Bir kıssa birkaç hisse

A+A-
Ahmet SEVGİ

Okuyucular bizden daha çok güncel konulara dair yorumlar bekliyor. PKK’nın yol kesip haraç topladığı, güvenlik güçlerinin olup bitenleri eli kolu bağlı seyretme durumuna düşürüldüğü, bir valinin Başbakan Erdoğan ile terörist başı Öcalan’ı aynı terazinin kefelerine koyarak kendilerine takdir ve teşekkürlerini bildirdiği, iktidarın, PKK tarafından dağa kaçırılan çocukları dağdan indirme işini BDP ve HDP’ye havale ettiği bir ortamda okuyucunun kültür-sanat yazılarını yadırgaması pek de haksız sayılmaz... Ancak, ben diyorum ki yapılan bunca etnik kışkırtmalara rağmen Türkiye bir iç savaşa sürüklenmediyse, bir kardeş kavgası yaşanmıyorsa bunu sosyal dokumuzun sağlamlığına borçluyuz. Birlik ve beraberliğimizi perçinleyen, sosyal dokumuzu güçlendirense siyaset değil, kültürdür. Bu sebeple, elimizden geldiği kadar sosyal ve kültürel yazılara ağırlık vermeye çalışacağız.
Bu cümleden olmak üzere, bugün sizlere 16. yüzyılda Livâyî tarafından yazılmış olan manzum bir “Yasin” tefsirinden bir kıssa naklederek alınması gereken hisseyi vurgulamak istiyorum:
Bir deve, öldürmek için bir şahsı kovalamaya başlar. Adam kaçarken bir kuyuya rastlar. Kuyunun ağzında iki ağaç kökü vardır. O köklere yapışıp kendini aşağı sarkıtır. Bu arada deve de gelmiş kuyunun başına çökmüştür. Adam aşağı bakar, kuyunun dibinde birbirine dolaşmış dört yılan var. Yukarı bakar, yapıştığı dalları biri ak, biri kara iki çekirge kemirmekte... Adam bu tehlike çemberi içinde ecel terleri dökerken kuyuda bir arı ocağı ve bal petekleri olduğunu görür. Bütün bu yaşadıklarını bir anda unutur ve bal peteğine yönelir. Yazık ki çok geçmeden çekirgeler, asılı olduğu dalları kemirerek keser ve adam kendini kuyunun dibinde bulur.
Sizlerin de tahmin edebileceğiniz üzere kıssada geçen deve “ecel”dir. (Nitekim atasözümüzde de “Ölüm bir devedir, herkesin kapısına çöker” denilmektedir.) Kuyunun ağzındaki iki kök “insan ömrü” dür ki beyaz ve siyah iki çekirge yani “gece” ve “gündüz” insan ömrünü durmadan kemirmektedir. Kuyunun dibindeki dört yılan da “insan vücudu”nu temsil eder ki “anasır-ı erbaa” dediğimiz “toprak, su, yel ve ateş”tir. Kuyudan murat  “dünya”dır. Bal peteği ise “dünya lezzeti”ni temsil eder.
Etrafımızda bunca olumsuzluklar cereyan ederken biz bal peteğine (dünya zevki) yönelirsek bir gün ansızın “irci’î=dön” emriyle karşılaşırız ki artık her şey bitmiştir ve hiçbir pişmanlık kâr etmez.
Öyle ise “Yiyelim içelim, kâm alalım dünyadan” felsefesinden vaz geçerek daldığımız gaflet uykusundan bir an önce uyanalım. Etnik kışkırtmalara, siyasî oyunlara âlet olmayalım. Tek gönüllerimiz bir olsun, bu topraklar hepimize yeter. Etrafımıza şöyle bir bakalım. Etnik çatışmalar, mezhep kavgaları, siyasî çekişmeler ülkeleri kan gölüne çevirdi. Niçin ibret almıyoruz?..
Son söz şairin:
 “Uyan ey milletim uyan, tehlike kapıya dayandı//Ne bu gaflet, alevler bacayı sardı, yürekler yandı.” (Li-müellifihî)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları