Bir Ülkücü babanın isyanı

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ
2010 yılına dair beklentilerimi kaleme almayı düşünürken bir dostun memleketim Kayseri’den gelen sitem dolu yazısı yüreğimi burktu. Türk Milliyetçiliği hareketinin her devresinde kesintisiz fedakarlık yapan bir ailenin Ülkücü oğluna yapılan insanlık dışı olay beni de utandırdı. Bugün Vedat Şahin’in oğluna reva görülenin yarın sizin, benim evlatlarımıza da yapılmayacağını kimse garanti edemiyor. Ülkücülere ve Ülkücü ailelere ibret olsun diye Vedat Şahin’in mektubunu paylaşıyorum:
 “Maziden atiye uzanan, içinde milyonlarca hikayesi, destanı, kahramanı olan bir köprü.. Ergenekon’dan Viyana’ya uzanan bir köprü.. Türk’ün köprüsü.. Tüm ihanetlere, tüm saldırılara rağmen dimdik ayakta durmaya çalışan, bir öldükçe bin dirilen, ağırlığını ve vakarını on bin yıllık tarihinden alan Türklük köprüsü.. Ve bu köprünün bir diliminde Ülkücülük.. Ülkücüler..
24 Aralık 2009 Perşembe günü bir lise öğrencisi Melikgazi Ülkü Ocakları’na davet edilir. Tereddütsüz davete icabet eder. Neden etmesin ki ? Ülkü Ocağı babasının ocağıydı. Ülkü Ocağı vefatından sonra adını aldığı Ekrem dedesinin ocağıydı. Annesinin karnında iken başlayan Ülkü ninnileri, Ülkü türküleri halen kulaklarındaydı ve ruhunun her hücresine gül kokusunca kılıç keskinliğinde sinmişti.. Ağabeyinin adı Atabey Kürşat, ablasının adı Gökçen, kardeşinin adı Atahan idi.. Her zaman gidip ders almaya, bilgi almaya, öğrenme sevincini yaşamaya gittiği yer. Ülküsünün ocağı.. Türk’ün, Türklüğün, Türklük Ülküsünün ocağı.. Neden gitmesin ki? Bir sonsuz Ülkünün, bir yüce milletin sevda kapısı.. Aşk kapısı Ülkü Ocakları.. Bu kapıdan girilir Ülküye, millet sevgisine, vatan ve bayrak aşkına..
Bugün.. bugün kahrımdan ölüyorum. Bugün tarif edilemez ölçülerde utanıyorum. Dahası anlatmayla dilim varmıyor, gönlüm razı olmuyor. Utanıyorum Ülkü Ocakları ülkücülüğü temsil etmiyor demeye.  Utanıyorum bugün Ülkü Ocakları misyonunu ve vizyonunu yitirmiş demeye. Utanıyorum kendi çocuğuma Kürşat’ıma, Gökçen’ime, Alper’ime, Atahan’ıma ülkücü kal demeye.
24 Aralık 2009 Perşembe. Bir lise öğrencisi, Ülkücü öğrenci Türklük ateşiyle, vatan ve bayrak aşkıyla yanan.. İlla ki özgürlük, illa ki vatan, illa ki Turan diyen bir öğrenci.. Melikgazi Ülkü Ocağı’na çağırılır. Kendine Ülkücü adı veren Ülkü düşmanları tarafından falakaya yatırılır. Yürüyemez hale gelene kadar.. ayak parmak kemikleri çatlayıncaya kadar dövülür. Utanıyorum, utanıyorum, utanıyorum..
Ülkücülerin sıkça kullandığı sloganların, inancın kısa ve öz ifadesinin anlamını bilen var mı?
Ülkücünün haksızlığa ve esarete tahammülü yoktur. Ülkücü suskun şeytan.. baş eğen köle olamaz. Ülkücü yaradılanı Yaradandan ötürü sever. Temel düsturu ve vazgeçilmezlerinden birisidir sevgi. Ülkücü kainatı ve kainattaki tüm yaradılanları sever, sevmek zorundadır. Yoksa Allah’a olan inancından söz edilemez bir ülkücünün”
Vedat Şahin’in bu ibretlik mektubunda aslında çok daha ağır cümlelerin olduğu paragraflar vardı. Her şeye rağmen tamamını yazamadım. Yetkilileri uyarma görevini yerine getiriyordum. Merhum Alparslan Türkeş’ten sonra Ülkü Ocakları’nda yeni Ülkücülerin yetişmeyişi sebepsiz değilmiş.. Mensubu olmaktan her daim gurur duyduğum Ülkü Ocakları’nın bu duruma düşmesinin tavandan tabana kadarki tüm sorumluları tarih ve millet önünde hesap verecektir. Her şeye rağmen 2010 yılının Türk milliyetçileri’ne, Ülkücülere, Türk milletine, İslam alemine ve bütün insanlığa hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları