Borç yiyen kesesinden yer...

Esfender KORKMAZ

Türkiye’de toplam tasarrufun Milli gelire oranı 2002 yılında ortalama yüzde 19.1 iken, AKP iktidarında bu oran 2012 yılında yüzde 12 seviyesine geriledi. Çin’de bu oranın yüzde 53 olduğu dikkate alınırsa, Türkiye’deki tasarruf oranının ne kadar düşük olduğu daha iyi anlaşılır.
Buna rağmen AKP iktidarında  Türkiye’nin Gayri Safi Yurt içi Hasılası ortalama yüzde 5.2 büyüdü... (Ege Cansen’in hesabı.) Yani her yıl yarattığı katma değer bir önceki yıla göre reel olarak yüzde 5.2 oranında arttı. Buna karşılık yine aynı yıllarda harcamalar yüzde 9.7 oranında arttı. Yani az tasarruf ettik, az ürettik ve çok harcadık.
2002 yılına göre Türkiye’de daha çok duble yol yapıldı... Daha fazla sağlık hizmeti veriliyor. Daha fazla tüketim yapılıyor. Daha çok tüketim malı ithal ediliyor. Ortalama fert başına gelir arttı, vb.. Bu değirmenin suyu nereden geliyor?
Değirmenin suyu kalıcı bir su değil... Bir gün gelecek, akmayacaktır. Çünkü 2003 yılından Mayıs 2012 sonuna kadar geçen 11 yıl 5 aylık sürede Türkiye, 322 milyar dolar cari açık verdi. Bu açığın finansmanı için varlıklarımızı kaybettik, dış borçlarımız arttı. Başka bir ifade ile mirasyedilerin yaptığı gibi bir kısım servet mirasımızı yabancıya sattık, bir kısım da borçlandık. Yani ekonominin altı oyuldu.
1) 2002 yılında toplam 129.6 milyar dolar olan dış borç stoku, 2012 ilk çeyrekte 318.2 milyar dolara yükseldi. AKP iktidarında dış borç stoku 188.6 milyar dolar arttı. Başka bir ifade ile Türkiye, Cumhuriyet döneminde 70 yılda yaptığı dış borçlanmayı, AKP iktidarında 11 yılda yaptı. Bu borçlar için her sene 10-15 milyar dolar faiz ödüyoruz. Bu faizler dışarıya kaynak çıkışına neden oluyor. Cari açığı artırıyor.
2) 2003-2011 yılları arasında yabancılara toplam 19,2 milyar dolarlık gayrimenkul satıldı. Kimse yabancıya gayrimenkul satılmasın demiyor. Ancak gayrimenkullerin yabancıya satılması, Türkiye’de yerleşiklerin  servet olarak daha az gayrimenkule sahip olması anlamına geliyor.
3) 1985 ile 2011 sonuna kadar geçen süre içinde 43,3 milyar dolarlık özelleştirme yapıldı. Bunların daha büyük bir kısmı AKP iktidarında blok satış yoluyla oldu. Önemli bankalar ve önemli  altyapı yatırımları,  Demirbank, Sitebank, Yapı ve Kredi Bankası, Adabank, Bank Ekspres  Denizbank, Şekerbank, Sümerbank gibi bankalar, Telekom, Petkim, Tüpraş, Tekel, Türkiye Şeker Fabrikaları gibi yatırımlar, İzmir, İskenderun, Mersin, Yarımca gibi limanlar yabancıya satıldı. Altyapı  yatırımlarının hem stratejik niteliği var, hem de bu yatırımların, bankalar dahil, Türkiye’de sağladıkları kazançlar, yılda ortalama 5-6 milyar dolar kaynak yurt dışına transfer ediliyor.
4) Bankaların yarısı yabancıya satıldı. Bugünkü kurla bankaların toplam aktifleri 708 milyar dolardır. Bunların yaklaşık yüzde 50’si yabancı sahipliğinde ve kontrolündedir.
Euro Bölgesi’nde sorun devam ettiği için, Türkiye’ye yabancı sermaye gelmeye devam ediyor. Yani yalancı bahar bitmedi. Türkiye ödediğinden fazla dış borç alıyor... Yani henüz net dış borç ödeyen ülke konumuna gelmedik. Bunun içindir ki kimse ekonominin altının oyulduğunu fark etmiyor. Yalancı bahar bitmek zorunda. Çünkü zaten özelleştirilecek bir şey kalmadı. Borçlanmanın da bir sınırı var. Net dış borç ödeyen ülke konumuna gelince, aynen Yunanistan gibi hazır yediklerimizin maliyetini çekeceğiz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş