Bölünmüş başkent (!)

A+A-
Rauf DENKTAŞ

İsveç’in Dışişleri Bakanı Carl Bildt  24 Nisan’da Ledra Palas’ta açılan  resim sergisini gezdikten sonra yaptığı açıklamada Avrupa’da Berlin Duvarı’nın yıkılması da dahil birçok değişiklikler yaşandığına işaret ettikten sonra  “Şu anda bölünmüş bir başkentin daha bulunduğunu, bunun değiştirilmesinin tüm Avrupa için önemli olduğunu”  vurguladı. AB’nin daha iyi bir gelecek için ayrılıkları giderme amacında bir yapı olduğunu da anlatan Bildt “Akdenizde yeniden yapılanma ihtiyacının en belirgin olduğu yerlerden birinin Kıbrıs olduğunu”  da söyledi. Bildt’e göre adaya 1964’de gelmiş olan BM Barış Gücü’nün görevi barışı sağlamakmış bu nedenle 2004’de yaşanan hayal kırıklığının ardından başlamış olan görüşmeler yeniden birleşme için kaybedilmemesi gereken bir fırsatmış!
Sayın Bildt’e saygısızlık etmek istemiyoruz. Ancak Kıbrıs’taki bölünmüşlüğü Berlin’in bölünmüşlüğüne benzetmesi bizler için hayal kırıklığına neden olmuştur, çünkü Berlin’deki bölünme ile Kıbrıs’taki bölünme arasında hiçbir benzerlik yoktur. 1964’den bu yana Barış Gücü’nde katkısı olan İsveç’in Dışişleri Bakanı’ndan böyle bir yanılgı veya yanlış değerlendirme beklenmemekteydi. Sn. Bildt’in yaşı Kıbrıs meselesinin ne olduğunu bilmeyecek kadar genç olsa da Kıbrıs’a gelmeden önce İsveç askerlerinin Kıbrıs’taki görev dosyasını iyice incelemeliydi. Berlin’de yaşayan tek bir Alman milleti vardı. Savaş nedeniyle dıştan gelen yabancılar, kendi çıkarları için Berlin’i aralarında paylaştılar ve böylelikle Alman milleti de bölünmüş oldu. Sn.Bildt, demek ki Kıbrıs’ta da tek bir Kıbrıs milletinin var olduğunu hayal etmekte ve Kıbrıs meselesinin ne olduğunu bilmemektedir. Bu  var olmayan milleti dıştan gelen Türk askerinin (Rumların iddia ettikleri gibi) gelip böldüğüne inanmıştır. Çareyi de Kıbrıs’ı birleştirmenin liderlere kalmış bir iş olduğunda görmektedir. Demek ki Sn. Bildt  “1960’da Uluslararası Antlaşmalarla Türkiye-Yunanistan-İngiltere-Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları’nın eşit imzaları ile kurulmuş olan Cumhuriyetin Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar arasında, eşit hak ve statüye dayalı bir Ortaklık Cumhuriyeti” olduğunun da farkında değildir. Bunu bilmeyen Sn. Bildt 1960 Cumhuriyetinin Türkiye-İngiltere ve Yunanistan tarafından niye garantilendiğini nereden bilecekti ki?  “Kıbrıs Hükümeti” denilen eli kanlı, geçmişi karanlık Rum idaresinin verdiği bilgilerle donatılmış olan herkes gibi Sn. Bildt de Kıbrıs’ta koloni idaresinden kurtulup bağımsızlığa kavuşmak isteyen 400 Rum’un, Rum tedhiş örgütü EOKA tarafından öldürüldüğünü ve burada Rumların verdikleri mücadelenin Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için (Enosis) olduğunu, Kıbrıs Türklerinin buna karşı çıktıklarını, İngiliz koloni idaresini daha da kötü bir Yunan koloni idaresi ile değiştirmek istemediklerini, 1960 Ortaklık Devletinin iki taraf arasında kalıcı ve şerefli bir uzlaşma olduğunu da Sn. Bildt’in bilmediği aşikârdır.
Rumlara göre Kıbrıs meselesi 1974’de başlayan işgalden kaynaklanan bir meseledir. Sn. Bildt İsveç askerlerinin 1964’den itibaren Kıbrıs’ta görev yaptıklarını bilen bir kişi olarak hiç olmazsa bu kuyruklu yalana inanmamalıydı. 1963 ile 1974 arasında bağımsızlıkta ve egemenlikte olan eşit ortaklık hakkını korumaktan öteye bir suçu olmayan Kıbrıs Türklerine neler yapıldığını, İsveç askerlerinin dosyalarından görmesi gereken Sn. Bildt’in bilmesi gereken acı ve AB tarafından da utanılacak bir gerçek vardır: O da suçlu Rum idaresine  “meşru hükümet” muamelesi yapılarak Kıbrıs Cumhuriyetinin temelinde var olan iki ayrı demokrasinin inkârı ve 1960 Antlaşmaları ile tarafların hakkı olan eşitliğe riayet edilmemesidir.
AB, Kıbrıs’ta yeni bir yapılanma istiyorsa KKTC’nin doğuş nedenlerini inceleyerek her iki tarafa da katıksız eşit muameleye başlamalı,  Türklerin seçmediği Rum idaresini bütün Kıbrıs’ın ve Türklerin hükümeti addetmek komikliğinden vazgeçmelidir. Sn. Bildt, Kıbrıslı Türklerin 1963’den bu yana savundukları her ilkenin, AB ülkelerinin şampiyonluğunu yaptıkları demokrasi, insan hakları, Uluslararası Antlaşmaların geçerliliği gibi ilkeler olduğunu bilmeli ve her iki tarafa eşit muamelenin şart olduğunu kabul etmelidir.

Yazarın Diğer Yazıları