Bir TV dizisi- 3G'ye kadar!

Altemur KILIÇ

Alman Hükümeti, Aydın Doğan’a “Büyük Hizmet Nişanını”, “Grosse Verdienst Kreuz” u verdi... Doğan Bey Türk-Alman Kültür-Medya ilişkilerine hizmetlerinden dolayı bu büyük madalyayı hak etmiştir... Bu vesileyle hatırladım, aynı nişanı bana da vermişti... Türkiye’de ilk televizyonun, Alman yardımıyla kurulmasındaki hizmetlerimden dolayı... Benim bu hizmetimi kimse pek hatırlamaz. Zamanında sadece TRT Genel Müdürü rahmetli Adnan Öztrak, kadirşinaslık göstererek, bana bir teşekkür mektubu göndermişti. Sonraları bazıları  “Ben Kurdum”  dediler. Yakınlarda yayınlanan  “Türk TV Tarihinde” adım bile geçmiyor... TV’nin gelmesinde, kurulmasında, biraz emeğim geçen TRT’nin de kuruluş yıldönümlerinde, hatırlanmak bir tarafa, adım geçmez!. Hatırlayanların bilenlerin çoğu, mesela Mahmut Tali Öngören artık hayatta değiller. Yalnız, Turgut Özakman ve Hukuk Müşavirim sevgili Nükhet Özeken var. Bir de, bu hizmetimin Alman Hükümeti tarafından takdir edilmiş olmasının nişanesi:  “Grosse Verdienst Kreuz”
Dedikleri gibi, “Vefa artık Bozacıda kaldı”... Mesela, hiç yoktan çay tarımını, Rizelilerin direnmesine rağmen, Rize’ye götüren ve bugün çayı o yörenin başlıca geçim kaynağı yapmış olan, ziraat mühendisi merhum Zihni Derin’i, kâğıt endüstrisinin öncüsü Mehmet Ali Kâğıtçıyı kim hatırlar. 1927’de, hemen dünya
radyolarıyla aynı zamanda, İstanbul Postahanesi’nin üstündeki stüdyoda ilk Türk radyosunu kuran ve işleten emekli muhabere subayı Hayreddin Hayreden’i, İstanbul’da Teknik Üniversite’de ilk TV yayınlarını başlatan Profesör Adnan Ataman’ı kim hatırlıyor ve anıyor ki, beni ansınlar!
Ama ben, gene de hiç olmazsa, ölümümden sonra, en fazla, bu hizmetimden dolayı anılmak, hatırlanmak isterim! Fakat bugünkü çoğu yayınlara kaliteye bakınca, hayırla mı anılırım, yoksa lanetle mi, bilmem!

Televizyon macerası
Bugün Türkiye’de binlerce yerel ve milli uydulu kablolu vb TV kanalı var. Bu yazım Türkiye’de  “3G” yani görüntülü cep telefonlarının hizmete girmesinden birkaç gün sonra yayımlanıyor... Bu sadece kişisel iletişimde değil, profesyonel TV yayıncılığında çok önemli bir gelişme... Habercileri görüntüleri olay yerine “omuz-taşınır kamera”, gelene kadar, beklemeden, anında, stüdyolara haber programlarına iletebilecekler.
Dünden bugüne
Türkiye’nin TV devrimine girmesi hiç de kolay olmadı! Biliyorum, çünkü bu mücadeleyi ben yaşadım... TV’nin Türkiye’de başlaması Türkiye’ye adeta zorla, arka kapıdan gelmesi hiç de kolay olmamış, sonunda, benim ve bir avuç arkadaşımın çabalarıyla olmuştu...

Kırmızı kitap
1959’da Amerika’dan ilk defa, Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürü olarak döndüğümde, gerçekleştirmek istediğim projelerin başında Türkiye’ye televizyonu getirmek vardı. TV er veya geç gelecekti, ama birilerinin, birisinin, bu devrim ve proje için muhakkak ilk adımı atmaları gerekti... Ben de, işte “o kişi” olmak istiyordun. Tesadüfen, genel müdürlük makamının raflarında unutulmuş kırmızı ciltli bir belge bulmuştum. Bu, 1957’de, benden önceki genel müdüre, bir Amerikan konsorsiyumu tarafından yapılmış bir TV projesi teklifiydi. Amerikan grubu, bir başlangıç olarak önce İstanbul’da ve Ankara’da, TV stüdyo ve vericileri ve ayrıca, FM radyoları şebekesi kurmayı detaylı bir proje olarak teklif etmişti. Bu teklifin ilginç bir tarafı vardı; yayınlar muayyen saatlerde yurdun üzerinde uçacak bir özel uçaktan, başka bölgelere de iletilecekti... Bu sistem, o sırada Hindistan’da uygulanıyormuş...
Fakat anlaşılan bu teklifi kimse ciddiye almamış, üzerine eğilmemiş ve Kırmızı Kitap iki yıl rafta unutulmuş...
Ben bu yolda çalışmaya hazırlanırken Philips şirketinin Türkiye Temsilcisi Varsakis adlı Rum bir vatandaşımız da, bir TV teklifi getirdi. On yıl sürece, ülkeye sadece TV alıcılarının ithal ve satışının münhasıran Phillips’in tekeline bırakılmasına karşılık, İstanbul ve Ankara’da stüdyo ve vericiler kurmayı teklif ediyorlardı.
Bu projeleri hemen Başbakan’a götürdüm. Merhum Başbakan Menderes, “Televizyon çok önemli, hiç durma bu konu üzerinde çalış,” dedi. Fakat 27 Mayıs darbesi, TV ve diğer
projelerimin gerçekleştirilmesine imkân vermedi, beni de Yassıada’ya götürdü. Orada Yüksek Adalet Divanı’nda, Radyo Davası’ndan yargılandım... Eğer TV çalışmalarında biraz daha ilerlemiş olsaydım, belki TV davasından da yargılanacaktım...
 Darbeden sonra, 1962’de
bakanlığa bu sefer “Radyo ve TV’den sorumlu Bakanlık Müşaviri” olarak döndüğümde, ilk işim TV projesini canlandırmak oldu...
Fakat önce Devlet Planlama Teşkilatı’nın muhalefetiyle karşılaştım... “Türkiye daha televizyona ve ağır maliyetine hazır değil, hem personeli nereden bulacaksınız” diyorlardı. Konuyu, DPT’nin o zamanki Başı Ziya Müezzinoğlu’yla, Abdi İpekçi’nin bir Radyo programında tartıştık. Son vuruşu ben yaptım, “Ziya bey, Türkiye’de televizyon, size rağmen er geç kurulacak, zaman kaybetmeyelim” dedim, çok kızdı! 
O sırada Milliyet gazetesinde, TV’nin faydaları ve zorunluluğu, hatta uydulardan yayınlar yapılacağı için, kaçınılmaz olduğu hakkında yazılar yazıyordum, 
Daha TV yoktu ama on kişilik bir gurubu yayıncılık programcılık öğrenmek üzere Alman Teknik yardımından yararlanarak. Hamburg Televizyonunda staja gönderdim. Bir köşe yazarı “Altemur’un Çiftliği mi ki, olmayan TV için yurt dışına adam yolluyor” diye bana çatmıştı!... Sonra bu ekip televizyonun ilk yöneticileri- programcıları vb oldular.
Bu arada televizyonun etkisini, önemini göstermek için, Ankara Radyosu’nun vitrinine büyük bir ekran koydurdum ve bir stüdyodaki, Türk Müziği programı kapalı devreyle, bu ekranda yayınlandı. Halkın izdihamından camlar kırılacaktı!

Arka kapıdan
DPT dayattı; televizyonu beş yıllık plana koymadı, ama ben de ısrar ettim, hükümet kararnamesiyle, “TV eğitim stüdyoları” olarak, arka kapıdan Türkiye’ye girebildi! Ve sonunda ilk TV yayınları, Ankara’da 1968 başında başladı. Daha önce İstanbul Teknik Üniversitesi’nde, “eğitim maksatlı TV yayınları” başlamıştı
İşte böyledir bu hikayet!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş