Bölücülüğün cazibesi!

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Türkiye’de bölücülük ve ayrımcılık bir ideoloji halini almıştır. Mutsuzluk ve sorunları çözecek olgunun farklılık ve ayrışma olduğuna inanan bir sürü insan. Bunlar inandığı dogmalara put mertebesinde bağlıdırlar. Toptancıdırlar ve sorunun kaynağını sürekli kendi dışlarında ararlar. Onlara hepimiz aynı tarihin, kültürün, coğrafyanın ve değerlerin çocuklarıyız derseniz, “ne önemi var” türünden cevaplar alırsınız. Düğün, töre, adap, gelenek, görenek benzerliğinden söz edersiniz, “olsun ne fark eder” derler. Aynı Allah’a, aynı kıbleye, aynı kitaba bağlıyız derseniz, “doğru ama biz yine de” derler. Kökümüz, damarımız, değerimiz bir değil midir diye sorduğunuzda bir süre susarlar sonra da “ancak” ile başlayan cümle kurarlar. Anadolu coğrafyasında mezarların ve nazarların bir olduğunu ve birbirine karıştığını hatırlattığınızda da yutkunmadan “ama” derler. İbadetimizi aynı kıbleye dönerek yapıyoruz, aynı şeylerle gülüyor, aynı şeylerden üzüntü duyuyoruz deseniz de adamlar “olsun” derler. Dünümüz birdi, günümüz de bir olmalıdır, dediğinizde adamlar önce arkalarındaki ABD, AB ve Israil desteğini düşünür ardından “hayır” derler. Kız aldık, kız verdik dedi de, o zaman da “tamam ancak” diye söze başlarlar. İç içeyiz, etle tırnak gibiyiz dediğiniz de “geçiniz onları geçiniz” türünden sözler ederler.
Görevi bölücülük olanların zihni melekeleri böyle çalışır. Onlar size “hangi dindensiniz” diye sorduklarında “Elhamdülillah Müslüman’ım” diye cevabını verirseniz,  bu kez de “hangi mezheptensiniz” diye sorarlar. Ona da “Sünni” cevabını alınca bu kez de “Türk Sünni mi”  yoksa diğer, diye devam ederler. Yeterince tefrika sokamadıklarını fark edince de bu kez “o halde hangi tarikat ya da cemaattensiniz” diye sorarlar. Falancı cemaatten deyince de “o cemaatin hangi şeyhine bağlısınız” derler. Yine yeterince ayrışmadıysanız bu kez de açık baş, bıyık, türban, gümüş yüzük türünden sorulara muhatap olursunuz. Malum zaman fitne, münafıklık ve tefrika zamanıdır.
Bölücüler her fırsatta “siz bırakın birliği, dirliği ve bütünlük gibi resmi ideolojinin kavramlarını da şu farklılıklardan, başkalıktan ve ötekilikten bahsedin” derler. Çünkü zaman ayrışma, bölünme didişme zamanıdır. “Lif lif, damar damar ayrışın!” demeye getirirler. Ve sizi adeta federasyondan, eyaletleşmeden, özerklikten, bölücülükten söz etmeye zorlarlar. Bir de bir gün bölücülüğün demokrasi ve insan haklarının gereği olduğunu söylediğinizde alkış seline tutulursunuz! Derhal birilerinin gözleri faltaşı gibi açılır! Milletin birliği ve devletin bölünmezliği gibi vurguların anayasadan çıkarılması gerektiğinden söz ettiğinizde, sizi konuk etmek için televizyon kanalları sıraya girer. Siz artık bir süper demokrat olmuşsunuz demektir. Bu durumda Avrupa ve Başkan Bush’un bile sizinle gurur duyduğunu söylerse şaşırmayınız!
Satılanı üretmek pazarlamanın temel kuralıdır. Dönem bölücülük, ayrılıkçılık, etnikçilik, azınlıkçılık gibi türden soyut malların satış dönemidir. O halde demokrat, popüler, ilerici ve çağdaş olmak istiyorsanız, birliğe karşı ayrılığı; benzerliğe karşı farklılığı; bütünlüğe karşı parçalılığı savunmalısınız!
Demokrasiyi bölücülük için fırsat, insan haklarını ihanet için araç olarak kullanabilmelisiniz! Korumasız, çaresiz insanları dağlarda kalleş pusularla öldürmeyi kahramanlık olarak görebilmelisiniz! Askeri vuran katile “şehit” diyebilmelisiniz! Farklılığı imtiyaz, ayrılığı marifet sayabilmesiniz. El ağzı ile konuşup, yaban ellerden yardım alıp, yaban kapılardan beslenmeyi bir onur olarak kabul edebilmelisiniz! Bölücülük artık cazibe merkezi haline gelmiştir. Tabii bunun şartları da var: Öncelikle vatanın birliğini, milletin bütünlüğünü ve Türklüğü geçmiş döneme ait olgular olarak nitelemeniz şart, sonra da Türk, Atatürk, Türk Milleti gibi kavramların “milli devlet” ile birlikte tarihin derinliklerinde kaldığını savunmalısınız. Zaman ABD ve AB’ye tam bağımlılık zamanıdır. Onlar ister Süleymaniye’de başınıza çuval geçirsin, isterse AB’ye üyelikte sizleri veto etsin, dışarıdakilere baş eğip içerde “yola devam” demelisiniz!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları