Bir dönemin anatomisi: “O Yıllar”

A+A-
Özcan YENİÇERİ
Okuyanlar bilir. Bir solukta okunan kitaplar vardır. Onların genellikle içerikleri samimi, gerçekçi, çekici ve merak uyandırıcıdır. Ancak tamamen anı-belge niteliğinde olup da aynı zamanda entelektüel ve stratejik lezzet veren çok az kitap vardır. “O Yıllar” işte böyle bir kitap. Bir kusuru var: O da olayları damıtarak anlatması ve doğrusu çok da kısa olmasıdır.Yaşar Okuyan, adeta çok şeyi anlatmamış yalnızca sezilmesini arzu etmiş. Yaşananların bazılarını “belki ileride” anlatırım diye düşünmüş; bazılarını ise “benimle mezara gidecek” diyerek sonsuzluğa emanet etmiş. Yaşar Okuyan’ın “O Yıllar”ı düşündürücü, üzücü, sarsıcı, etkileyici bir kitap. Her cümlesi okurun hafızasını ve vicdanını kanatıyor. Mamak’ta olan biteni anlatan bölümler, insanı bir anda Drakula’nın zindanlarına sokuyor. İnsanoğlunun nasıl olup da hemcinslerine böyle bir muameleyi uygun gördüğünü düşünmeden edemiyorsunuz.
Yaşar Okuyan bir dönemin en önemli tanığı, sanığı ve aktörlerinden birisidir. Ülkücü milliyetçi hareket sürecini 12 Eylül dönemine kadar içinden sonrasında da dışından izlemiştir. Bu bağlamda Türk milliyetçilerine yönelik olarak düzenlenen komploları, provokasyonları ve saldırıları onun kadar bizzat bilen çok az insan vardır. 30 yıl sonra da olsa anı-belge niteliğinde “O Yıllar” adıyla bunları ortaya koymuş olması, her şeyden önce Türk milliyetçiliği adına büyük bir kazançtır.
Kısakürek ve Türkeş
Kitapta Üstad ile Başbuğ arasında geçen tarihi ve çarpıcı bir konuşmadan söz ediliyor. Darbe ve parti içi demokrasi söylemlerinin, içeriksiz tartışmaların yoğun bir biçimde yaşandığı günümüzde bu konuşma ibret olacak kadar ilginçtir. Okuyan’ın Başbuğ ile Üstad arasında geçtiğini yazdığı konuşmanın bir kısmı aynen şöyledir:
Üstad: “Sizin, Silahlı Kuvvetlerdeki taraftarlarınız, gücünüz ve gençlik içindeki taraftarlarınız ile benim Büyük Doğu Derneği’ndeki gücümü bir araya getirirsek, bu memleketin idaresini ele alabiliriz” .
Başbuğ: “Üstadım, şimdi memleket artık demokrasiye kavuştu. Siyasi partiler var, TBMM var. Meclis’ten güvenoyu almış olan meşru bir Cumhuriyet Hükümeti var. Memleket hizmetimizi parti yoluyla yapacağız. Benim sizden istirhamım, CKMP’yi destekleyelim, ona yardımcı olalım. Meşru yoldan siyasi faaliyet yapalım, halkın teveccühünü kazanalım, o yoldan hizmet edelim”.
Üstadın teklifini Türkeş kabul etmemiş.
Parti içi demokrasi!
Siyasi partilerin, partilerinin dışındaki demokrasiyi yeniden dizayn ettikleri günümüzde 1980 öncesinde Alparslan Türkeş’in bir parti içi demokrasi örneği de kitapta anlatılmış. Yaşar Okuyan “Oylamayla Bakan Belirleyen Parti” başlığı altında şunları yazmış:  “İkinci MC Hükümeti’nde MHP’ye biri başbakan yardımcılığı olmak üzere beş bakanlık verildi. Başbakan yardımcısı Türkeş olacaktı. Ayrıca bir Devlet Bakanlığı, Ticaret, Sağlık ile Gümrük ve Tekel Bakanlıkları da MHP’ye bağlı olacaktı. Türkeş dört bakanın seçimini MHP GİK’e götürerek şunları söylemiş: Biri başbakan yardımcılığı olmak üzere toplamda beş bakanlık olacak. İç tüzüğe göre kimin olacağına karar verebilirim. Ancak ben sizin değerlendirmenize açıyorum. Herhangi bir isim telaffuz etmeyeceğim” diyerek odasına çekilmiş. MHP GİK, müzakere ederek hükümete verecekleri bakanları belirlemişler. Dönemi, MHP’yi ve Başbuğu daha iyi anlamak için Okuyan’ın anıları okunmalıdır.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları