Bir yemin töreninin düşündürdükleri

Altemur KILIÇ

Bu yazım da, duygusal bir yazı olacak; insanlar yaşlandıkça daha duygusal oluyorlar! “Hamaset” desinler, “beylik sözler” desinler, “milliyetçilik palavrası” desinler, ben içimden geldiği, hissettiğim gibi yazıyorum!
Bu yazı, daha sonra, şu sırada azmakta olan “Ordu düşmanlığına” ve de özellikle TESEV denen “Soros Vakfının” “Güvenlik” raporu ve bu raporu yazan malum kişilerin ve yandaşlarının, “bilimsel” analizleri hususunda yazacaklarıma bir girizgâh olacak. Bu “asker” düşmanları Orduya karşı nasıl, peşin “duygusal” kin ve nefretle dolularsa, benim de duygusal olmaya, en az onlar kadar hatta daha fazla hakkım ve sebebim var!


Asker yemini
Önceki gün, 10 Temmuz’da, Burdur’a, torunum Tolga Alemdar’ın, kısa dönem askerlik görevini yaptığı, 58. Piyade Alayındaki yemin törenine gittim... Alanya’dan gidiş- geliş, 550 km yolu kat ettim... Orada da, tören alanına varmak için, bu yaşlılık halimde, metrelerce yolu seve seve, heyecanla yürüdüm... Tören muhteşemdi. Dünyanın dört köşesinden 4000’e yakın genç, kısa da olsa, askerlik görevlerini yapmaya koşmuşlar ve ant içiyorlardı. Aralarında Bilal Erdoğan da vardı.
Gençlerin görünüşleri, esas vaziyette duruşları, yürüyüşleri muhteşemdi. Alay sancağı geçerken, İstiklal Marşı okunurken, saygı duruşunda gözlerim yaşardı... Ve elli dokuz yıl önce ettiğim “Asker Yeminini”, sanki onlarla birlikte ben de, tekrarladım.
“Asker yemini” şöyle; “Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada her zaman ve her yerde milletime ve cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime ve askerliğin namusunu, Türk sancağının şanını, canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda eyleyeceğime namusum üzerine ant içerim” Bu yemin, Türk Ordusunun ruhunu ve anlamını ifade ediyor. 
Bugün Türk Ordusuna saldıranlar, eğer askerlik görevini yapmışlarsa bu andı içmişlerdir. Merak ederim; içtenlikle mi yoksa tek ayakları üzerinde mi? Eğer içtenlikle ise ve o sırada asker olmakla ve ordularıyla gerçekten iftihar etmişlerse, sonra nasıl, neden değişmişler? 
Yoksa asker düşmanlığı onlarda ataerkil mi? “Cinsel tercih” kökenli mi? “vicdani retçilik” gibi, entelektüel şıklık mı? 
Ve düşündüm;  Burdur’daki törende ant içenlerden bazıları, sonra bu yemine ihanet edebilirler mi? Sanmıyorum, çünkü oradaki geçler olgunluk çağındalar, artık bozulmalarına pek imkân yok!..
Fakat daha gençlere, uzun süre askerlik yapanlara sonra ne oluyor? Üniversitelerde, Polis Akademilerinde ve okullarında, maalesef sayıları fazla, öğretim üyeleri onların kafalarını karıştırıyor, beyinlerini yıkıyorlar!
Orduya düşman olanların bir kısmı, ilke olarak, orduya, askerliğe, karşı değiller. Ordunun bir zorunlu işlevi olduğunu, kerhen kabul ediyorlar,  ama onlara göre, Türk Ordusu, AB kriterlerine uygun bir Ordu, AB Ordusu olmalı! Kısacası; Türk Ordusunu silah ve teknolojiden fazla güçlü bir ordu yapan ruhtan, “Ordu Millet” ruhundan arındırmalı!
Bu düşüncenin özeti ve şifresi, Ordunun yeminli düşmanlarından Murat Belge’nin yazısının başlığında: “Türkiye’de aktif bir azınlık toplumun canına okuyor.” Azınlıktan muradı Komutanlar! 
Ve şu sırada, son “askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını sağlayacak” yasanın peşinden gelecek “düzenlemeler”, TSK’yı “hizaya” sokacak!
Geçmişte, bazı askerlerin, general ve subayların 27 Mayıs “Cunta Darbesinde” ve “12 Eylül” müdahalesinden sonra yaptıkları hatalara rağmen milyonlarca Türk insanı ordularına düşman olamazlar. Ve mağdurların büyük çoğunluğu bu hataları Orduya mal etmemişler ve haklarını helal etmişlerdir. Allah Türk Ordusuna zeval vermesin, çünkü zeval TC’nin sonu olur...

 

Bir ölüm yıldönümü
Dün -14 Temmuz - babam rahmetli Kılıç Ali’nin 38. Ölüm Yıldönümü idi... Sevgili kardeşim Esat Atalay tarih köşesinde  hatırlatmış. “Bize ne” ? diyecekler ama aslında bir simge olarak çok şey... Kılıç Ali, hayatının 19 yılını Mustafa Kemal Atatürk’e vakfetmiş, vücudu ile ona siper olmuş ve sonunda sevgili Atatürk’ün gözlerini o kapatmıştı.. Onun mücadelesinin bir askeri idi.. Bu vesileyle, şu sırada Mustafa Kemal’in ve arkadaşlarının yaptıkları boşuna mı gidiyor? Mezarı başında ona fatiha okuyamadığım için bunları yazdım!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş