Bir 'Mavi Marmara' analizi

Kürşad ZORLU
İsrail-Türkiye ilişkileri ve hükümetin İsrail’e karşı yürüttüğü bir dizi karar ve uygulama, son günlerin öncelikli konusu haline geldi. AKP hükümeti İsrail’le ilişkileri giderek tırmandırırken, İsrail tarafından “Hırsızın hiç mi suçu yok”  dedirtecek açıklamalar geliyor. İsrail makamlarının “üzgünüz ama özür dilemeyiz”  tavrı suçunu örtbas etmek isteyen bir ruh halini ortaya koyuyor. Türk hükümeti ise uzun zamandır sürdürülen “Orta Doğu’da birincil aktör” olma gayesine iyiden iyiye yaklaştığını hissediyor olacak ki yakaladığı bu damarı bırakmak istemiyor. Ancak bu konudaki gelişmeleri daha iyi anlamak için söz konusu süreci başından itibaren tahlil etmek gerekiyor.
Birincisi, Mavi Marmara gemisinin gönderilme kararı ne kadar doğrudur? Kamuoyunun bu soruyu yeterince cevaplamadığını düşünüyorum. Çünkü konu İsrail ve Gazze olunca halkın hassasiyet duyduğu bir alana transfer olunuyor ve en hırçın İsrail yanlıları bile bu durumu sorgulamakta zorlanıyor. Bana göre Türk dış politikası gerek ideolojik olarak gerekse pratikte bir değişim
geçiriyor ve Mavi Marmara bu açıdan Türk dış politikasındaki değişimi simgeliyor. Önümüzdeki dönemde sonuçlarını daha net göreceğimiz bu değişimin sinyalleri ilk olarak Davos’ta verildi; ardından Mavi Marmara ile açığa çıkarıldı. Siyasi iktidar geminin gidişini onaylamakla  -kimsenin İsrail’in bu denli şiddet kullanacağına ihtimal vermediğini düşünüyorum- aslında bugün yaşadıklarımızı o günden kabullendiğini de göstermişti. Dolayısıyla Mavi Marmara gönderilmeseydi bile İsrail-Türkiye ilişkilerinin benzer bir güzergahta olacağını göz ardı etmemek gerekir. Bu yüzden geminin gönderilişinden çok gönderilmesine sebep olan yaklaşıma odaklanmak daha sağlıklı sonuçlara götürebilir.
İkincisi, BM raporu ve İsrail’e uygulanmak istenen ambargo girişimleri. Bir defa BM raporu hakkaniyet ve uluslararası yerindelik açısından meşru değil. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun bu raporla İsrail’in Gazze’de daha meşru güç kullanacağına ilişkin değerlendirmesi, doğruluk taşımakla birlikte, yapılması gerekenleri anlatmaktan çok uzak. Halihazırda Türkiye’nin geri adım atması ya da belirgin bir söylem değişikliğine gitmesi, Orta Doğu bölgesinin İsrail’den başka lideri olamayacağını onaylamak demektir. Peki Elçi’yi geri çağırmak, askeri ihaleleri iptal etmek İsrail’de bir tavır değişikliğine sebep olur mu? Doğrusu bu soruyu ABD’den ayrıksı cevaplamak mümkün değil.
Zaten en can alıcı nokta da burası. ABD sürecin neresinde duruyor? Herkes biliyor ki ABD isteseydi BM raporu daha farklı çıkabilir ya da İsrail vakti zamanında özür dilemeye yanaşabilirdi. O halde ABD neden istemedi? Bana kalırsa bunun tek bir sebebi yok. Ancak Yahudi lobisinin tutumu ve Türkiye’yi belirli kararlara zorlama düşüncesi en büyük etken. Gelin görün ki adamlar kalkmışlar Diyarbakır’a füze kalkanı kuruyorlar. Hem de -kuvvetle ihtimaldir ki- İran’a karşı İsrail’i korumak için. Fakat bu nasıl bir müttefikliktir anlamak güç. Zira K.Irak’ta filizlenen PKK ülkemin göbeğinde cirit atıyorsa, asker sivil demeden canımıza kast ediyorsa ve ABD hâlâ PKK’yı yerle bir edecek zemini yaratmıyorsa, burada bir özeleştiri ve vicdan muhasebesi yapmak gerekmiyor mu?
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş