Bir toplumcunun ölümü...

A+A-
Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Adı Halil Eker idi. Onu Antalya Gazipaşa’da tesadüfen tanıdım. Yakınımın yazlığının bulunduğu mütevazı sitede kapı komşuydu. Gazipaşa’nın ferahlık veren akşam serinliğinde hemen hemen her gün sohbet ederdik. İnsan, ülke, emek üzerine konuşurduk. Daha sonra torunumun yıllarca süren sağlık sorunlarıyla uğraşmam nedeniyle; ne Gazipaşa’da, ne de Ankara’da Halil Ağabey’le görüşebildik. Bir zaman sonra yakınımın ısrarı üzerine yine Gazipaşa’ya gitmiştik. Ben Halil Ağabey’i göreceğim diye sevinirken, onun öldüğünü öğrendim. İçim yandı. Kaldığım gün boyunca onu düşünmeden edemedim. Çünkü onun kişiliğinde çoğu insanımızın savrulmuş yaşamlarını görüyordum.
Halil Ağabey toplumcuydu. Aybar’ın İşçi Partisi’ni tutardı. Bayrağımızla, ‘Türk’ adıyla bir sorunu yoktu. Ama insanın insanı sömürmesine karşıydı. Nerede bir yoksul görse içi yanardı. Beni de çok severdi. Benim millî-ulusal kimliği ağır basan toplumcu oluşuma sevinirdi. Hatta beni Sultan Galiyev’e benzetir; ara da bir de “Bozkurt Yoldaş” diye takılırdı. O, haksızlığa baş eğmeyen, emeğin sömürüsüne karşı çıkan yiğit bir insandı! Onun yaşamından biraz söz etmek istiyorum.
Halil Ağabey, Bilecik-Söğüt’ün Koyunlu köyünde 1932 yılında doğdu. Yoksul bir Yörük çocuğuydu. İlkokulu bitirdikten sonra devletin parasız yatılı okullarında eğitimini sürdürdü. Elektrik mühendisi oldu. Uzun yıllar Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü (EİEİ)’nde mühendis olarak çalıştı. 12 Eylül darbesi sırasında Elektrik Mühendisleri Odası’nın Ankara Şubesi Yönetim Kurulu’nda -darbecilere inat- özellikle bulundu. 1981 yılında emekli oldu. 75 yaşında karaciğer kanseri nedeniyle 2007’de Ankara’da öldü. Halil Ağabey için söyleyeceklerim bu kadar değil; onunla yaptığımız sohbetlerden belleğimde kalanların konu başlıklarını sizlere aktarmak isterim.
O, EİEİ’de Turgut Özal’la beraber çalıştı. Özal’ı çok iyi tanıyordu. Tanıyor ve hiç sevmiyordu. Özal’ın varsıldan (zenginden) yana oluşunu ta o yıllarda görmüştü. Anlattıklarının pek çoğunu buraya yazmam mümkün değil.
Ankara’da Bahçelievler’de oturuyordu. Bitişiğinde Kasım Gülek’in evi vardı. Apartman yöneticisi olduğu bir zamanda Kasım Gülek’le yaptığı tartışmaları anlattı. Ve bana şöyle dedi:  “Büyük insan diye bilinenleri tanıdıkça ne kadar küçük olduklarını görmüşümdür.”
Halil Ağabey’in aileden gelen bir geliri yoktu. Devletin o yıllarda verdiği bildik mühendis maaşını alıyordu. Bir ara “Ağabey Bahçeli’deki bu evi nasıl aldın?” deyince, o da “Ankara’da bulunduğum yıllar boyunca akşamları ve hafta sonları öğrencilere matematik dersi verdim. Bu ev, emeğimin, alın terimin bedelidir” dedi. Yine bir sohbetimizde ‘toplumcu’ fikirleri taşımasındaki etkiyi öğrenmek istedim. O da “Beni ilkokuldan sonra devlet okuttu. Yani, halkımın ödediği vergilerle okudum. Benim bu ülkeye, bu insanlara borcum var. Bu borcu; emeği savunan, kişi yararını değil, toplumun yararını gözeten fikirlerden yana olmakla ödeyeceğimi düşündüm. Emperyalizme, ülke varlığının, emeğin sömürülmesine karşı çıktım. Türkiye’de insanın insanı sömürmediği bir düzenin var olması için çalıştım” dedi.
Halil Eker bilge ve şerefli bir vatandaşımızdı. Ve şerefli bir yaşam sürdü. Çalmadı, çaldırmadı; çalanı alkışlamadı! Bu tür insanların varlık süksesi olmadığı için; dostları, arkadaşları dışında yaşamları toplumca pek bilinmez. Ne demiştik yazımızın başında: “Onun kişiliğinde çoğu insanımızın savrulmuş yaşamlarını görüyordum.”
Durağı uçmak olsun!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları