Bölücülere/Kürtçülere verilecek tavizlere yazık

A+A-
Armağan KULOĞLU

Türkiye’yi sonunda bölünmeye kadar götürebilecek olan çözüm süreci anlayışında, PKK, HÜDA-PAR, Öcalan, Bayık, HDP ve Hükümetin farklı düşüncelerde oldukları ve farklı davranışlar sergiledikleri görülmektedir. Kürt grupların hedefi “Kürdistan” olgusunda birleşmesine rağmen, grupların ve liderlerin birbirlerine karşı üstünlük kurma düşüncesi ve yöntem farklılıkları, aralarında anlaşmazlık doğmasına ve bazen de çatışma çıkmasına sebep olmaktadır.
Cizre’deki olaylar, çatışmanın canlı örneğidir. PKK, peşmergenin IŞİD’e karşı giriştiği mücadelede peşmergeye destek vermekte, onlarla birlikte çatışmalarda yer almaktadır. Bu kapsamda, Irak’ta Sincar bölgesinde IŞİD ile peşmerge arasındaki çatışmalarda ölen dört PKK’lının cesetleri Silopi ve Cizre belediyelerine ait cenaze araçlarıyla Türkiye’ye getirilmiştir.
PKK, hükümetin, tıpkı Hizbullah’ta olduğu gibi, HÜDA-PAR’ı desteklediğini, HÜDA-PAR’ın da IŞİD’le arasında ilişki olduğunu iddia etmektedir. Bu nedenle PKK’lılar Sincar’da ölenlerin intikamını almak için HÜDA-PAR’lılara saldırmışlardır. HÜDA-PAR da kendisini bu saldırılara karşı korumuştur. HÜDA-PAR’a karşı savunma bahanesiyle, PKK ve yandaşlarının öz savunma örgütleri kurmasının gerekli olduğu vurgulanmıştır.
 
Çatışmanın esası bu olmakla birlikte, PKK terör örgütünün aynı zamanda, bölgede kendisinden başka bir güç tanımak istemediğinin ve bölge hâkimiyetini kimseyle paylaşmayacağının bir göstergesi olarak da kabul edilebilir. Ayrıca, çözüm sürecinde Öcalan’ın çatışmasızlık ortamı sağladığı iddiasına karşılık Bayık’ın, çatışmayı kendi açısından bir güç gösterisi olarak kullanarak varlığını hissettirdiği de düşünülebilir. Bu durum Öcalan-Bayık rekabetinin bir işareti olarak da algılanabilir.
PKK’nın silah bırakmaya niyetli olmadığı her hareketten bellidir. Kendine bir egemenlik alanı yaratan, uyuşturucu, petrol, insan ve silah kaçakçılığı başta olmak üzere, baskı, zulüm, korku, bazen de ideolojik düşüncelerle haraç toplayan PKK’nın, bu imkânlardan vazgeçmek istemediği anlaşılmaktadır. Özellikle PKK’nın IŞİD’le yapılan mücadelede peşmerge saflarında çarpışması, ona uluslararası ortamda bir meşruluk kazandırdığı intibaı da sağlamıştır. Ayrıca, PKK’nın terör örgütü kapsamından çıkartılması, bazı platformlarda dile getirilmeye de başlanmıştır.
Olası ayaklanmaya hazırlık amacıyla şehirlerdeki milislerinin silahlanarak “öz savunma gücü”ne dönüşmesi, terör örgütünün de çağrıları arasındadır. Öz savunma gücü de, bölücülerin ara hedefi olan özerklik anlayışı çerçevesinde ileri sürdükleri bir istektir. Bu durum, PKK’nın öz savunma gücüne dönüşerek meşrulaşmasını beraberinde getirebilecektir. PKK’nın silahı bırakmaması, öz savunma gücüne dönüşerek meşrulaşma isteği ve şehirlerdeki gösteri ve terör faaliyetleri onun, çözüm süreci müzakerelerinde bir tehdit unsuru olarak varlığını hissettirme isteğini göstermektedir.
Diğer taraftan, Kobani’deki çatışmada ölen, PKK’nın uzantısı PYD’nin silahlı kanadı YPG’den Serhat Çelik, bölücü terörist yandaşlarının “Kürdistan özgürleşene kadar durmayacağız, savaşacağız” diye intikam yemininin edildiği gösterilerde, sloganlarla Diyarbakır’da gömülmüştür. Gösterilerde Öcalan posterleri, terör örgütü bezleri de taşınmış olup, bu olayda güvenlik güçleri ortada görülmemiştir. BDP’nin yeni versiyonu DBP, HDP, bölge belediye başkanları bu gösterilerde hazır bulunmuş ve yapılan konuşmada  “Savaş alanındaki yoldaşlarımız bu zulme direnerek bu uğurda hayatlarını kaybetmektedir. Şüphesiz hepsi Kürdistan’ın şehididir” denmiştir.
 
Bölücülerin/Kürtçülerin özerklik, bağımsızlık, devletleşme çabaları, “Büyük Kürdistan” olarak nitelendirilen bölgenin tümünde cereyan etmekte, yapılan mücadelenin birbiriyle irtibatı kurulmakta ve bir entegrasyon sağlanmaya gayret edilmektedir. Bu nedenle Türkiye’deki bölücü/Kürtçü olayları, Irak’ın kuzeyindeki yapıdan, onun silahlı gücü peşmergeden, peşmergenin bir başka cephede verdiği mücadeleye destek veren PKK’dan, Suriye’nin kuzeyinde özgürlük mücadelesi veren PKK uzantısı PYD’den ayrı düşünmek mümkün değildir.
PKK’nın özellikle IŞİD’le yaptığı mücadelede kazandığı itibardan sonra Öcalan’ın, Cemil Bayık’la bir rekabete girdiği düşünülmektedir. Bunu, Bayık’ın beyanlarından, PKK ve yandaşlarının bölgedeki şehirlerde sürdürdüğü çözüm süreci beklentisi dışı güç ve hâkimiyet gösterilerinden anlamak mümkündür.  
Öcalan’la yapılan müzakerelerden, ülke bütünlüğünü korumaya yönelik bir sonuç alınmasının mümkün olamayacağı aşikârdır. Verilecek her taviz geri dönüşü olmayan olumsuz sonuçlar getirebilecektir. Üstüne üstlük, eğer görülenler danışıklı dövüş değilse, Öcalan-Bayık görüş farkından dolayı, müzakerelerde verilecek bütün tavizlerin de karşılığı olamayacağından, boşa gideceği değerlendirilmektedir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları