Bir insan hikâyesi

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Haksızlık yapma imkânı bulamadığı için haksızlığa karşı çıkan, aldatma fırsatı bulamadığı için de aldatanları yeren, çalamadığı için hırsızlığa karşı çıkan nice insan vardır. Onlar, sözde erdem, ahlak ve fazilet kokan düşüncelere sahip görünenler, ellerine geçen ilk fırsatta velinimetlerini dahi linç etmeye kalkarlar.
Riyakârlığa, kara kalpliliğe, birbirini aldatmaya alışan insanlardan vefalı bir davranış beklemek yanlıştır. Eğer insanlar aldatıldıklarını bile bile kendilerini aldatanlarla kucaklaşıp, öpüşerek vedalaşıyorlarsa o zaman bu sonuca katlanmaktan başka çareleri olmaz. Kendileri de seciyeleri de beş para etmeyecek türden ahmaklardır ki arkadaşlık etmek için seciyesi kendilerinden daha bozuk insan arar. Düşük karakterlilerle düşüp-kalkan insanların muhatap olacakları muamele çoğu kez başından bellidir.
Ozbekistanlı yazar Nur Ali Kabul tarafından yazılan ve D. Ahsen Batur tarafından çevrilen “Unutulan Sahiller” adlı romandaki ibret verici cümleler bu bağlamda etkileyicidir. O şöyle yazar; “Ayağım üzengide olduğu günlerde herkes dostum, herkes benim iyiliğimi isteyen kişiydi. Benden akıllı ve tecrübeliler dahi gelip benden tavsiye isterlerdi. Ağzımdan çıkan ahmakça sözler dahi bir hikmet incisi olarak kabul edilirdi. Gölgeme selam verirler, akılları sıra beni göklere çıkarıp, neredeyse peygamber ilan etmeye kalkışırlardı. Bu ise bende hakarete uğramış insan duygusu yaratır, kendimden ve bu insanlardan nefret ederdim. Tanrım beni dostlarımdan koru. Beni başı üstünde taşımak isteyenler yarın bir gün kaldırıp yere çarpacaklardı ve ben bunu bilip, azap çekerdim. Dost bildiklerim başımı yediler.”
Elbette seciyesizliğin, vicdansızlığın ya da kalleşliğin sınırı yoktur. Siyasi gerçekler para, makam, iktidar ve güç karşısında eğilmeyen insanların yaşamlarının çok zor olduğunu göstermektedir. O yüzden bu tür insanların yanında yer almak her babayiğidin yapabileceği bir iş değildir. Bayrağı kaldırıp önüne ardına bakmadan yürüyen dik başlı insanlardan hem güç sahipleri, hem de dalkavuklar nefret eder. Birileri idare edip giderken, suya sabuna dokunmadan ele geçirdiği nimetleri silip süpürürken ortaya çıkan dik kafalı adamları içlerine sindiremezler. Aslında yaptıkları kendilerine tevdi edilen zenginliğin, verilen imkanın ve sağlanan statünün gereğidir.
İnsanlar, sadakate olduğu gibi hainlik etmeye de meyillidir. Yine insanlar zorda kaldıklarında yalnızca kendilerini düşünürler. Bir safra gibi eski velinimetini bir kenara atan insan sayısı sayılmayacak kadar çoktur. Çok az insan bir ömür boyu sadakatli olur ve her tür şart altında gereğini yapar. Bunun çok çeşitli nedenleri vardır. Bilinmelidir ki, insanlar bir makama oturunca itirazları kendiliğinden kısılıverir.
Halife Mansur’un, zamanın en büyük zaferlerine imza atan ünlü komutan Ebu Müslim’e şöyle dediğini tarihler yazıyor: “Ey habis adam! Eğer senin yerinde bir cariye olsaydı, o da senin bugün bulunduğun yere gelebilirdi. Sen bu makama bizim gücümüz ve adımız sayesinde gelebildin...” İyi bilmek gerekir ki, eski çömezinizin size düşman kesilmesinin sebebi, bir zamanlar onun kaderinin sizin ellerinizde olması, onun acizlik ve kusurlarını biliyor olmanızdandır. Karşında el pençe divan duranlar, himmetinden nasip alıp yürüyenler aslında gizliden gizliye ayağının kaymasını, başına bir musibet düşmesini beklerler.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları