Biz de "günah işleme özgürlüğü"yle yırtabilseydik eğer...

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Şuracığa yazdıklarımızdan dolayı uğrayacağımız olası trol saldırılarından, Emniyet'e ifade, adliyeye savunma turlarından filan "günah işleme özgürlüğümüzü kullandık" diyerek yırtabileceğimizi bilseydik biz de mesela;

Yani gazeteciler için de "yasal muafiyet" var olsaydı, dinin doğru ile yanlış arasındaki son kararı ebedi sınavımız olan nefse bırakmış olmasından kaynaklı yükümlülüklerimiz için...

Bilseydik ki sembolizmin dibine vurup, alay eder gibi ezdikleri hayatlarla, hakkımızda dava açılmasına yol açan habere sebep "operasyon"un yıldönümünde uğratmayacaklar "hukuk eliyle intikam" operasyonuna...

Yahut...

Hadi uğrattılar...

Bilseydik ki hâkim "niye yazdın" diye sorduğunda, "kayıtları dinlediğimde montaj olmadığını, gerçek olduğunu hissettim" demek kâfi olacak masum olduğumuzu anlamasına...

Bilseydik ki "yazıya konu şahıslar ne kadar itiraf etmeseler de, bizde hırsızlık yaptıklarına, yolsuzluk yaptıklarına, vatana ihanet ettiklerine, terör örgütüyle iş birliği içinde olduklarına dair bir kanı oluştu" deyince belgeye, delile filan gerek yok, üzerimize atılı bütün suçlamalar düşüverecek bir kalemde...

Bilseydik ki "haram satır yazmadık" yetecek kamu vicdanında da aklanmış sayılmamıza, her gören "yazıyorlar ama çalışıyorlar" -ne demekse- gibi ucube övgüler düzecek arkamızdan...

Bilseydik ki "bu basın özgürlüğüne yönelik darbe girişimidir" dediğimiz andan itibaren tersine dönecek mevzu; gazetecileri tehdit eden, hedef gösteren, kelepçeleyen, kelepçeleten, yargısız infaz eden, hukuksuz şekilde hapseden kim varsa "demokrasinin dördüncü kuvvetini düşürme girişimi"nden "paralel" ilan edilecek rejime; ve biz  bacak bacak üstüne atıp "bundan sonra o düşünsün" diye keyif çatabileceğiz koltuklarımızda...

Bilseydik ki zihinlerinde kendilerinden olmayanlara karşı biriktirdikleri milyonlarca kin, nefret zerresini sıfırlayacak bir makine da icat edildi ama sadece "adalet" olacak yaptıklarımız ile yapmadıklarımızı tartan terazi...

Emin olun dün evlerinize, iş yerlerinize giren bütün o gazetelerin manşetleri bambaşka olacaktı.

Olmadı.

Çünkü hiç öyle rüzgâr yaptıkları gibi kahramanlık filan olmuyor; kendimizi biraz daha yazamaz hale getiriyor bu saatten sonra her doğruyu, her yerde yazıp-söylemeye devam etmek.

Ve gazeteci olarak utanmadan -çünkü evet yazmamız gerektiği kadar yazamıyoruz demek utanç verici bir hal aslında- bulunabiliyorsak bu itirafta; bize sitem etmeye yüzünüz olmadığını bildiğimizden galiba!

Dün "kovulan gazeteciler kervanı"ndan Mustafa Hoş hatırlattı:

İGDAŞ, AKBİL, İETT, İSFALT, BİLBOARD; 16 yıl geçti

ALİ DİBO; 9 yıl geçti

DENİZ FENERİ; 2 yıl geçti

17-25 ARALIK; 2 yıl geçti...

Ve bütün bu zaman aralıklarının her birinde kaç kere sandık konulduysa önümüze;

Her defasında "iktidar"ı hediye ettik müsebbiplerine!

Muhalefet milletvekilleri, liderleri kendilerine pay çıkarmıyor olabilirler bu tablodan;

Ne olur biz çıkaralım...

En azından kimsenin henüz dinlemeyi beceremediği vicdanımızda korkusuzca sorgulayabilelim;

Neydi Müslümanlık?

Dostlar ibadette görsün mü; yoksa kimsecikler görmese de "güzel ahlak"tan sapmamak mı attığımız her adımda...

 

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş