Bir garip ölmüş diyeler...

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Tamam, 25 şehit birden verdiğimiz gün bile “açılıma zeval gelmesin” diye “üç maymunculuk” oynayabilmiş “kadrolar” dan, -MHP Esenyurt Seçim İrtibat Bürosu’nu hedef alan alçak saldırıda katledilen- Cengiz Ayyıldız’ın ay-yıldızlı tabutunu manşetlerinin üzerinde taşımalarını beklemiyordum ama, en azından bir “İleri demokrasiye kumpas”, “Milli iradeye hain tuzak” başlığı aradım dünkü birinci sayfalarda;
I-ıh, yok tabii...
“Başdiyetisyen”in, medya patronlarını karşısında ters L pozisyonunda hizaya geçirdiği toplantıda yazdığı “perhiz” reçetesi hâlâ geçerli demek ki:
- Terör haberleri görülmeyecek.
Medya diyette!
“Kibrit kutusu” kadar izin verilmiş olmalı Esenyurt katliamını yazıp çizmelerine.
Hürriyet, birinci sayfasının eteğinde, ölüm rejimindekilerin kahvaltı sofralarındaki peynir dilimi ebadında - o da Gökçek’in iddiaları üzerinden- haberleştirebilmiş cinayeti. 
Milliyet’te “Kim bu karşıt gruplar” başlığıyla, sayfanın en altında; o da kibrit kutusu boyutunda. 
“Karşıt gruplar kimlerdir” sorusunu öne çıkaran Vatan da kibrit kutuculardan.
Taraf: MHP saldırısında 7 gözaltı, Türkiye: Kardeş kavgasına fırsat vermeyin, Bugün: Bu kanlı olay örtülemeyecek, Aydınlık: MHP’ye silahlı saldırıda 7 kişi gözaltında; hepsi kenarda köşede ve illa ki “ölçek”le yapılmış gibi kibrit kutusu boyutunda.
Bir Yeni Şafak ile Radikal ihlal etmiş reçeteyi; kutu bile değil onlarınki! Yeni Şafak’ınki dikine, Radikal’inki enine uzanmış “kibrit” formunda.
Zaman kibrit kutusu kadar bile olsa selden kütük kapma telaşında:
 “Deneyimli polisler görevden uzaklaştırıldıkça canilere gün doğdu” sözleri üzerine kurgulamış bütün haberi.
Yurt, eh işte, etekte, “bütün tarafların” görüşünü yansıtarak büyük fotoğrafa bakmayı denemiş kendince:
 “Seçime kurşun sıktılar”.
Habertürk sürmanşete koymuş ama “Yan baktın cinayeti” seviyesine düşürmüş, basitleştimiş, adileştirmiş; İstanbul’da bir siyasi partinin seçim bürosunda kan dökülmesini;
 “Taş atan çocuklar” deyip kapatmak belli ki niyetleri!
Sabah’ta yok zaten, Posta’da göremedim, Akşam’da, Cumhuriyet’te, Star’da, Birgün’de, Sözcü’de, Takvim’de, Yeni Akit’te göremedim.
Vay be...
Bütün bu kutuplaşmanın dışında kalıp, her türlü zihinsel prangayı reddedip “suç” un, “komplo” nun, “kirli tezgah” ın, “terör” ün, “illegalite” nin karşı tarafında saf tutarak, Hrant Dink suikastından sonra “Gün ortasında karanlık kurşun” manşeti atabildiğimize göre “marjinal” mişiz biz meğer gerçekten de! Mürekkebi kronik kin olan medyanın “öteki” siymişiz hakikaten de!
Altı delik bir ayakkabıysa merkez medyada “posterleşme” nin ön şartı, Cengiz Abi de ömrü hayatında pek az giyebilmiştir altı delik olmayan ayakkabı! 
Esenyurt’ta, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, saldırıya uğrayan seçim bürosuna gelmesini beklerken ayaküstü sohbet ettiğimiz TBMM Grupbaşkanvekili Meral Akşener’in dudaklarından dökülenler son üç günün özeti:
 “Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin...” 
Hakikaten bir “garip”ti rahmetli Cengiz Abi; naifti...
Sinirsiz, öfkesiz, kinsiz, yüzünde yerleşik bir gülümseme; gülen gözlerinin -görmek için bakarsanız eğer- 
derinlerine gömdüğü ve yeniden baş vermesin diye çırpındığı keder; sonrası kader...
Sanırım 12 Eylül’den önce atıldığı işkencehanelere hapsetmişti insan, insanlığı kirletsin diye musallat olma ihtimali olan bütün kötü hisleri;
İyi niyetleri ile yaşamayı seçmişti.
Söğüt’te kendini Bahçeli’nin önüne atan, yerde yatarken deklanşöre basan adam... Bursa’da demir parmaklıklara tırmanırken bacaklarını delen, kan revan içinde kalan adam... Hatırlamıyorum hangi şehirdi ağaçtan düşüp üstünü başını parçalayan adam... İstanbul’da bir sahnede, piyanonun üstüne çıkıp herkesi şoka sokan adam... Kendini neferi saydığı davayı en güzel haliyle resimlemek, belgelemek içindi bütün çılgın halleri. Ve giderayak başardı; çok az insana nasip olacak türden bir resme imza attı:
Fatih Camisi’nin avlusunda, buz gibi havada cayır cayır yanan binlerce ülküdaşı... Hep nefret ettiği “fitne” yi yenip, aynı tabuta omuz vermiş yeni küskün, eski dostlar; kimbilir belki sayesinde barıştılar... Fatih’te tipi, Eyüp’te yağmur, Esenyurt’ta kar; toprağa düştüğü yerle toprağa emanet edildiği yer arasında; resmi geçit yapar gibi mevsimler... O kortej... Kabristanda kefenini kucaklamak için çamurlara bata çıka ilerleyen o kalabalık... Mezara konulurken başlayan akşam ezanı... Kanının değdiği yerdeki kararlılığı arkadaşlarının; eşlerini, çocuklarını alıp gelen ve “aile”sine sahip çıkan o babalar...
Yüzlerce MHP mitingi izledim; ilk kez Esenyurt’ta gördüm “taban” ı bu kadar birbirine tutunmuş halde. Bir tek Türkçe konuşan esnaf bulamadığım o sokakta; yürüyemedi Bahçeli... Uzanan her eli tuttu, açılan her kola sarıldı. Öz yurdunda paryalaştırılmış insanlar bu tabloyu, balkonlarına astıkları bayraklarla selamladı.
Öyle belliydi ki;
Partizanca bir gövde gösterisi değil; “kuşatma” altındaki bir ülkede  “Türk siyaseti”ne sığınmak, tutunmaktı niyetleri.
Bu da size, gözleri gülen adam, yüreği bahar adam Cengiz Abi’nin son hediyesi...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları