Bir garip ülke olduk!

Sadi SOMUNCUOĞLU

Türkiye’nin nasıl yönetildiğini biliyor muyuz? Cevap: Hayır. Yani, devlet içeriden mi, dışarıdan mı yönetiliyor? Daha da açık soralım; seçilmişler ülkeyi meşru zeminlerde, devletin anayasa ve yasalarına, kendi kurum, kural ve kadrolarına mı, yoksa gayri mesul kişilerle, gayri meşru zeminlerde, kendi kurallarına göre mi yönetiyor? Bu önemli sorunun cevabını, icraatlara bakarak bulmaya çalışalım. 

Misal 1: Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel diyor ki; “Çözüm süreciyle ilgili olarak Hükümetin bir politikası var, o politika yürüyor. Biz çözüm sürecine ilişkin yol haritasını bilmiyoruz, o çalışmanın içinde yokuz. Kırmızı çizgiler aşılırsa gereğini yapacağımızı söyledik, gereğini de söyleriz. 30 senedir bu mücadeleyi biz yürütüyoruz... ülke bütünlüğü kırmızı çizgidir...”Hükümet Sözcüsü Arınç önce; “Bunlar MGK’da görüşülüyor, bilgi veriliyor. Genel Kurmayın çözüm süreci konusunda, hepimizden daha iyi bilgiye sahip olduğunu biliyorum” diyor. Sonra: AKP sözcüsü Atalay; “Sürecin yol haritası henüz bitmedi” deyince de sözünü değiştiriveriyor.
Özel diyor ki; “Bedelli askerlikle ilgili olarak, bizde resmi bir müracaat, bir çalışma yok şu anda.” Milli Savunma Bakanı Yılmaz diyor ki; “Çalışmamızı Cumhurbaşkanımıza sunduk. Bedelli askerlik olup olmayacağına en doğru şekilde kararı Cumhurbaşkanı verir. Yeni dönemde ‘eğer ihtiyaç’ var derse, tasarı Meclis’e gelir.” 
Devletin tepesindeki bu kargaşa, hayret verici değil mi? Terörle mücadele böyle yapılabilir mi? Eğer mücadele, devletin uzman kuruluş ve kadrolarıyla yürütülseydi, Türkiye bölünme noktasına gelir miydi? Düşünelim, ülkenin Genelkurmay Başkanı, KCK ile yapılan ve adına “barış süreci” denilen “mutabakatın”  içeriğini bilmiyor? Süreç için verilen ne, alınan ne? Bunlar nerelerde hazırlanmış bilinmiyor? 
Sormaya devam edelim. 1998-2004 arasında, 6 yıl içinde teröristbaşı yakalanmış, terör dibe vurmuş iken, kanlı eylemler 2004’ten itibaren neden başladı? Adına “demokratikleşme” denilen, Türk milletini etnik gruplara ayırıp, her birini devlete ortak ederek, “barış ve kardeşliği” tesis etme siyaseti, bölücü terörün önünü açmadı mı? Örgütle pazarlıkların 2005’de başladığı duyulunca, iktidar neden bunu, ağır bir dille ve şiddetle inkar etti? Beşincisi Mayıs 2011’de ses kayıtlarıyla medyaya sızan Oslo ve Ocak 2013’de basında yer alan İmralı mutabakatlarıyla ortaya çıkan anlaşmaya göre, “özerklik”, “çatışmazlık” (bölgede örgütün serbest hareket etmesi) ve teröristlerin serbest bırakılması gibi ülkeyi parçalamaya dönük şartlar, nerelerde, kimler tarafından hazırlandı? Bütün bunları devletin ilgili kurumları ve yetkilileri neden bilmiyor? 
Teröristbaşı, Kandil ve bölücü partinin bildiği, dolayısıyla, ihanetin patronları ABD, AB, İngiltere, Almanya, İsrail, Rusya gibi devletlerin anında öğrendiği bu anlaşmalar, Türk Milletinden ve devletinden neden gizli tutuluyor? 
Misal 2: 5 Kasım 2007’de Erdoğan-Bush gizli görüşmesinde, Fehmi Koru’nun yazdığına göre, Ergenekon konusunda mutabakat sağlanıyor. Gerçekten de, 2008’den 2013’e kadar Türk Ordusunun beyin takımı, özellikle de PKK terörüyle etkili mücadele eden komutanlar Silivri zindanına dolduruldu. Ordumuzu itibarsızlaştıracak, “teröristler”, “darbeciler”, “çeteler”, “derin devlet”, “vesayetçiler” suçlamaları, siyasiler her gün tekrarladı. Ne zaman ki iktidar ortakları arasında kavga çıktı, davaların “kumpas” eseri olduğu, “sahte delil ve şahitlerle, imzasız ihbar ve tertiplerle”  insanlara zulmedildiği itiraf edildi. Anayasa Mahkemesi “Adil yargılama hakkı ihlal edildi” kararını verince, cezaevleri boşaldı. Neticede, Türk Ordusunun güzide komutanları tasfiye edilmiş oldu. 
Şimdi soralım; bütün bunlar niçin yapıldı? Ordumuzun zayıflatılmasından, iç siyasete alet edilmesinden, dışarıda ve içeride hangi çevrelerin yararlanacağı belli değil mi? Devletimizin milli ve üniter yapısının değiştirilmesinin önündeki en büyük engel olan Türk Ordusu, böylece bertaraf edilmiş olmadı mı? 
Misal 3: Bu dönemde, özellikle Irak ve Suriye’de yaşanan katliam ve terör olaylarından, yerli ve yabancı basın ve siyaset çevreleri Erdoğan ve ekibini sorumlu tutuyor. Esad’ı devirmek uğruna, IŞİD, Nusra ve İhvan gibi örgütlerin bölgeye yerleşmesinde, desteklenmesinde, Katar’ı da yanına alarak başrolü oynadığı ileri sürülüyor. Bu azılı terör örgütlerinin, Türkiye içinde de 
hücrelerinin bulunduğu, bölgeyle beraber ülkemizin de büyük bir tehlike içine atıldığı değerlendiriliyor. 
Yine soralım: Bu siyaset, devletin hangi kurumlarında müzakere edilerek belirlendi? Erdoğan ve ekibinin kendi başına böyle bir siyaseti belirleme yetkisi olabilir mi? 
SONUÇ: Misaller çoğaltılabilir, ama fark etmez. Yargı ve MEB’de olanlar gibi. Görüldüğü kadarıyla iktidar ülkeyi devletin kurumları, kadroları ve Anayasasına göre yönetmiyor; bu açık. Çünkü devletin, temellerini değiştirmek istiyor. Devlet, buna razı olur mu? Asla. O halde “çok ortaklı - Yeni Türkiye”, ancak dışarıdan, uyandırmadan kurulabilir!.. Demek ki çare uyanık 
olmakta...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş