Bir Söylem Bir Karar

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Başbakan “Kimin yaşamına, giyimine, kuşamına müdahale ettik? Herkes istediği gibi giyiniyor, istediği gibi eğleniyor, içiyor. Aksırıncaya tıksırıncaya kadar içiyorlar bir şey demiyoruz” diyor.
Bu sözler bir zamanlar ülkenin yönetimine el koyan cuntacıların şu sözlerine ne kadar da benziyor.  “Bu ülkede kimsenin namaz kılmasına, oruç tutmasına, hacca gitmesine karışılıyor mu? İsteyen istediği camiye gidiyor. İstediği gibi ibadetini yapıyor. Herkes inancının ya da inançsızlığının gereklerini yerine getirmekte özgür!”
Her iki zihniyet de aynı gerekçeden hareket ediyor. Birincisi “giyim, kuşam, içki” serbest ama benim belirlediğim ölçülere uyulması kaydıyla, diyor. Diğeri de “ibadet, inanç, dua serbest” ama benim çizdiğim sınırlara uymanız kaydıyla bunu yapacaksınız. Bu durumda bir taraf  “camiler açık ama camiye giden yollar kapalı”, diğer taraf ise  “meyhane açık ama oraya giden yollar kapalı” diye yakınıyor.
Başbakan, “tüm yaşam tarzları teminatımız altındadır” diyor. Bir ülkede yaşam tarzları Başbakanlar ya da iktidarlar tarafından teminat altında olduğuna yönelik açıklama lüzumu görülüyorsa orada sorun var demektir. Gerçekte yaşam tarzlarının başbakanın teminatı altında olduğu yerde yaşam tarzları güvence altında değildir, demektir. Demokratik ülkelerde yaşam tarzları her şeyden önce yasaların ve anayasal düzenin güvencesi altındadır. Başbakan ya da iktidar yaşam tarzlarını güvence altına almak ya da almamakla değil anayasal düzenin sürdürülmesini sağlamakla görevlidir.
Başbakan’ın bu söylemi dile getirdiği sıralarda başörtüsü ile ilgili bir karar daha çıktı.

AK Parti’ye çalışan yargı!
Bilindiği gibi başörtüsü, Türkiye’de bir “tesettür” sorunu olmaktan daha çok siyasi bir sorun haline gelmiştir. İş o kadar ilginç bir hal almıştır ki, bugün türban Türkiye’de iktidara gelmenin ya da iktidarda kalmanın en önemli nesnesidir. AK Parti iktidarı ve aynı zamanda onunla birlikte çok geniş bir kitle bugün neredeyse “özgürlük”ten “türban”  özgürlüğünü anlamaktadır. İşte tam da seçim sürecine girildiği bir zamanda, Danıştay siyasetin kronik anlaşmazlık sorunu olan “başörtüsü”ne yönelik bir karar açıkladı.
Danıştay 8. Dairesi’nin, 2010 Akademik Personel ve Lisans Üstü Eğitim Giriş Sınavı (ALES) sonbahar dönemi kılavuzundaki kılık kıyafetle ilgili düzenlemelerin yürütmesini durdurulmasına karar verdi. Danıştay 8. Dairesi’nin kararında, kılavuzda başı açık fotoğraf çektirme ve sınava başı açık girilmesini zorunlu kılan düzenlemelere yer verilmemesi nedeniyle, başvuruda bulunan erkek-kadın adayların fiziksel olarak teşhislerinde güçlük oluşacağı ve sınav güvenliği açısından olumsuz sonuçlar doğabileceğine işaret etmiş.
Karar ilginç. Ortada fiili bir durum var. Türkiye’de insanlar, başı açık ya da kapalı olmasına bakılmaksızın üniversitelere alınmaktadır. Bazı sınavlara da baş örtüsü ile girilmektedir. ALES için verilen böyle bir karar ve gerekçesi de bu yönü itibarıyla her türlü eleştiriye açıktır.
Yargı kararı saygıyla karşılanmalıdır ama ortadaki garip durum da yenilir yutulur türden değildir. Sanki Danıştay ya da yargı, AK Parti iktidarına haklı gerekçeler yaratmakla görevlidir. Tecrübeler zamanlaması ilginç bir yargı kararının ya da münasebetsiz bir Genel Kurmay bildirisinin bir anda Türkiye’deki siyasetin kimyasını bozduğunu göstermektedir. Yargının tam da seçim sürecinde verdiği böyle bir karar siyasetin öznesi olmakta ve tartışmaları da bu zemine çekmektedir. Yargı kararları ve TSK bildirileri, adeta AKP’nin değirmenine su taşımaktadır.
Bu tür kararları küçük şeyler olarak görüp geçmek doğru değildir. Türkiye’de küçük görülen birçok kararın büyük sonuçlar doğurduğu bilinmektedir. Sonuçta unutmamak gerekir ki Türkiye, bilimin nâkile, İslam’ın şekile, tesettürün de kahküle indirgendiği bir ülkedir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları