Bir tahliye ve basınımız

A+A-
Mustafa ERKAL

Mehmet Ali Ağca’nın tahliyesiyle basın bir kere daha kötü bir imtihan verdi. Bu tahliye gayet tabii haber niteliği taşıyordu. Ancak, birçok ciddi konuya ve şahsa gerekli ilgiyi göstermeyen basının bu aşırı tavrı dikkatlerden kaçmadı. Türkiye’de haber niteliği olabilmek için adam mı öldürmek, yoksa dağa mı çıkmak gerekiyor?
Basının bir başka kötü imtihanı da AB konusunda toplumu yanıltması ve yanlış bilgilendirmesi olmuştur. En son kötü bir örnek de; yazılı ve görüntülü basının değişik hesaplar uğruna iktidar yanlısı bir tavır almasıdır. Bu örnekler, üzücü de olsa Türkiye’deki basının büyük bir oranda demokrasinin basını olmadığı görüşüne bizi götürür.
İdeolojik çatışmaların yoğun olduğu ve terörün zirve yaptığı yıllarda teröristleri birer kahraman olarak gösteren gazetelerimiz de unutulmamıştır. İdeolojik tarafgirlikle haber niteliği olmayan olayların haber yapılmasını unutmadık. Dost ve müttefiklerimiz olayları tırmandırıp 12 Eylül’e zemin hazırladı da; ideolojik amaçlarla bazı basın mensupları bundan uzak mı durdu? Darbe davetçisi olmadılar mı?
Türkiye’de devrim yapacağını zanneden, ülkeyi geçmişin Suriye’si veya Küba’sı haline sokacak, devrimci ağabeyler tarafından kullanılan bazı aşırı sol militanların ifşaatları ve beyanları dikkate değerdir. “Biz ideolog da değildik; fikir adamı da. Sadece gençlik heyecanıyla düzeni değiştirmek ve devrim yapmak istiyorduk. Basın, bizlerden bazılarını kır veya şehir gerillası uzmanı olarak takdim ediyordu. Bu bizi hayrete düşürmüştü”  şeklindeki açıklamalar tazeliğini koruyor. Üniversite bahçesinde olay çıkmayınca neyi haber yapacağız diye üzülerek ayrılan muhabirleri de unutmadık. Şiddete ve teröre alkış tutup kamu düzenini korumakla görevli emniyet güçlerini “fruko”  diye aşağılayanları da...
1970’li yılların sonları dikkat çekici olaylara sahne olmuştur. Soğuk Harp şartlarının yoğunlaştığı ve iki süper gücün farklı coğrafyalarda üstünlük savaşı verdiği bu dönemde; Sovyetlerin ilerlemesini durdurabilmek ve yeni mevziler kazanabilmek için ABD’nin atakları vardı. Yeşil Kuşak hareketi ile Müslüman ülkeler, Sovyetler Birliği’nin ideolojisi olan komünizme karşı kullanılıyordu. Afganistan dahil birçok yerde fiili veya fiili olmayan Rus işgalleri ve etkinliği vardı. Bunları kırabilmek için ABD güdümlü darbeler yaptırılıyordu. Türkiye’de karşı görüşlere mensup aydınlar öldürülüyor; olaylar tırmandırılıyordu.
Hazreti Ali’siz Alevilik, Kur’an’ı ve hadisleri dışlayan Hazreti Muhammed’siz İslâm, Türk’süz Anadolu ve Atatürk’süz Türkiye tezgâhları kuruluyor. Milli ve dini geleneklerle çatışan, onları yıkmakla uğraşan sözde muhafazakârlar ortaya çıkıyor. Muhafazakârlığın DNA’sı değişiyor. Milli kimlikle, milli devletle kavgalı, dini gelenekleri reddeden, neoliberal güdümlü, hesaplaşma peşindeki muhafazakâr kadrolaşma, Devlete karşı alternatif egemenlik arayışına çıkıyor.

* * *

Avrupa’da Türk düşmanlığı, İslâm düşmanlığı şeklinde yürütülmektedir. Bizde ise; bazı sapıklar sözde İslâm adına Türklüklerini ifadeden kaçınmaktadırlar. Irkçılığı reddeder gibi görünerek Türk’e karşı ırkçılık yapmaktadırlar. Batı’da sürekli olarak fikir, düşünce, din ve vicdan hürriyeti ile ilgili acı gerçekler ortaya çıktıkça gerçekleri anlar hale geliyoruz. Geçenlerde Hollanda’da bir internet haber sitesinde  “Türkiye’nin dış politikaları”  hakkında köşe yazısı yazan bir Türk genci  “Türkler Ermenilere soykırımı yapmamıştır” başlıklı yazısı yüzünden işinden olmuştur. Bu örnekler çoktur ve uyarıcıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları