Bölücü örgütle devlet neleri görüşmüş?

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Başbakan Erdoğan’ın,  “Bize terör örgütüyle görüştü diyenin” şeklinde başlayarak ağzını doldura doldura muhalefete hakaretler yağdırdığını herkes bilmektedir. Başbakan’ın daha sonra  “Terör örgütüyle biz görüşmedik, devlet görüştü ve görüşür!” dediği de herkesin malumudur. Şimdilerin MİT Müsteşarı, o zamanın Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olan Hakan Fidan’ın terör örgütü mensuplarıyla Oslo’da görüşmeye başlarken,  “İsmim Hakan Fidan. Müsteşar Yardımcısıyım ama sayın Başbakanımızın özel temsilcisiyim”  dediğini de sızdırılan görüşme tutanaklarından biz ancak öğrendik.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da iktidarın terör örgütüyle görüşmeler yaptığı iddiasını daha keskin ve kararlı ifadelerle şöyle reddetmişti:  “Ortaya bir balgam atıyorlar, ’siz yaptınız’demeye getiriyorlar. Kim yapmış, ne amaçla yapmış, biz onu bilmeyiz. Şimdi eşkıyanın sözüne bakacaksın da, 35 yıldır Turgutlu’da çalışan Bülent Arınç kardeşinin sözüne bakmayacaksın, bu vicdanlara sığmaz... Biz teröristle, örgütle pazarlık yapacak namussuz, şerefsizlerden değiliz. Defalarca söyledik, Başbakan’ın da çok üzerine gidiyorlar. Başbakan da söyledi, ’Bunu ispat edemeyen şerefsizdir’dedi. Bunlar tahammül edemeyeceğimiz şeylerdir bizim”.
Her şey orta yerde öylesine durmaktadır. Bu nedenle yukarıda söylenmiş olan sözleri tarih kayda aldı biz de bir kenara not etmekle yetinelim.
Bölücü terör örgütü mensuplarıyla yapılan görüşmeleri ve üzerinde varıldığı iddia edilen mutabakatı da Şerafettin Elçi, Taraf gazetesinde açıklamış.
Elçi, Başbakan’ın özel temsilcisi Hakan Fidan’ın, PKK’yla görüşmesi sırasında  “Bu protokollerin sonucunda nasıl olsa orası özerk bölge olacak. Eğitim hizmetleri de dahil olmak üzere, merkezi yönetimin yetkileri yerel yönetimlere ve valilere devredilecek”  dediğini iddia etmiş. Bu iddia doğruysa bölücü teröristlerle yapılan görüşmeler ’teröristlerin silah bırakması’ ya da ’dağdan inmesi’ ile ilgili değil özerklikle ilgiliymiş.
Şerafettin Elçi bu durumun yani özerkliğin ne anlama geldiğini de şöyle açıklıyor:  “Her şey özerk bölgelere devredilecek. Vilayet de, belediyeler de bu bölgelerde okullar açabilecek, hangi dili kullanacaklarına onlar karar verecek. Türkiye’de eğitim politikası tamamen değişecek. Milli Eğitim Bakanlığı, Talim Terbiye Dairesi, Tevhid-i Tedrisat diye bir şey kalmayacak” .
26.09.2011 tarihli Taraf gazetesinde Neşe Düzel ile yaptığı konuşmada Elçi, aşağıdaki hususlarda da taraflar arasında mutabakat sağlandığını iddia ediyor: “Üç ana noktada toplanan protokoldü bu. Eğitim dahil Kürtlerin haklarının tanımasını içeriyordu... Anadilde eğitimin yanı sıra, Kürt kimliğine anayasal güvence sağlanması, Kürtlerin özyönetime, yani BDP’nin demokratik özerklik dediği bir statüye kavuşması ve Öcalan’ın ev hapsine çıkarılması da vardı”.
Hatta Öcalan’ın  “bu protokolleri Kandil’e götürün o da onaylasın” dediğini, MİT’in kendisinin protokolü Kandil’e götürdüğünü de Elçi iddia ediyor. Kandil bu protokolleri imzalamış, ondan sonra da Başbakan Erdoğan’a götürmüşler. Başbakan bu protokolleri imzalamamış ve bunun üzerine de PKK cinayet ve katliamlarına başlamış.
Şerafettin Elçi, söyleşisinde  “BDP milletvekillerinin hepsi değil ama üst düzeyde birkaç kişi biz bu protokolü gördük” diye de söylemiş.
Başbakan son olarak  “Terörle mücadele, siyasetle müzakere” yapacaklarını söylemiş. Ancak Başbakanın söylediğinin aksini yapmak bir geleneği de oluşmuş durumdadır. Bu nedenle Başbakan her an söylediğinin tersini uygulamaya koyabilir. Söz gelimi, söylediklerine uygun olarak terörle müzakereyi, siyasetle de mücadeleyi bile başlatabilir!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları