Borçla doğan bebeler

Yavuz Selim DEMİRAĞ

Borç yiğidin kamçısıdır diyen büyüklerimiz yiğide bu kadar borç yüklendiğine tanık olsalar kamçı yerine ne söylerlerdi? Bu söz sarf edildiğinde AKP iktidar olmadığı için Türkiye’nin bu günlerini tahmin edemeyişlerine de anlayış göstermek lazım.
Gazetemizin dünkü ekonomi sayfası manşeti tüylerimi ürpertti.  “Her Türk borçlu doğar”  haberinde 2002’den bu yana Türkiye’nin borcunun 220 milyar dolar arttığına vurgu yapılırken dünyaya gelen her bebeğin 9.825 lira borçlu doğduğu belirtilmiş.
“Tüyü bitmemiş yetimin hakkı” diye anlam yüklü özdeyişimiz geldi aklıma. Tüyü bitmeyen bebenin 9.825 liralık borcunu kimi ödeyeceği de meçhul. Tıpkı 459 milyar dolarlık borcun nasıl ödeneceği gibi.
Haberde “4 kişilik bir ailenin bankalara, eşe-dosta, esnafa, kredi kartlarına ve çevresine olan şahsi borçları yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan dolayı kaynaklanan 39 bin 300 TL’lik ayrıca bir borcu bulunuyor”  ibaresine en çok oğlum bozuldu.  “Benim bu kadar borcum yok, ben bir şey almadım. Vallahi ödemem” diyor. Aile reisi olarak kabaca bir hesap yaptım. Bizim de bu miktar borcumuz yok. Peki öyleyse kimin borcu bizim üstümüze yazıldı? Vatandaş olarak kefaletimiz olduğu için bu borcu yükleniyoruz. Yani suçumuz vatandaş olmak.
Cumhuriyet tarihinin en kötü günlerini yaşadığımız bir gerçek. 47 yaşında arkasında iki çocuk bırakıp vefat eden amcamın eşinin cenazesi münasebetiyle uzak yakın tüm akrabalarla bir araya geldik. Kayseri’deki köyümüzden tutun da memleketimizin çeşitli illerinden Almanya’daki gurbetçi akrabalarla uzun bir ayrılıktan sonra buluştuk. Özellikle köylünün hali perişan. 300 dönüm buğday eken çiftçi bırakın maliyetini karşılamayı külliyen zarar etmiş. Buğday fiyatı 230 kuruşa kadar düşmüş. Geçtiğimiz yıl 150 lira olan koyunu bu yıl 400’e alamıyor hayvancılık yapan. Bankalara borcu olmayan köylü yok. Devlet bankası olan Ziraat kapıdan sokmuyor köylüyü. Televizyon reklamlarına kananlar koşup özel bankalardan çiftçi kredisi almış. Neredeyse tamamı yabancılara geçen bankalar yağmur gibi haciz yağdırıyor köylüye. Ahırdaki ineklerden mazotu olmayan traktörüne kadar alıp götürüyorlar. Dededen, babadan intikal eden tarlalarını ipotek ettirenlerin toprağı da ellerinden alınıyor.
Tabiri caizse ölmüş eşek fiyatıyla. Ege ve Trakya’daki verimli araziler neyse de Anadolu’nun kıraç tarlalarını ne yapacak bankalar demeyin. Geçtiğimiz günlerde yazdığım gibi 780 bin kilometre karelik Türkiye topraklarının 150 bin kilometre karesini maden arama sahası olarak çeviren yabancı şirketlere kredi borçları yüzünden tarlalara el koyan yabancı bankalar da eklendi. TBMM’de bu konuda soru önergesi veren milletvekillerine hükümet yetkilileri henüz resmi rakamlarla bir açıklama yapmış değil. Ancak bize ulaşan bilgilere göre devam etmekte olan davalar hariç 100 bin kilometre karenin üzerindeki tarlalar da yabancı bankalara geçmiş bile.
Türkiye’nin 5’te 1’ini maden sahası adıyla tel örgüyle kapatırken çiftçinin borç yüzünden kaybettiği topraklar da yüz ölçümümüzün 5’te 1’ine tekabül ediyor. Yanan keten helva değil memleketin tapuları.
Turizm gelirleriyle övünme dönemi de bitti artık. Akdeniz ve Ege kıyılarındaki otel ve tesisler de her gün el değiştiriyor. Yabancı turizm şirketleri 5 yıldızlı otellerin çoğunu satın almış. Otel, motel, pansiyon, restoran sahipleri de bankalara borçlu. Adliyeler ağzına kadar haciz dosyaları ile dolu. Bu bankaların da yabancı sermaye olduğunu hatırlatmaya gerek var mı?
Şu sıralar “Yiğidi yokluk bozarmış” sözünü sıkça duymaya başladım. Borcu namus olarak gören insanımız yokluk yüzünden değerlerini kaybediyor. Değerleriyle beraber topraklarını da. Oysa yeni doğup 9.825 lira borcu olan bebelerin satacak toprağı da yok. Şimdi kara kara doğan çocukları düşünüyor, sakın doğmayın diyesim geliyor.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş