Boşu Tartışan Boşlar!

A+A-

Asker “Sayın Cumhurbaşkanı” mı dedi, yoksa “Sayın Cumhurbaşkanım mı?” dedi. Genel Kurmay Başkanı “Cephe selamı verdi mi? Yoksa vermedi mi? Genel Kurmay Başkanı Cumhurbaşkanını yolcularken otomobilin sağ kapısına kadar gitti mi? Yoksa gitmedi mi? El sıkışırken dişler de birlikte mi sıkıldı, yoksa gülerek mi el sıkışıldı. Kim eşiyle birlikte kim eşsiz davet edildi? İçkili gece daveti mi, eşsiz ve içkisiz gündüz daveti mi yapıldı? Törenlerde kim daha fazla alkış topladı? Kim kime nasıl baktı?
Son günlerdeki bu tür değerlendirmeler tam da Türkiye medyasının “dobra dobra” magazin algısına yakışan bir biçimde olgulara yaklaştığının resmidir. Bu durum medyada sorumluluk duygusunun yerini cıvıklığın, ciddiyettin yerini ise laubaliliğin aldığını göstermektedir. Tek boyutlu şartlanmışlar olgulara faydalı analiz ve anlamlı yorumlarla katkı yapmak yerine kışkırtıcı yüzeyselliği tercih etmektedirler. Türkiye medyası demokratik kültüre katkı sağlayacak yaklaşımlar yerine gündemi yüzeysellik ve basitliklere niçin rehin verir? Bunun ülkeye, halka ve rejime katkısı nedir? Her şeyi sulandırmanın, magazin haline getirmenin yararı nedir? Kurumlar arasındaki gerilimi artırmanın ve abartmanın faydası nedir? İşin ilginç yanı bütün bunları yazan büyük gazetelerin  büyük (!) yazarları aynı zamanda gerilimden de yakınmalarıdır. Habbeyi kubbe yapan kendileridir ve kendi ürettikleri sonuçtan şikâyet edende yine kendileri olmaktadır. Genel Kurmay Başkanı “Devletin kurumları var. Bunlar işler. Her davranışa bir anlam yüklemeyin!” diyor. Adamlar yine “türban”dı, el sıktıydı, selamı tepeden ya da cepheden verdi ile uğraşmaktadır.
Genel Kurmay Başkanı “dükkân kapalı” dedi. Yok “tam kapalı değil, azıcık da açık” yorumları yapıldı. Konuşunca “yine konuştu” diyorlar. Susuyor “sustu” diyorlar. Selam veriyor “ama cephe selamı” değildi, diyorlar. Medyanın bazı unsurları devleti magazinleştirmeye, televole zihniyetini devletin tepesine taşımaya çalışıyorlar. Kısacası hem devlete hem demokrasiye ve hem de huzura büyük zarar veriyorlar.
Bu sorumsuz zevat bir yandan da siyasetin normalleştirilmesi gereğinden söz etmektedir. Bilmiyorlar ki her davranışa olmayacak anlamlar yükleyerek siyasetin anormalleşmesine bizzat kendileri katkı sağlıyor. İktidara yaltaklanma hevesi içinde olan bazı unsurlar asker-hükümet gerilimini sürekli malzeme yapmaktadır. Sürekli ordu ve komutanların tavrını eleştirerek iktidarın davetlerinde, kabullerinde ve dış gezilerindeki yerlerini daha da sağlamlaştırmaya çalışmaktadırlar. Gerilimden beslendiklerinden gerilimi daha da germek onlar için bir tür rutin görev halini almıştır. İyi de bunun kime ve neye yararı vardır?
Bir ülkedeki gerilimden yani istikrarsızlıktan o ülkeyle irtibatı olan herkes zarar görür. Buna medya mensupları da dahildir. Gazeteci dahi olsa hiçbir insan sorumluluktan münezzeh değildir. Hiç kimse de hiçbir gelişmeye karşı sigortalı değildir. Karamsarlık, kötümserlik ve kuşku pazarlamacılığı ülkenin ve halkın yararına hiç değildir.
Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde medya tam anlamıyla boşu tartışan boşluktaki adam kimliğine bürünmüştür. Medya mensuplarının sorumluluk ve bilinç düzeylerini yükselterek olgulara daha ciddi bir biçimde yaklaşmayı öğrenmeleri gerekir. Türkiye’de demokratik istikrarın yerleşebilmesi için medya, boşu tartışan boşlardan temizlenmelidir. Tabi sorumluluk sahiplerinin de medya üzerinden birbirleriyle konuşmamaları gerekir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları