Biz Kıbrıslılar

A+A-
Rauf DENKTAŞ

UNDP’nin de katılımı ile yapılan kamu yoklamalarında her iki tarafın görüşmecilerini düşündürmesi gereken sonuçlar elde edildi. Kıbrıs meselesini halletmek için 1968’den bu yana başlayıp, kesilip yeniden devam eden görüşmelerde olumlu, adil, kalıcı bir sonuç elde edilememesinin temel nedenleri bu kamu yoklamasında görülebilir. Bunlara bir göz atalım:
Rumların yüzde sekseni “Kıbrıslı” deyimi “Biz, adanın %80’nini teşkil eden ellino kipriyo’yu anlatır” şeklinde yorumlamaktadır. Hatırlanacaktır, Rumların ilkokul tarih kitaplarını inceleyen Perdikis de bunu doğrulamış ve “Rumlara göre Kıbrıslı deyimi içinde Türkler yoktur” bulgusuna varmıştı. Halbuki biz Kıbrıslı Türklerin yüzde kırk beşine göre “Kıbrıslı” deyimi  “Kıbrıslı Rum ve Türkleri ifade etmektedir” .
Daha önce de yazmıştım, New York’ta o zamanki Yugoslav Büyükelçisi bana çok iyi haber verdiğini zannederek beni şoka sokmuştu. İyi haber şu idi: Kipriyanu biraz önce buradaydı. Konuşmamız esnasında Greek Cypriots ifadesini kullandığımda Kipriyanu ’Greek Cypriot yoktur, Cypriot vardır’diyerek beni ikaz etti. Demek ki bunlar Yunanistan’dan kopuyorlar, Kıbrıslılar için barış yolu açılıyor demektir’demişti. Kendisine ’Sayın Büyükelçi ben şimdi alarma geçiyorum; bunlar Kıbrıslı Rum değillerse ve Kıbrıs milletini oluşturan Kıbrıslılar iseler, biz ne oluyoruz? 
Büyükelçi elini alnına götürdü: “Allahım ne iş? Kıbrıs milleti içinde azınlık oluyorsunuz”  demişti. Demek ki, bugün değişen bir şey yok. Yabancılar “Kıbrıs meselesini Kıbrıslılar çözsün” derken Kıbrıs’ı Rumlara teslim ettiklerinin farkında da değiller ama bizdeki gafillere ne diyelim? Sadece temeldeki bu görüş ayırımı halledilmedikçe görüşmelerde varılacak bir sonucun kalıcı olması mümkün mü?
Antlaşmalarının en zayıf noktası bu olmuştur. Bu anlaşmalarda Türk tarafı, Koloni idaresinden kalma “Türk cemaatı, Rum cemaatı” sözcüklerinin ve bunların ifade ettiği toplumların eşitliğini benimsemişti fakat bizim “Rum” dediğimiz, kendilerinin ise “Kıbrıs’ın Elenleriyiz, Kıbrıslılar biziz” dedikleri ve toplumlarını “Kıbrıs milleti” olarak görmelerinden kaynaklanan çelişki, “çelik gibi garantilenmiş, yıkılmaz” addettiğimiz 1960 Antlaşmaları ile kurulan ortaklık devletinin sonunu getirmiştir.
Şimdiki Talat-Hristofyas görüşmeleri yine Türk toplumu ile Rum toplumu ifadelerini kullanmaktadır. Tek Kıbrıs halkını bunlar oluşturmaktaymış. Kıbrıs Rumları bu nedenle egemenliğe dayalı eşitliğimizi kabul edememektedir. Bu temel çelişki ortadan kalkmalıdır. Kıbrıs’ta iki onurlu milletin iki onurlu parçası yaşamaktadır; bunların ayrı ayrı kendi kaderlerini tayin hakları olduğu açıkça kabul edilmelidir. İleride yeniden azınlık çoğunluğun hakkına ve yetkisine köstek oluyor diye çıngar çıkmasını istemiyorsak bu konuda da sağlam durmalı ve KKTC’nin varlığını sonuna kadar savunmalıyız. Rum dediğimiz ancak kendilerini Kıbrıs’ın Elenleri addeden ve bu nedenle Kıbrıslılık olgusunun içinde Türkler yoktur, Türkler azınlıktır, Türkler dört yüz yıllık misafirlerimizdir, Türkler işgalci Osmanlının kalıntılarıdır, bunlar yok edilmedikçe EOKA hedefine varamaz görüşünde olan bu insanlarla yapılacak her anlaşma “işlemezdir, demokrasiye aykırıdır” denilerek yeniden yıkılmaya mahkûmdur.
Bahis konusu yoklamada yüzde doksan sekiz Rum Garanti Anlaşmasına hayır diyor, biz ise Türkiye ile birlikte Garanti Anlaşması kırmızı çizgimizdir diyerek kendi kendimizi kandırıyoruz çünkü Türkiyesiz bir AB’ye girdiğimiz takdirde Türkiye’nin garantörlüğü kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur. Halen Kıbrıs Türklerinin yüzde sekseni Garantiler devam etmeli diyor. Yüzde 70 Rum kesinlikle dönüşümlü başkanlığı kabul etmiyor, bizde yüzde seksen Türk dönüşümlü başkanlık için birleşik oy kullanımını kabul emiyor. Rum tarafı iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon konusunda mütereddit, Türk tarafından yüzde 77 tek devlet, tek egemenlik formülünün aleyhinde, KKTC’nin devamını, egemenliğimizin kabul edilmesini, Garantilerin devamını istiyor, yüzde altmış Rum (Rum basınına göre) fakir Türkleri besleyeceğimize, yeniden kan döküleceğine ayrı iki devlet diyormuş.
Bunlar ortada dururken hangi uzlaşmadan bahsediyoruz? 1960 Uzlaşması üç yılda yıkılmıştı, şimdi Türkiyesiz bir AB’de kaç yıl dayanabileceğiz? Kıbrıslılık konusu ve ayrı bir Halk olarak varlığımız, halledilmeden yapılacak bir anlaşmanın ömrü çok az olacak. Bundan eminim.

Yazarın Diğer Yazıları