Bizi "Biz" yapan hikâyeler

A+A-
Hulki CEVİZOĞLU

Yeniçağ'da bu dönemdeki ilk yazımda benlik savaşlarını ele almıştım. Yaklaşık 10 gün sonra Soner Yalçın da benzer bir yazı yazdı.

Yalçın'ın "Kendini Sergileme Arzusu" başlıklı yazısında benlik arayışları, insanın (özellikle kadının ve ergenlerin) kendisine yabancılaşması, sonuç olarak günümüz insanları için "olmak" değil, "görünmek"in önemi vurgulanıyordu.

Olmak yerine görünmek, psikolojideki TA (Transaksiyonel Analiz) ekolünün temel kavramlarından biri.

Özet olarak bu bir "sanal var oluş" biçimi. KRT'te Akıl Çelen programımızda ve Popüler Bilim dergimizde uzman klinik psikolog Halis Özerk bunu ayrıntılarıyla açıklamıştı.

Ülkemizde Atatürkçülere karşı "kumpaslar dönemi"nde sıkça bir "toplum mühendisliği" kavramı dile getirildi, tıpkı halen devam eden bir "algı operasyonu" kavramı gibi.

Bu kavramlar, yalan yanlış, eksik bilgilerle hep siyasal içerikliymiş gibi şırınga edilmişti ve ediliyor.

Oysa, birey olarak kimliklerimizin inşasında bağırmamıza, "kimlik ataması" yapılırken müzakereci olmamıza bile izin verilmiyor artık.

Bu, hem biz de hem dünyada geçerli bir durum.

* * *

Hauerwas, insanın kendisini nasıl aldattığını anlatırken şöyle diyor:

"Var olmak, kendini aldatmada kök salmaktır."

Erving Goffman Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu adlı eserinde hepimizin oyuncu ve izleyici olduğunu söylüyor.

"Hayat bir tiyatrodur, hepimiz birbirimize karşı performans sergileriz!"

Goffman'a göre, hem oyuncu hem de izleyici olmamız "kendimizi aldatmamız" konusunda güvencedir!

Kendilik Mühendisliği

Toplum mühendisliği kavramı yerine/yanına benim "Kendilik Mühendisliği" adını vereceğim bir kavram önerisinde bulunuyorum.

Yani, kendini/benliğini inşa etme, oluşturma.

Bu, buraya sığmayacak kadar uzun ve derin bir konu.

O nedenle Ayrıntı Yayınlarından çıkan ve başlıkta kullandığım Bizi "Biz" Yapan Hikâyeler adlı kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Kendimizi oluştururken (ki, bu herkes için gerekli değil) öğrenme çok önemli. Adı geçen kitapta öğrenmenin poetikasında "dinleme eksikliği"nden, hikâye anlatma fırsatlarından yoksunluktan söz ediliyor.

Bir alıntı:

Anlatılmayan hikâyeler için bir dinleyici bulmaya, doğuştan bizim olan hikâyeleri anlatma iznine ihtiyaç duyarız. Yoksa durumumuz ormanda düşen ağacınkine benzer. Yani "kim olduğunuzu dinleyen biri yoksa anlatamazsınız (Keen ve Fox).

Dolayısıyla anlatabileceği sayısız hikâye sessizce yıpranarak ölür. Ne yazık ki "büyük hikâyeler hiçbir zaman anlatılmaz: Mezarlık taşlarının altında yatarlar veya toz ya da kuma dönüşmüşlerdir (Surmelian).

* * *

Bir dinleyici bulmaya, kimliğimizi inşa edebilmek için anlatmak ve anlaşılmak istediğimiz ne çok hikâyelerimiz var değil mi?

  • Yorumlar 4
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları