Bu bir Amerikan empozesidir

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

“Bu bir Amerikan projesidir” deyince fena halde celallenen Başbakan, Obama’nın TBMM’de verdiği
direktiflere ve okyanus ötesinde “rapor” adıyla hazırlanan dayatmalara da aşırı öfke gösterseydi ya

Başbakan fena halde celallendi. Siyasetin üslubuna hiç uygun olmayan o zehir zemberek açıklamayı yaparken gözlerinden şimşekler çakıyordu. “Bu Amerikan projesidir diyenler bunu ispatlayamazlarsa alçaktırlar, namussuzdurlar” dedi.
“Kürt açılımı”nın alelacele başlatılmasını “Amerika’nın bir empozesi” olarak değerlendiren yalnız Bahçeli değil ki... Nisan ayında ülkemizi ziyaret eden ABD Başkanı Obama TBMM’de yaptığı konuşmada bir dizi açılımlar yapmamız için Türkiye’ye direktif vermedi mi?
 “Ermenistan’la sorunlarınızı giderin ve sınırı açın... Ruhban okulunu açın... Kürtlere haklarını verin... PKK konusunda Irak hükümeti ve Irak Kürt liderleriyle işbirliği yapın...” Demedi mi?
Başbakan da Obama’yı sessiz sedasız dinlemedi mi? 
Şimdi de 2007 yılında Ulusal Komite adına hazırlanan David Phillips imzalı rapora bakalım.
Raporda şu öneriler dayatılıyor:  “301’inci maddedeki Türklüğe hakaret suç olmaktan çıkarılmalı. (Çıkarıldı.)
Kürtçe yayın yapan bir kamu kanalı kurulmalı. (Kuruldu.)
Topluma Kazandırma Yasası adıyla genel af getirilmeli. (Açılımın içinde af yok mu?)
134 PKK yöneticisinin bir üçüncü ülkede ‘mülteci’ olması sağlanmalı.
Kuzey Kürt liderleriyle ilişkiler geliştirilmeli. (Geliştirildi.)
DTP muhatap alınmalı.” (Alındı.)
Bir ikinci rapor daha var. 2008’de ABD Dışişleri Bakanlığı uzmanlarından Henry Barkey tarafından hazırlandı. Obama başkan olduktan sonra yönetime sunulan bu raporda da hemen hemen aynı önerilere yer veriliyor.
Başbakan bu raporlarda Türkiye’ye dayatılan önerilere de hiç kızmadı.
Bu öneriler sadece Amerika’dan da gelmedi. Avrupa Birliği bunun katbekat fazlasını yaptı.
Avrupalı dostlarımızın (!) sık sık Ankara’daki muhataplarından önce bölgeye gidip görüşmeler yapmalarını devlet büyüklerimiz bile olağan karşılar oldu.
Bir sürü 5’inci sınıf adam eyalet valileri havasıyla Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almamakla tehdit etti.
Başbakan Erdoğan bu densizliklere, saygısızlıklara hiç celallenmedi. Bugün gösterdiği aşırı öfkenin binde birini onlara gösterseydi ya...
* Tufan Türenç / Hürriyet


++++++

Hangi devleti koruyorsunuz?
Medyayı en son Obama geldiğinde, böyle “tek sesli koro” uyumunda görebilmiştik. Ne tesadüf ki yine aynı ülkü birliği etrafında, yekvücut ‘ortak hedef’e yönelmeleri, “Kürt açılımı” çıkmazında Obama’nın memletinin “zan altında bırakılması”  dolayısıyla oldu.
Ümit Fırat Yenişafak’a verdiği röportajda;  “Genç çocukların ölmesini siyasi ranta dönüştürecek yegâne siyasi güç MHP’dir” diyor.
Akşam’dan Atılgan Bayar, ‘Devlet ile ihtilafa düşen milliyetçiliğin marjinalleşeceği’ni ileri sürüyor...
Star’dan Nasuhi Güngör, ‘MHP’nin devlet aklıyla bağlarını koparmasının tehlikesi’ne vurgu yapıyor.
Tarhan Erdem daha da ileri giderek, Bahçeli ile Öcalan’ın benzerliklerinden dem vuruyor. “İki lider”in de halkın hedefinin dışına düştüğünü savunuyor.
 Dün Bekir Bozdağ örneğinde gördüğümüz gibi, Türkiye’deki siyaset yapma biçimi, taraflara, birbirleri aleyhinde kullanabilecekleri bolca argüman biriktirme imkanı tanıdığı gibi, aynı bollukta “ittifak  zemini” de yaratabiliyor.
Bu nedenle Yenişafak’ın çift kimlikli yazarının ifadesiyle, kimilerine “son günlerde MHP veya Devlet Bahçeli isimlerini işittiğinde bir haller olmaya başlaması”nın nedenini üç partili kısır döngünün dışında ele almak gerekli. Zat-ı alileri “Acaba birileri siyasilerin kulağına yanlış bilgiler mi fısıldıyor?” diye soruyor ki dananın kuyruğunun koptuğu yer tam burası. Çünkü Fehmi Koru, tartışılan bölücü raporun yazarı David Philips’i tanıdığını,birlikte çalıştığını, kendisinin Kosova gibi bölgelere çözüm üretmek dışında bir şey yapmadığını anlatıyor.
Millet de akılsız ya “Vay be ne ulvi amaçlara adamış kendini şu David, mübarek günlerde hayır duamızı esirgemeyelim bari” diyecek.
Balkanlar’daki o ‘renk renk’ çözümleri üreten kimdi sanki?
Hasan Bülent Kahraman Sabah’taki yazısında baklayı ağzından çıkarıyor:
“MHP bu hamlesiyle Ergenekon sonrasında boşlukta kalan belli bir kitleyi kendisine yandaş haline getirmeyi planlamaktadır.” 
Bir siyasi partinin kendisine yandaş toplamaya çalışmasından doğal ne var? Durumu anormalleştirme sebepleri, çil yavrusu gibi dağıttıklarını düşündükleri “açılım karşıtları”nın birliğinden kuvvet doğabileceği mi?
Toplumun gözüne far tutulmuş tavşan gibi, dumura uğratılmış halde kalakaldığı bir anda, MHP’nin tavrını arı kovanına çomak sokmaya benzettiklerinden mi?
İyiden iyiye sindiğine inanılan insanların bu yolla geçici körlük halinden kurtulabileceği endişesinden mi?
 “Devlet” deyince ifrit olanların, “milliyetçiler devletle çatışacak” diye karalar bağlamasına ne demeli?
Bir sabah “üniter yapıcı”, “bölünmez bütünlükçü” olarak gözlerinizi açmadığınıza göre, korumaya çalıştığınız  “hangi devlet” beyler?
Temmuz 2007’den beri insan hakları, hukuk, milli direniş namına ne varsa, dalgaların alıp alıp bir yerlere sürüklediği, hani şu sık sık kuruluşunu kutladığınız “yeni devlet” mi?
Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de söz ettiği bütün tehditlerce kuşatılmış olan, gaflet, dalalet ve ihanete teslim olmuş II. Cumhuriyet mi?


++++++

Farkına varamasak da terör bitmiş
Ekim 2008:  Terörle mücadelede yeni bir kurumsal yapılanmaya gidilmesi... Aralık 2008: Terör örgütü ve yandaşlarına karşı mücadeleye tehdit bertaraf edilene kadar aynı azim ve kararlılıkla devam edileceği...
Şubat 2009: Mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği... Nisan 2009: Terörle çok yönlü mücadelenin demokrasi temelinde sürdürüleceği... Haziran 2009: Ülkemizin bütünlüğünü ve milletimizin birliğini bozmaya yönelik her faaliyete karşı yürütülen mücadelenin sürdürüleceği...
Ve Abdullahlık açılım sonrası ilk MGK bildirisi:
Ağustos 2009: Devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü pekiştirmek, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak üzere, İçişleri Bakanlığı eşgüdümünde yapılan çalışmalar hakkında kurula bilgi sunulmuş ve çalışmaların devamı tavsiye edilmiştir.
Anlaşılan; terör aniden bitmiş, menfur eylem ve saldırılar ortadan kalkmış, tehdit bertaraf edilmiş, ülke güllük gülistanlık olmuş, sıra  “devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü pekiştirme” ye gelmiş.
* Işık Kansu / Cumhuriyet


++++++

Otonomi formülü
Yıllar boyu ilgilenmediler..
Kürtlerle devlet arasındaki anlaşmazlık diye düşündüler..
Biz de devletle pek anlaşamıyoruz, ceberut buluyoruz ama devlete silah sıkmıyoruz diyen çoktu...
Hükümet bir kibrit çaktı.. Kibrit daha alev almadan bütün ‘AKP yanlısı’ gazete ve TV’leri Kürt meselesi sardı..
Ne kadar meraklıymışlar.. Sayfa sayfa makaleler, her gece TV programları..
Norşin açılımı, Norşin’in dini önemi, falan.. ‘Açılımın sembolü’ yapıldı bile..
Çözüm için önerdikleri Yavuz Sultan Selim formülü..
Kürt aşiret reislerini toplayıp padişah adına yetki kullanma izni vermesi.. Bir nevi otonomi..
* Mehmet Tezkan / Vatan

++++++

Medya savcılarının son talebi: Akıl ver!
Savcılık, yargıçlık, infaz memurluğundan sonra medya “Adli Tıp” yetkilerini de uhdesinde toplamaya kararlı görünüyor. Davanın açtıkları “derin” yatakta akıp gitmesine çalışanlar, Danıştay saldırısından dolayı müebbet hapse mahkum olan, Ümraniye Davası’nın “gizli(!)” tanığı Osman Yıldırım’ın akıl sağlığı ile yakından ilgilenmeye başladılar.  Hem de düne kadar aynı davanın kanserli, felçli, kalp hastası diğer sanıkları için verdiği raporları “Gatakulli” diyerek yok hükmünde saydıkları GATA’yı kaynak göstererek...
Yargıyı kendi haline bırakamadıkları, manşetli kollarıyla koruma altına alma ihtiyacı duyduklarına göre, “Osmanım”ın aklına uyanlar için yolun sonunda “bir deli kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkaramamış” durumuna düşmek mi var diye düşünüyor insan.
Türkiye’de milyonlarlarca insan aylardır dinler, türler, ülkeler, ilkeler arasında arafta kalmış, ne idüğü belirsiz “sahte” kimliklerin lafı temel alınarak inşa edilen korku imparatorluğuna bakıp “Allah’ım Sen aklıma mukayyet ol” demekten ötesini yapamıyordu... Her şerde bir hayır umarak koruruz ya umudumuzu; Medya savcılarının “Tez elden Osmanım’a akıl fikir verilmesi”ni talep etmesi  “empati” için iyi bir fırsat olur belki...


++++++

ÖNERİ
Garantör madde
Nihat Genç eğer Anayasa değişecekse bunun başına “Allahuekber” veya “Allah büyüktür” maddesinin konulmasını önerdi.
Muktedir siyasette Allah korkusunun kalmadığı şu günlerde hatırlanması gerekli bir şeydi.
* Afet Ilgaz / Milli Gazete

++++++

Avantacı açılımı sivil cesaret ister
Rum tüccarlar, Yahudi bankerler, Ermeni sarraf ve kuyumcular döneminde de “para yurt dışına gidip”  başta İsviçre olmak üzere Lüksemburg, Belçika, Avusturya, İngiltere bankalarına yatıyordu. Cumhuriyetle birlikte; yüksek gümrük duvarları ardında korunan, Ankara’dan ithalat belgesi izinleriyle palazlanan, devlet ihalelerinden pay kopararak büyüyen Türk iş adamları da; “içeride kazanıp dışarda gizli hesap gömüsüne koyma alışkanlığını”  devam ettirdiler. Son 30-40 sene içinde “ahlaksız iş adamı-ahlaksız politikacı-ahlaksız bürokrat” sac ayağının bir olup “rüşvet mekanizmasıyla büyüttüğü servetlerden” bir bölümü de İsviçre’de gizli şifreli kasalara aktı.
20 bin kişiymişler. 100 milyar dolar kaçmış. 60 milyarı İsviçre’deymiş. Acaba bunun ne kadarı poltikacıların, belediye başkanlarının, Ankara’da üstün mevkilerde koltukları olup da; baraj ihalesinde, santral ihalesinde, boru hattı ihalesinde, rafineri izni verme işinde, şehir arsasına yüksek yoğunluklu imar izni çıkartabilme hizmetinde, Boğaz’a yapılacak köprünün güzergâhını tayin etme konumundakilerindir. İçlerinde başbakanlık, cumhurbaşkanlığı, belediye başkanlığı, ordu komutanlığı, devlet bankası genel müdürlüğü, özelleştirme başkanlığı, borsa başkanlığı, Merkez Bankası başkanlığı yapmış olanlar acaba kaç kişidir? İktidar yürekli açılım yapsa! Hesaplar istense.
* Necati Doğru / Vatan


++++++

MİNİ YORUM
Hangi yürekli karşı çıkacak?

Bülent Esinoğlu günün konusunu değerlendirdiğimiz perspektifi netleştiren bir soruyu gündeme getirdi. Şamil Tayyar’ın “Kabul etmek gerekir ki, komşu ülkeler ABD ve AB’nin sürece ilgisi doğaldır” cümlesinden yola çıkan Esinoğlu asıl meseleyi şöyle özetlemiş:
“O cenah demek istiyor ki; Amerikan planı olmuş olsa da, bunu kabul etmemiz gerekir. Planın ABD planı olduğunu herkes anladı da, bu plana hangi yürekli karşı çıkacak?”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları