Bodrum mandalinasını yedirmeyiz!

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Bu haftanın ilk mektubu Bodrum’dan.  Öyle e-posta kılığında değil ama ciddi ciddi zarflı-kağıtlı, gerçek mektup. Yazan Mehmet Kocadon; Bodrum Belediye Başkanı.
“Asırlardan bu yana birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, geçmişinde kültür ve sanatın izlerini taşıyan, doğal güzellikleriyle gönülleri mest eden Bodrumumuzun, tüm dünyada tanınması için hep birlikte verdiğimizin emeklerin karşılığını alırken”  ilçenin yerel değerlerini korumak mecburiyetine değinmiş Kocadon. Bodrum’a sahip çıkmak için destek istemiş.
Santral için zeytinliklerin, cami için koruların, AVM için metropolün göbeğinde  “ciğer”  hayatiyetindeki ağaçların söküldüğü şu günlerde, bir belediye başkanının -hem de rantın boyutlarının matematik bilgimizden şüphe ettirdiği bir bölgeden-  “yemyeşil narenciye bahçelerimiz beyaz binalara teslim olmasın”  çağrısı yapıyorsa, dört elle sarılmalı, sahip çıkmalı elbet bu duruşa.
Kocadon mektubuyla birlikte bir kasa da mandalina yollamış; ’kanlı canlı(!) bu lezzet, bu koku, bu şifa yok olmasın’mesajı.
“Kültürel ve yerel değerlerini kaybeden yaşam alanları yozlaşmaya mahkumdur”  diyor Bodrum Belediye Başkanı;
 “Yerel bir değer olarak gördüğümüz Bodrum mandalinası da Bodrum halkı için büyük bir önem arz etmektedir. Mandalina Bodrumluların önemli bir geçim kaynağı olmasının yanında Bodrum’un çağdaş uygarlık düzeyine yükselmesine de etken olmuştur. Bu nedenle, Bodrum’a nasıl dört bir elle sahip çıkıyorsak, mandalinaya da aynı güçle sahip çıkıyoruz. Bodrum halkı için, üreticilerimiz için, yemyeşil narenciye bahçelerimizin beyaz binalara teslim olmaması için.”
Başka söz gerek yok herhalde;
Bodrum mandalinasını yeriz ama yedirmeyiz!

****

Han-ı Yağma

Antalya’dan Fevzi Küçükkahveci, “Beraber yürüyenlerin bir kısmının çıkarı çatıştığında bile dünya tarihinin en büyük yolsuzluk-rüşvet belgeleri ve iddiaları ortaya döküldü. Bir de menfaatler sona erip AKP bittiğinde neler olacağını bir düşünün”  diyor:
 “ İpi kopmuş tespih gibi”  her şeyin ortaya saçılıp darmadağınık olacaklarını, yargılanacaklarını ve ömürlerinin kalanını cezaevlerinde geçireceklerini çok iyi biliyorlar.
(...)  “Hukuku eğip bükülerek”  haklı olana değil, güçlü olana hizmet eder hale getirdikleri için hukuk devleti kimliğimizi çoktan yitirdik. Yani günümüzde malumu ilan etmek maalesef faydasız. Ama  “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.”
 Milyonların evlerde gerçekten zor tutulduğu, yolsuzluğun ve rüşvetin akıllara zarar bir şekilde  “darbe”  ilan edildiği, 17/25 Aralık için yazılmayan, söylenmeyen kalmadı. Sözün bittiği yerdeyiz.
En güzel sözü şairler söyler. Sözü günün anlam ve önemini Han-ı Yağma şiiriyle mükemmel özetleyen Tevfik Fikret’e bırakmak en doğrusu...
Bütün bu nazlı beylerin, ne varsa ortalıkta; say:
Haseb, neseb, şeref, şataf, oyun, düğün, konak, saray.
Bütün sizin, efendiler; konak, saray, gelin, alay
Bütün sizin, bütün sizin; hazır hazır, kolay kolay...
***
Yiyin efendiler yiyin; bu hân-ı iştiha sizin.
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin! “

***

“Benim Atam Osmanlıdır” diyenlere...

Yine Antalya...
Bu sefer bir akademisyen; Prof. Dr. Ramazan Demir, ” Atasının Osmanlı olduğunu söyleyen herkese bazı hatırlatmalar yapmak “ için yollamış:
“ Bir insanın atası, ancak aynı ırktan, soydan gelen, ırkın devamındaki zincirin bir halkası olmaktır.
Bunu da ancak geçmişe yönelik soy ağacıyla belirlemek mümkündür.
Şimdi, bu kritere göre bakalım; herhangi bir muhteremin atası Osmanlı olabilir mi? Ya da Likyalı olabilir mi?
Ya da Pamfilyalı olabilir mi?
 Bireyin atası Osmanlı olamaz!.. Bu teknik olarak mümkün değildir; çünkü Osmanlı diye bir  “ırk” yoktur.
Osmanlı bir ailedir, hanedanlıktır, bu ailenin babadan oğula geçen saltanat yönetimiyle idare edilen devlettir...
Osmanlı hanedanı sen gibi çok muhteremin atası olma ihtimali bir şarta bağlıdır; o da, sen pek muhteremin Osmanlı sarayında doğan bir şehzade olman şartı...
“Benim atam Osmanlı”  dediğin andan itibaren bu şartlar önüne gelir. Çünkü, (haydi biraz eski ifade kullanalım) varis-i ispat için, varis-i soy ispatın gereklidir...
***
Bir başka örnek verelim;  “Benim atam Osmanlı”  demek şuna benzer; bir Alman’ın,  “Benim atam Habsburglardır” ...
***
Bir başka somut örnek verelim;  “Benim soyum Osmanlı” demek, bir Rus’un, “Benim atam Romanovlardır”  demek gibidir .
***
Bir örnek daha verelim;  “Benim atam Osmanlı” demek, bir İranlının  “Benim atam Pehlevilerdir”  demek gibidir.
İşin püf noktası nereden geliyor ve nereye varmak isteniyor, ona bakmak gerekir. Hedef sensin, sevgili vatandaşım sensin!..
(...)
Bu amaca yönelik proje geliştirenler, Osmanlı hanedanlığını oluşturan zevatın yarı yarıya “yabancı ve gayrimüslim” olduğunu biliyorlar .
O zaman sen  “Türk”  değilsin sonucuna varılmaktır ana hedef...
Çünkü Batı emperyalizmi, tarih boyunca ilk tokadı Türk’ten, Başbuğ Mustafa Kemal’den yemiştir; hem Çanakkale’de hem de İstiklal Savaşı’nda...
Türk olduğunu bir türlü söylemeyenler, Atatürk soy adını telaffuz etmeyenlerin neden  “Osmanlıcılık”  oyununu oynadıklarını anlamalısın bre genç insan!..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları