Bir tarih talanı ve veda...

A+A-
Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

2006 yılıydı. Durağı uçmak olsun; Dilâver Cebeci kardeşimin Üsküdar’daki evinin çalışma odasında otururken, Çanakkale Boğazı’nı gösteren duvardaki bir harita dikkatimi çekti. Harita üzerinde tabyalarımızın olduğu yerler Arap harfli Türkçe ile yazılıydı. Kendisine bu haritayı nereden aldığını sordum. Hastalığından dolayı adları söylemedeki zorluğu nedeniyle, epey uğraştıktan sonra, haritanın 1909’da Hareket Ordusu ile İstanbul’a giren ve daha sonra Harbiye Nazırı ve Sadrazam olan Mahmut Şevket Paşa’ya ait olduğunu söyledi. Dilâver, bunu söyleyince, benim tarihe olan merakımı bildiği için, bir an, bana şaka yapıyor sandım. Fakat konuşmasını sürdürünce, hiç de şaka olmadığını anladım. Evet, bu harita gerçekten Mahmut Şevket Paşa’ya ait idi; çünkü onun evinde bulunmuştu. Dilâver heyecanlandığımı görünce, beni daha da şaşırtan iki mektup gösterdi; bu mektuplar da Mahmut Şevket Paşa’nın evinde bulunmuştu. Bu mektupları Paşa’ya kim göndermiş biliyor musunuz? Enver Bey (sonra Paşa)! Mektuplar, İttihat ve Terakki Partisi’nin güçlü adı Enver Bey’e ait... Bana gösterdiği ilk mektubu, Enver Bey Trablusgarp’tan göndermiş olabilir. Enver Bey’in ikinci mektubu, başlıklı bir kâğıda yazılmış; daha bir düzenlidir. O da, sanırım İstanbul’a geldiği sırada gönderilmiş olabilir. Tarihleri, aklımda kaldığı kadarıyla 1911-1912 yılları.
Belgeler karşısında şaşkınlığım geçtikten sonra Dilâver’e bunu nasıl elde ettiğini sordum. “Mahmut Şevket Paşa’nın evinde bulundu, bana getirdiler” dedi. Evi nerede diye, sorduğumda o hasta arkadaşım, öfkeli biçimde pencereye gitti, parmağıyla Üsküdar iskelesine yakın bir yeri gösterdi. Ve başladı anlatmaya... 
Sadrazam Mahmut Şevket Paşa 1913’de bir suikast sonucu öldürülür. Üsküdar’daki bu evde oğlu yaşamaya başlar. Bir zaman sonra oğlu, intihar eder. Bunun üzerine bu ev, kapısı kapalı olarak ıssızlığa gömülür. Eskilerin deyimiyle ’metruk’ bir durumda 1990’lara kadar gelir... Yine o yıllarda yerine modern bina dikilir... Bundan sonrasını ise şöyle anlattı:
 “Ben hastalanmadan önce, biliyorsun, Marmara Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi idim. Eski Türkçe ve Arapça’yı bildiğimi bilen öğrencilerim, o gördüğün harita ve mektuplarla bana geldiler. Mektuplara baktım ki, Enver Paşa’nın Mahmut Şevket Paşa’ya gönderdiği mektuplar! Bunu nereden buldunuz dedim. Öğrenciler, sizin evin aşağısındaki konağın yıkıntıları arasında bulduk, dediler. Meğerse konak harap hale gelince, yolgeçen hanına dönmüş. Her gelen bir şey almış, götürmüş... Okula gelirken yolları üzerinde olan konağın bu durumunu gören bizim öğrencilerin payına da, bu iki mektup ile bir harita düşmüş... Allah’tan bana getirdiler. Mevlüt kardaşım, bu belgeleri saklıyorum. Onlara bakıp bakıp ağlıyorum” diyerek bir tarih talanını böyle anlattı.
Geçen gün Dilâver kardeşimin eşi Ayla Cebeci hanımefendiyle görüştüm; mektuplar ve harita hâlâ evlerindeymiş. Yakın tarihle ilgilenenlere duyurulur.
Veda konusuna gelince...
Sevgili okurlarım. Yazılarıma bir süre ara vereceğim. Özel sorunlarımla yoğun biçimde ilgilenmek zorundayım. Bu yoğunluk -haftada bir de olsa- sizlerin huzuruna özenli (dört başı mamur) bir yazıyla çıkmama engel olacak. Çalakalem bir şeylerle sizlere hitap etmektense, bir süre yazmamayı uygun buldum. Lütfen beni bağışlayınız.
30 Ağustos Zafer ve Ramazan Bayramınızı kutlar; hepinize esenlikler dilerim.
Bu vesileyle; yazılarımı sizlere ulaştıran, başta teknik servisteki arkadaşlarım olmak üzere; gazetemizin tüm emekçilerine sevgi ve saygılarımı sunarım.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları