"Böyle devlet olur mu?"

Arslan BULUT

2B yasası neyi öngörüyor ve nasıl uygulanıyor? Bizzat tanık olduğum durum şöyle:
Özellikle orman köylerinde bir kadastro uygulaması başlatıldı. Köylerde kadastro ve yüksek yerlerde Orman İdaresi görevlileri, vatandaşın tapulu arazisinde veya atadan kalma çayırlarında ormanlaşma gördüğü yerleri orman diye kaydetti. Kayıtlar yapılırken, görevli memurların o sırada yanında bulunanların sözlü beyanları esas alındı. Yani yazım sırasında köyünde bulunmayan binlerce vatandaşın arazisi, başkalarının üzerine yazıldı.
Derken 2B yasası çıktı. Bu yasaya göre, devletin “ormanlaşmış” diye el koyduğu tapulu arazileri, öncelikle sahiplerine satacağı anlaşıldı. Her ne kadar konuyla ilgili açıklama yapan hükümet yetkilileri, köylerdeki arazilerin ücretsiz olarak sahiplerine verileceğini açıklasa da uygulamada, bir arazi üzerinde hak iddia edebilmek için başvuru yapan vatandaştan bin lira isteniyor. Daha sonra da geri istenen arazinin metrekare fiyatı tespit edilecek ve ücreti hesaplanarak başvuran kişiden alınacak.
Bu yazıyı bir orman köyünden yazıyorum... Durumunu anlatan ve hukukçu olduğumu da bilen bir teyze diyor ki, “Tapulu tarlamın bir kısmını çam ağaçları kapladı. Ben de kalan yeri ekmeye devam ettim. Devlet o ağaç biten yerleri, ‘orman’ diye yazdı. Tapuya baktıkları yok. Şimdi de orman diye yazdıkları kısmı bana satmaya çalışıyorlar. Ben cahil bir insanım ama böyle devlet olur mu? Dünyada, vatandaşına, kendi tarlasını satan başka devlet var mı bilmiyorum ama böyle devlet olmaz...” 

***


 “Böyle devlet olmaz” denilince, bir çırpıda Türkiye’de rafa kaldırılan hukuku düşündüm.. 40 bin kişinin ölümünden sorumlu kişi, tek bir idam cezasına çarptırıldı, ilgili kararname Başbakanlık’ta bekletildi.. Derken, Avrupa Birliği, “idamı kaldırın”  dedi, “emrin olur” diye cezayı da müebbede çevirdiler.. Şimdi de önce ev hapsine çıkarmayı, sonra da pazarlık tamamlanırsa serbest bırakmayı düşünüyorlar.. Buna karşılık terörle mücadele eden subaylar teker teker toplanıp tutuklanıyor.. Habur’da teröristlere resmi ve sivil karşılama düzenleniyor.. Seyyar mahkeme kurulup, teröristlerin söylemediği sözler zapta geçiriliyor.. Sonra serbest bırakılıyorlar. Diyarbakır’a kadar bir aracın üzerinde yandaşlarını selamlaya selamlaya geliyorlar..
Oslo’da devletin istihbarat yetkilileri, koordinatör ülke temsilcisinden  “Öcalan’ın taleplerini Meclis’e taşıyacaksınız”  talimatı alıyorlar..
Böyle devlet olur mu?
Kitap yazanı, haber yazanı, Cumhuriyet mitinglerini destekleyen rektörleri, siyasi parti kurma çalışması yapan bir doktoru, Genelkurmay, MİT ve Emniyet’in “Bizim bilgilerimize göre böyle bir örgüt yok” dediği halde, “iddia olunan terör örgütü” üyeliğinden tutuklayacaksın, yıllarca içeride tutacaksın, hastalananı tedavi ettirmeyeceksin ve ölüme terk edeceksin..
Böyle devlet olur mu?
Kendi devletinin kuruluş felsefesini, millet kimliğini tanımayacak ve terör örgütü ile aynı dili kullanacaksın.. Kendi devletinin yönetim şeklini, kendini ölene kadar iktidarda tutacak şekilde düzenlemeye kalkışacaksın, bu sonucu alabilmek için önce medyayı, medya desteği sayesinde de yargıyı çoğunluğu sağlayacak kadar yandaşlaştıracaksın!
Böyle devlet olur mu?
ABD’nin emriyle, Suriye’de iç savaşı destekleyeceksin, Irak’ta Türkiye’ye doğru genişlemeyi planlayan bir Kürt devletinin ebeliğini yapacaksın..
Böyle devlet olur mu?

***


Devletin devlet olmaktan çıktığına dair yüzlerce, binlerce örnek verilebilir. Fakat o teyzecik, “Böyle devlet olur mu” derken aklımdan bir de Dede Korkut destanı geçiyordu:
 “Oğul atanın yetüridir (yetiştirmesidir)! İki gözünün biridir! / Devletli oğul kopsa, ocağının közüdür! / Oğul dahi neylesin! Baba ölüp, mal kalmasa! / Baba malından ne faide! Başta devlet olmasa! / Devletsiz şerrinden Allah saklasın! / Hanım sizi!”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş