Bohçacı Gülbahar'dan, CV arayan marketlere

İsrafil K.KUMBASAR
Gökten zembille inenler bilmez, sütçü teyzenin ‘kapı sövesine’ tebeşirle çizik attığını. O çizikler ayda bir toplanır, alınan sütün ücreti ödenirdi.
Bohçacı Gülbahar, -bugün açılım yapıp, adını roman koydukları bir ablamızdı- mahalleye uğradı mı, ev hanımlarının yüzünde güller açardı. Pazenler, basmalar, fanilalar, yatak örtüleri, yastık kılıfları yere açılır, kadınlar başına üşüşürdü. Kimi mahzun boynunu büker, kimi utana sıkıla “Herif çalışmıyor, bu taksiti veremeyeceğim” derdi.
O hiç istifini bozmaz, altın dişlerini göstererek, kahkahayı basardı:
- “Vallaha aşk olsun komşu. Oldu mu şimdi. Ben sizden ne zaman para istedim. Varsa bir soğuk su ver de içeyim.”
Sahi, su bile komşudan alınırdı.
Şimdiki gibi ‘damacana’ tekeli ve onun üzerinden ‘vurgun’ henüz yoktu.
Sadece bazı evlerde buzdolabı bulunurdu ve kavurucu yaz sıcaklarında komşunun dolabına soğusun diye su konulurdu.
Tek tük evde televizyon olurdu. Daracık odada bazen 30 kişi, gözünü ‘beyazcama’ diker, nefes almadan ‘Ceyar’ı izlerdi.
Mahallenin tüpçüsü, berberi, kahvecisi, bakkalı utana sıkıla çocuklarını almaya gelirdi gecenin bir vakti.

* * *

‘Bohçacının’, ‘sütçünün’ veresiyesi olur da, ‘bakkalın’ olmaz mı?
O deftere yazardı. ‘Üç yumurta’, ‘iki ekmek’, ‘bir margarin’. 10 lira, elden.
Günün birinde ‘düdük’ çaldı.
Sonra Ceyar’ın ülkesinde uzun yıllar kalmış bir takım adamlar gelip, kolları sıvadı.
‘Serbest piyasa’ dediler, ‘özel teşebbüs’ dediler. Çok şey söylediler.
Mahallede bir ‘değişimdir’ başladı.
Gülbahar’ın evi önce ‘yeşil alan’ sonra da bilmem kime ‘benzin istasyonu’ oldu. Sütçü Saniye bir başka ‘imar kurbanı’ idi.
Mahallenin alt tarafındaki ‘yeşil alanlar’ imara açılıp, yabancı bir şirkete ‘ultra süper gross market’ yapma imkanı sağlandı.
Otuzdan fazla peynir türü raflarda boy gösterdi.
‘Don lastiğinden’, Fransız şarabına; ‘deniz gözlüğünden’ kulak kürdanına ne ararsan var.
Esnaf sırasıyla ‘kepenk’ indirmeye başladı.
Her şey vardı lakin, ne paraya ne işe sahiplerdi. Vitrinlere bakarken gözleri kamaşıp durdu mahallelinin. Kimse durumu üzerine alınmadı.
Zira değişimin mimarı “Ben zengini severim” diyordu.

* * *

Gökten ‘zembille’ inenler belki hatırlamayabilir. 
Mahalle küçülüyor, ‘sitelerin’ duvarları yükseliyordu. Vatandaş varsa işine gidebilmek için ‘mal gibi’ tıka basa doluştuğu otobüslerde ter dökerken, kimileri sürekli ‘vites’ yükseltiyordu.
Yıllar yılları kovalıyordu. ‘Değişim’ bir kement gibi takıldı kaldı mahallelinin boğazına. ‘Maya’ tutmuş, ‘paranın kokusu’ her yerden alınır olmuştu.
İşin ucunda para varsa, ‘her yol’ mübahtı.
Sokak başlarına konulan ‘limon’kasaları üzerinde ‘kredi kartı’ dağıtıldı.
Allah’ın selamının bile esirgendiği insanlar sıra ‘ellerindeki paranın’ tokatlanmasına gelince bir anda ‘mütedeyyin kitleye’ dahil edildi...
Mahalle tarumar oldu yani.
‘Bakkal’ gitti... ‘Manav’ gitti... ‘Berber’ gitti...
Yerine ‘neyin’ konulduğunu bilmek istiyorsanız, gazetelerin ‘iş ilanlarına’
bakacaksınız.
“Kurumumuzda ‘ayak işlerinde’ çalıştırılmak üzere ‘prezantabl’ (!), herhangi bir ‘organizasyona’ dahil olmayı beceremeyip ‘açlıktan’ ağzı kokan; tercihan ceddinde ‘devşirmelik’ bulunmayan, ‘yetim hakkı’ gibi teferruata takılıp kalmamış, olup bitene fazla kafa yormayan elemanlar alınacaktır. Asgari ücret-sigorta- servis.”
Birer ‘CV’ gönderirsiniz artık.
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş