Brüksel'den haber var

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Rum basınına göre AB yetkilileri Kıbrıs meselesinin halli konusunda görüşlerini BM Genel Sekreterliğine duyurmuş bulunmaktadır. Bunlara göre  “çözümün Avrupa Müktesebatına uygun olması için zaruri koşullar” şunlardır:
(a) Tek Devlet - Tek oy
Kıbrıs’ın tamamını AB içerisinde sonuç getirici şekilde temsil edecek bir hükümet
(c) Müktesebattan sapma daimi olamaz
Ve, AB, bu koşullardan vazgeçilmesin diye başlayacak olan görüşmelerde danışman olarak hazır bulunacak!
AB yetkilileri  “Kıbrıs’ın tümünü üye yaptıkları” varsayımından hareket ediyorlar. Tüm ikazlarımıza rağmen Kıbrıs Türklerini Rum gözü ile  “işgal altında yaşayan azınlık”  olarak gören AB ile başlatılan  “ilişkiler” ve elde edildiği zannedilen  “kazanımlar”  şimdi AB’nin görüşmelerde de sakat ve yanlış görüşünü empoze etmesine yol açmış bulunmaktadır.  “Kıbrıs AB üyesi değildir ve Türkiye de tam üye olmadan olamaz da”  diyerek, Uluslararası en güçlü hakkımızı korumuş olaydık, bugün AB görüşmelere bu şekilde karışamayacaktı. AB, Kıbrıs konusunda tarafsız değildir. Evvelâ Kıbrıs Rum idaresini “Kıbrıs”  diye üye yaptığı için tarafsız değildir; Yunanistan üye olduğu için tarafsız değildir ve aldığı kararlarla tarafsız olmadığını belki de yüz kez kanıtlamıştır.
Şimdi “zaruri” addettikleri koşullara bakalım:
(a) “Tek Devlet, Tek Oy” koşulu bizi 1960’dan da gerilere götürür. Hristofyas’ın da istediği gibi “yasalar altında eşitiz, Ermeniler, Maronitler, Latinler gibi” .
Ayrı Halk değiliz. Kıbrıs Halkını oluşturan azınlıklardan biriyiz. Bizi böyle görüyorlar.
(b) “Kıbrıs’ın tamamını AB içinde sonuç getirici şekilde temsil edebilecek bir hükümet” öngörmektedirler. (a) paragrafının doğal bir sonucudur bu. Halbuki iki devlete dayalı bir anlaşmada da, AB nezdinde müşterek görüş beyanı mümkündür. İki devletli bir ortaklığın kalıcı bir anlaşma için kaçınılmaz olduğunu görmek veya anlamak istemiyorlar.
(c) “Müktesebattan sapmalar daimi olamaz”  sözünü bize de Annan Planı görüşülürken devamlı surette hatırlattılar. Yani “Annan Planında size verilmiş görülen hak ve yetkiler kalıcıdır sanmayınız” mesajını çekinmeden verdiler. Almanya ile Hollanda arasında kabul ettikleri kalıcı sapmayı (derogation)’ı (Almanya-Hollanda arasında Kıbrıs’taki kan ve can korkusu, birinin diğerine tahakküm talebi olmadığı halde) Kıbrıs’ta kabul edemeyecekleri konusunda ısrar ediyorlar.
Bütün bunların Türkçe’ye tercümesi gayet basittir: Kıbrıs’ı bir Rum Cumhuriyeti, bizi de bu Cumhuriyetin içinde işgalci(!) Türkiye’ye dayalı ayrılıkçı, bölücü bir azınlık olarak görüyorlar ve bu görüşlerini değiştirmek niyetinde değildirler.
Bizi, Hristofyas’ın öngördüğü ve AB’nin ABD ile birlikte onayladığı akıbetten kurtaran tek şey Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığıdır; AB müktesebatının, Rum’un egemenliği ile birlikte Kuzeyde geçerli olmamasıdır; Türkiye’nin devam eden Garantörlüğü ve 1960 Antlaşmalarından aldığı hak ve yetki ile burada Kolordunun bulunmasıdır.  “Görüşmeler”  adı altında başlatılacak eksersizin hedefi bizi bütün bunlardan mahrum etmektir; Rum’un önünde çırılçıplak bırakmaktır. Gerisini siz düşününüz.

Yazarın Diğer Yazıları