biz.. Onlar..
Hele birinci derecede cinayet sorumluları nicedir ‘muhafazakârlık’ ayağına bu ülkeyi dinciliğin siyasetinde afyonlamaya çalışan politikacılar... İktidar sahipleri...
Ama, ilerlemiyor muyuz?..
Gazetelere bakarsanız Mardin’in Bilge köyündeki kan davası cinayetinde son model otomatik silahlar kullanılmış... Peki, ne olacaktı?.. Anayasa Mahkemesi yargıcını son model dinleme aygıtlarıyla mandepsiye bastırmaya çalışanların iktidarında kan davası cinayetinin silahı da son model otomatikmiş... Çok mu?..
* İlhan Selçuk / Cumhuriyet


++++++


Televizyonun ağaları
Seymen Ağa. Samur Ağa. Ömer Ağa.  Boran Ağa. Hanımağa. Son Ağa. Dizi ağaları bunlar.
Kapadokya’ya gitmiştim... Ihlara Vadisi bomboştu, Uçhisar Kalesi’nde kimse yoktu ama, Asmalı Konak’ın çekildiği evde sanırsın avanta çiğköfte dağıtıyorlar... Kuyruktu.
“Çocuklarımıza kötü örnek oluyor” filan diye, mesela Recep İvedik’i yerden yere vuran entel-dantel arkadaşlar, televizyon ekranlarından fışkıran aşiret dizilerine niye ses çıkarmıyor?
Niye?
Dizi ağaları güzel Türkçe konuşuyor diye mi... Yoksa, dizi ağalarının gönül verdiği kızlar, İstanbullu, üniversite mezunu ve mavi gözlü olduğu için mi?
Tamam anladık Memati cahil...
Peki konağın hizmetlisi kimsesiz kızcağızdan gayrımeşru bebek peydahlayan diplomalı Seymen Ağa şerefsizin ağababası değil miydi?
* Yılmaz Özdil / Hürriyet

Konunun uzmanı M.Ali Birand’a sormalı: Ağa dizilerinde topraktan ne fışkırıyor acaba?

 

++++++


Dosyalar iki yıldır Erdoğan’da mıydı?
Başbakan’ın dönemin Genelkurmay Başkanı’nın önüne eşi ile ilgili koyduğu iddia edilen belgeler, şimdi Ümraniye iddianamesinde

Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Fikri Sağlar’ın Birgün Gazetesi’nde yazdığı bir yazı nedeniyle dava açtı ve kazandı. Sağlar, ünlü Dolmabahçe buluşmasında Başbakan’ın Genelkurmay Başkanı’nın önüne eşinin bazı usulsüz ya da lüks harcamalarını belgeleyen bir dosya koyduğu ileri sürmüştü.
Ergenekon davasının iddianamesinde Büyükanıt’la ilgili bölümler de var. Bu bölümlerde Büyükanıt’ın “Ergenekon tarafından izlenip fişlendiği” ileri sürülüyor. En çarpıcı iddialardan biri de Büyükanıt’ın eşinin harcamalarının da kayda geçirildiği ve bir dosya haline getirildiği yolunda.
Büyükanıt-Erdoğan görüşmesi 2007 yılında yapılmıştı. Ergenekon iddianamesine Büyükanıt’ın ve eşinin girmesi 2009 yılında. Sağlar yazıyı yazdığı sırada Ergenekon’da bu iddianame ortada yoktu.
Peki bunu Ergenekon yaptıysa 2 yıl önce Fikri Sağlar bunu nereden biliyordu? İddiasına göre dosya Erdoğan’ın elindeydi. Demek ki Ergenekon iddianamesine şimdi giren dosya aslında 2 yıl öncesinden biliniyordu.
Merakım şu: Erdoğan bu dosyayı Büyükanıt’ın önüne koymamış olsa bile, böyle bir dosyadan haberdar mıydı?
Eğer haberdarsa bu dosyayı gerçekten Ergenekon’cu olarak nitelenen kişiler mi hazırladı, yoksa devletin başka birimleri bir Ergenekon efsanesi yaratmak için mi bu çalışmaları yapmışlardı?
* Can Ataklı / Vatan


++++++


YÜZLEŞME
CIA işkencecileri yargıdan muaf

Başkan Obama ‘çok gizli’ kategorisindeki belgeleri kamuoyuyla paylaştı.. Ama işkenceleri uygulayan CIA’in görevlilerini yargıdan muaf tuttu... Bush yönetiminin bu gerçeklerle yüzleşmesini, özür dilemesini falan da beklemiyor... Aynı Obama Türk halkını yargılıyor, ağır suçlamalar yöneltiyor ve özür dilememizi istiyor.
* Melih Aşık / Milliyet

 

++++++

Diasporanın arkasındaki Alman vakıfları
Meseleyi durmadan kaşıyan ve kendisine hala şerik arayan bir başka ülke daha var: Almanya. Ben senelerden bu yana  “Soykırım iddialarının arkasındaki asıl güç Ermeni diasporası falan değil, Almanya’dır. Diasporayı teşvik edenler Almanlar’dır. Soykırım iddialarını her daim taze tutmaya çalışan kuruluşlara ve akademik merkezlere dikkatle baktığınızda, arkalarında mutlaka bir Alman Vakfı görürsünüz”  diye boş yere yazmıyorum. Arayın, mutlaka bulursunuz.   
*  Murat Bardakçı / Habertürk

 

++++++


MİNİ YORUM
Perşembenin gelişi...

Ümraniye sanıklarından Levent Göktaş’ın avukatı Serdar Öztürk, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin,  Ezberbozan programının yapımcısı Celal Kazdağlı ve sunucusu Tamer Korkmaz hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş. Gerekçe mi?
Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, basın yolu ile hakaret, görevi kötüye kullanma...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları