Bir mesaj ve vatandaşın kimyası

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Yakında ve yakınlardan bir mektup/mesaj aldım. Türkiye’nin daha doğrusu insanlarımızın eskilerinin tabiriyle hali pürmelalini yeni tabirle de genel manzarasını yansıtması bakımından ilginç bir mektuptu. Gözlem, intiba ve tespit itibarıyla önemli unsurlar içeriyordu. Vatandaşın kimyasını gösteriyordu. Bu nedenle bu mektubu okuyucularla paylaşmamak haksızlık olur.

 

Etem Yeniçeri’nin mektubu!
Etem Bey’in yaz tatili için gittiği memleketinden edindiği intibaları içeren mektup şöyle: 
“Mutat olan gezilerimden birisini daha yaptım. Köyümü gördüm, memleketimi gördüm, yurdumu gördüm. Yakınlarımı ziyaret ettim. Onlarla sohbet ettim. Kültürümüzün bir parçası olan kahvehanelerde insanlarla buluştum. İbadet görevimi yapmak için camileri dolaştım, avlularda eşimi, dostumu, hemşehrilerimi velhasıl en temiz duygularla Allah’a bağlı yurdumun insanlarını gördüm. Gündüzleri onlarla konuştum, dertleştim ve hoş duygular paylaştım. Geceleri ise tarihi karıştırdım, Osmanlının son dönemini Kurtuluş Savaşını, Cumhuriyetin kuruluşunu bir kez daha okudum. Çok partili siyasi hayata geçişi ve günümüzde yaşananları bir kez daha düşünmek ve analiz etmek imkânım oldu.
Gördüğüm her şey, duyduğum her söz, konuştuğum her insan Atatürk’e olan sevgimi bir kez daha artırdı. Gözbebeğimiz olan silahlı kuvvetlere -ihtilaller için kızdığım halde- saygım ve güvenim daha da perçinlendi. Cumhuriyetin bekçisi yalnız siz misiniz? Diye kızıyordum onların bu düşüncelerine ama onlara hak vermeye başladım. Milli bütünlüğümüzü kimse bozamaz diyordum. İrtica hiç gelemez diyordum bu ülkeye. Bu millet laiklikten de ödün vermez diyordum, rejime halel gelmez diyordum. Ancak şimdilerde gördüklerim beni düşündürtmeye başladı.
1950’den beri siyasetin dini nasıl kullandığını, siyasilerin iktidar emelleri için akla gelen her kutsal ve ahlâki değeri nasıl kullandığını düşündüm.
Konuştuğum siyasi parti temsilcileri rant peşinden koşan çıkar grupları gibiydi. İnsanlar yardım için kuyruğa girmenin faziletinden dem vuruyordu. İbadeti yozlaştıranlar, cemaatlerin pençesine düşenler ve şeyhlere neredeyse tapanlar vardı güzel ülkemde.
Cumhuriyete, orduya, Atatürk’e düşman olanları görünce hayrete düştüm.
Özcan Bey, yazdıklarım her insanı hayrete düşürecek nitelikte şeyler biliyorum. Ama bütün bunlar maalesef gerçek. Saygıyla” .

 

Karıştırılan kafalar!
Yazılanlar Türkiye’nin kafasının ne kadar karıştığının fotoğrafıdır. Kodları, kavramları ve normları karışık bir ülkenin insanlarının sağlıklı düşünme yeteneğini kaybetmesinden doğal bir şey olamaz. Türkiye’de yaşayan insanlar son dört yıldır neredeyse normal bir gündeme uyanmadı.
Bu ülkede birileri üç yıl içinde belli aralıklarla yirmi küsur darbe planı servis etti. Onlarca suikast planıyla gündem işgal ettiler. Teröristlerin her saldırısı sonrası askeri zafiyet, ihmal ve tedbir eksikliği gündeme getirildi.
AKP iktidarı adeta Cumhuriyet rejimini yargılama iktidarına dönüştü. İnsanların dikkatleri sürekli dış ülkelerle olan ilişkilere yöneltmeleri sağlandı. Yunanla Kıbrıs’ta “kırk yıldır çözülmeyen sorun”u çözüyor, Ermenistan ile açılmayan kapılar açıyor ve “sıfır sorunlu dış politika” ile komşu ülkelerle bütün sorunlar hal yoluna giriyor görüntüsü verildi. Türkiye bölgesel güç, etkin ülke olarak ilan edildi. İsrail’e “One Minüte” denildi. İsrail ise bir vuruşta dokuz Türk yurttaşını katletti.
Sekiz yıllık AKP iktidarı döneminde adeta vatandaşın kimyası bozuldu. Vatandaşların büyük çoğunluğu hayal ile gerçeği, olan ile uydurulanları birbirinden ayıramaz hale geldi. Sonuç ortadadır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları