BU DEFA İŞ CİDDİ Bahçeli'nin süresi doldu

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Yönetim 2005’te olduğu gibi, olağanüstü kongrenin toplanması için imza veren delegelere baskı yapıyor. Ancak  Yargıtay bu kez ’düzenlenmiş istifalar’ı kabul etmeyebilir

MHP’de sancılı günler yaşanıyor. Koray Aydın ve arkadaşları 255 imza topladı.
Partiyi olağanüstü kongreye çağırdı. MHP’de 2005 yılında da benzer bir adım atılmıştı. İmzalar toplanıp olağanüstü kongre için çağrı yapılmıştı. Genel Merkez hemen devreye girmiş, imza verenlerin bazıları istifa ettirilmiş, bazılarının imzalarını geri çekmesi sağlanmıştı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da beşte bir sayısının oluşmadığı için bu talebi reddetmişti. Muhalifler de işin peşini bıraktılar. Ramiz Ongun ve arkadaşları, olağanüstü kongreyi toplamak için çok ısrarcı olmadılar. Zaten bu işi takip edecek avukatları bile yoktu. Bu defa durum farklı. İş son derece ciddi!..

“Prensi” de imza verdi

MHP’nin 30 kurucu üyesi var. Bunlar partinin tabii delegeleri. Dördü vefat etti; geriye 26 kişi kaldı. Bu kurucu üyelerden 16’sı olağanüstü kongrenin toplanması için imza verdi. İmza verenler arasında Ahmet Özsoy, Ali Sağır, Şahin Türkbayları, Aziz Mecit, Durak Körük ve Hayrettin Başeğmez gibi isimler de bulunuyor.
Osmaniye, Devlet Bahçeli’nin ili. Muhalifler, bu ilden bile Ahmet Tuncel’in imzasını aldılar. İçel, MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır’ın memleketi. İçel’den 20 delege olağanüstü kongre için imza verdi. Bir başka Grup Başkanvekili Oktay Vural’ın ili olan İzmir’den alınan imza sayısı 16’yı buldu.
Ahmet Barış Sanal 22 yaşında. ABD’de iki üniversite bitirmiş. Partinin en genç delegesi. Seçildiğinde O’na  “Bahçeli’nin Prensi”  denildi. Şimdi, oda olağanüstü kongre istiyor. MHP’de olağanüstü kongre çağrısı yapanların arasında MYK üyesi eski milletvekillerinden Hidayet Kılınç ve Nazif Okumuş gibi isimler de bulunuyor.

Genel Merkez sıkıntılı
MHP Genel Merkezi sıkıntılı. Parti kurmayları, olağanüstü kongreyi toplamak niyetinde değil. Kesin stratejinin belirlenmesi için Almanya’da olan Devlet Bahçeli’nin dönüşü bekleniyor. Genel Sekreter Cihan Paçacı,  “Genel Başkanı bekliyoruz. Hukukçular bakacak. Biz de ne yapacağımıza karar vereceğiz”  dedi.
Buna rağmen, olağanüstü kongre için imza veren delegelerin bazıları markaja alındı. Ülkü Ocaklı gençler, kongre isteyen delegelerin elerinden geçmiş tarihli istifa mektupları almak için baskılara başladı. Bu da gösteriyor ki, MHP Genel Merkezi 2005’teki stratejiyi uygulamak istiyor. İmza verenlerden geçmiş tarihli istifalar alınarak, sayının beşte birin altına düşürülmesi hedefleniyor.
Ancak, bu son derece riskli bir strateji. O günden bu yana yeni içtihatlar oluştu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bu istifaları kabul etmeyebilir. İstifalar kabul edilse bile, Koray Aydın ve arkadaşları yerlerine yeni imzalar bildirebilir. O durumda olacaklar da ortada. MHP Olağanüstü Kongresi toplanır. Önce,  “Olağanüstü kongrelerde seçim yapılamaz” maddesi değiştirilir. Ardından da Koray Aydın aday olup MHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturur. O kongrede Devlet Bahçeli istese de aday olamaz. Çünkü Devlet Bahçeli’nin süresi doldu. MHP Tüzüğü “Bir kişi ara vermeksizin üst üste 5 defadan fazla gelen başkan seçilemez”  diyor.

Avukatlar çalışıyor
Hukuki engellemelerle olağanüstü kongrenin önünü kesmeye çalışmak Devlet Bahçeli için büyük risk. Hukuki sürecin ne getireceği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın nasıl bir karar vereceği belirsiz. Üstelik, bu sefer Koray Aydın ve arkadaşları son derece kararlı ve donanımlı.
Avukatları harıl harıl çalışıyorlar.
Genel Merkez, bu riske girmek istemiyorsa resti görmek zorunda. Genel Merkez’in olağanüstü kongreyi toplamamakta direnmesi, Bahçeli açısından hiç beklemediği sonuçlar doğurabilir.
Bahçeli için en doğru yol, Genel Merkez’in  “hodri meydan”  deyip, olağanüstü kongreyi toplaması. Bu kongrede tüzük değişikliğine gidilmesi ve yeniden genel başkan seçilmesinin önünün açılması. Ondan sonra Devlet Bahçeli de aday olabilir, Koray Aydın da. Kimin genel başkan seçileceğine dair kararı ise MHP delegeleri verir. Dikkatli bakan gözler için MHP’deki sıkıntı apaçık ortada. Boşuna demedim  “Bu defa iş ciddi”  diye! MHP’yi gerçekten de son derece heyecanlı ve oldukça çalkantılı günler bekliyor.
* Emin Pazarcı / Takvim


+++++++

Neo Osmanlıcılar hizmette sınır tanımıyor
Evlere servisimiz vardır

CIA şefi Graham Fuller’in “Türkiye ulusal kimliğini gözden geçirmelidir” tavsiyesine uyarak inşa edilen II. Cumhuriyet projesinin pazarlama ağı genişledi. Kemal Karpat, aynı gün iki gazetede tam sayfa “ulus-devlet eleştirisi” yaptı

Taraf’ın röportajcısı Neşe Düzel ile Milliyet’in röportajcısı Devrim Sevimay dün aynı konuğu ağırladılar: Kemal Karpat. Wisconsin Üniversitesi Tarih Profesörü. Tarih Vakfı ve Bilgi Üniversitesi ile çalışmaları var. 
Karpat’ın fikirlerinin aynı gün “iki farklı” gazetede servis edilmesine, “pişti” olma talihsizliği olarak bakılabilir mi?
Bu Karpat’ın neler söylediğine bakmadan bir kalemde verilecek bir karar değil.
Milliyet’ten başlayalım... Devrim Sevimay yazısına  “Kemal Karpat’ı bulmuşken ne sorulmaz ki; her şey. Din, dinin toplumdaki yeri, İslam tarihi, Osmanlı tarihi, yakın dönem Cumhuriyet tarihi, azınlıklar meselesi, kimlik meselesi, ulus-devlet, Atatürk, Kürt, Arap, Rus tarihi, Ortadoğu tarihi, hepsi...” diye girmiş.
Dananın kuyruğu biraz da burada, kopuyor. Bir röportajcı karşısındakinin “herşeyi en iyi bilen” olduğu önkabulüne sahip olunca, soru sormak yerine ancak seminer alabiliyor. Karşı taraf aşılamak istediği fikirleri birinci ağızdan servis imkanı buluyor. 
Sevimay hayranlığı öyle abartmış ki, Karpat’ın fırçalamalarına, “85 yaşındaki bir derya” karşısında “Yarabbi şükür” demekle yetinmiş.

“İçinizden biri”
Karpat iki röportajında da önce “kulağa hoş gelen” şeyler söylemeye özen gösteriyor. Mesela Milliyet’te  “1915’te Ermeniler’e karşı soykırım uygulanmadığını, tehcir kararının etnik kıyım amacıyla alınmadığını, Ermeni nüfusuyla ilgili abartılı ve yanlış rakamların ortaya atıldığını...” anlatıyor... Benzer tavrını Taraf’ta da sürdürüyor. “Abdülhamit’in Türk etnik kimliğini bir devlet politikası olarak tanımadığını, Türk milliyetçiliğini açıkça mahkum ettiğini, İttihatçıların imparatorlukta ezilen kesim Türkler olduğu için onların haklarını korumaya kalkıştığını” söylüyor...
Batılı eğitim sistemi içinde yoğrulmanın avantajı ile olsa gerek, önce “içimizden biri” olup, ikna gücünü arttırmaya çabalıyor. Her defasında  “esas sözü”nü sona saklıyor. Okuyucuyu “aklı selim”de uzlaşalım kıvamına getirdikten sonraya...

Ermeni hayranı
Karpat’ın yaptığı iki temel vurgu var. Birincisi; “Beni sakın bir Türk milliyetçisi olarak görmeyin. Ben tam bir Ermeni dostuyumdur. Keşke bizim Türkler de onlar kadar verimli, yaratıcı olsalardı.”  İkincisi; “Kavramsal olarak soykırım denmeyecek olması acıyı hafifletmez. Milli devletlerin kuruluşu acı safhalardan geçerek olur.”
Artık yazıyı karşımızda “milliyetçi olmayan” ve “milli devletlerin kuruluşundan rahatsızlık duyan” biri bulunduğunu bilerek okumayı sürdürüyoruz: “Cumhurbaşkanı Gül, Obama’yla yaptığı ortak basın açıklamasında ‘Türkiye Cumhuriyeti kurulurken yeni nesilleri nefret duygusuyla beslememek için biz o dönem kaybettiğimiz Türkleri büyük olay haline getirmedik’ dedi. Çok doğrudur. Bu olaylar bizim tarih kitaplarımızda hiç yer almaz. Ben bu olayların ne kadar büyük olduğunu  İngiliz arşivlerine gittikten sonra öğrendim. Cumhuriyet’teki ‘yeni başlangıç’ bence çok iyi niyetle yapılmıştı, ama hataydı.”
Aşılanan birinci doz: Ey yeni nesil! Tarihiniz batılılardan öğrenin... Sonra bırakın Ermenileri de önce Cumhuriyeti kurmak için katledilen dedelerinizin hesabını sorun!..
“Nihayet halkla hükümetin, milletle devletin bir araya geldiği bir devrin içine girdik. Osmanlı’dan bu yana ilk defa halkımızla idarecimiz birbiriyle kaynaşıyor.”
İkinci doz: ‘Halk düşmanı cumhuriyetçiler’in kökünü kazımaya az kaldı.
“AKP kalite bakımından yükselerek yerini hem dünyayı hem kendi toplumunu daha iyi anlayan başka liderlere teslim edecek. Bu 15-20 sene daha sürer.”
Üçüncü doz: Halifenize de, sultanınıza da yolda...
“Kısmen muhafazakârlaşma, biraz eski kökenlerine dönmenin, yani normalleşmenin ilk etaptaki şartıdır. Ben AKP’lilere ‘Obama gibi olun’ diyorum.”
Altın vuruş: Kimliksiz olun... Obama nasıl ABD’nin kızılderili kökenlerinin üzerini örtüp, dünyaya “zenci köle zihniyeti”ni dayattıysa, AKP de bu toprakların sahibi olan Türk kimliği yerine,“işbirliği, teslimiyet, taviz”e hazır kırma bir kimliğe doğru bir suni bir evrim inşa edebilir pekala...

Küreselleşme modeli
Düzel, Sevimay’dan daha tecrübeli olduğu için karşısındakinden fırça yerine duymak istediklerini dinlemiş. Bu anlamda “Cumhuriyet neden Ermeni faciasına sahip çıktı? Türkler Anadolu’ya gelmeden önce burada Rumlar ve Ermeniler ytok muydu?” gibi çanak sorularının hakkını verelim.
Bu röporataja da “Türklerin Balkanlar’da uğradığı zulümden dert yanıp” ayar vererek başlayan Karpat sonunda yine baklayı çıkarmış:  “Ulus devletlerin milliyetçiliği hakim kavma üstünlük veriyor. Orada Rum, burada Türk üstünlük kurmak istiyor.”
Ve Taraf farkını ortaya koyarak, Karpat’ın ‘altın vuruş’unu çok daha çarpıcı, çok daha iştah kabartıcı bir menü eşliğinde sunmuş: “Ulus-devlet siyasi maske ve hırsları törpülenerek devam edecek. Ulus-devlet bir kültür devleti olacak. Kürselleşmenin en iyi modeli o.”

Amerikan şahini ağzı
Yukarıda aktardığım alıntıların, CIA Ortadoğu Masası eski şefi Graham Fuller’in 90’ların başındaki: “Türkiye artık ulusal kimliğini yeniden düşünmelidir. Kemalizm öldü. Halkın büyük bir parçası İslam için daha hürmet görmeyi, Osmanlı tarihiyle kucaklaşmayı istiyor” söyleminden...
Daniel Fried’ın, “Milliyetçilik/ulusalcılık özünde defansif bir tutuma, gurursuzluğa dayanır. Gururlu insanlar milliyetçi/ulusalcı olmaz, dünyaya açık olur” iddiasından...
Veya CIA Türkiye masası şefliği de yapan Paul Henze’nin “Türkiye’yi federalizm büyütecek” yönlendirmesinden farkı var mı?
Bütün bu tezleri “demokratik açılım”, “barış planı” gibi ambalajlar içinde hergün bir kaç defa okumaya zorlandığınız için artık hiçbiri size yabancı olmayabilir. Hatta alışkanlık yaratabilecek ölçüde tanıdık bulabilirsiniz.
Asıl sorun da bu değil mi zaten...
Karpat her iki röportajda da “süreçler”e dikkat çekiyor.  Muhafazakar kesimi kafeslemek için “Yeni Osmanlıcılık”, liberal demokratları avlamak içinde II. Cumhuriyetçilik olarak sunulan projenin en önemli iki ayağı “hilafet” ve “federalizm” ise... Ve Türkiye’de yaklaşık olarak yirmi yıldır düzenli olarak, ‘reform, dünyalılaşma, normalleşme’ gibi adlarla bunun yolu yapılıyorsa Karpat’ın getirdiği “ulus-devleti törpüleyin, küresel dünyanın kültürel bir rengi olun”  teklifini bir kere daha okuyup, içinden geçtiğimiz sürecin buna katkısını yeniden değerlendirin...
Ki  “İran Devrimi” ni algılayamayan  “Bir günde nasıl oldu”  hayretine sıkışıp kalan kitlelerin yanılgısına düşmeyin...

 

+++++++

MHP’de kan değişimi ihtiyacı
Koray Aydın’ın basın açıklaması gündeme bomba gibi düştü. Kimse bu kadar çok imzanın toparlanabileceğine ihtimal vermiyordu. Sonuçta imza veren delegelerin hepsi zamanında Bahçeli’ye oy vermiş delegelerdi.
Aydın ‘Olağanüstü kurultayın toplantıya çağrılması için gerekli bütün şartlar yerine getirilmiştir. Şimdi sorumluluk Genel Başkanımızda ve Genel Merkezimizdedir’ diyor. Koray Aydın, MHP tüzüğünün 43. maddesindeki ‘Genel Başkanın üst üste seçilmesini beş kere ile sınırlandıran’ maddenin aynen korunması, tüzüğün 56. maddesinde yer alan ‘Olağanüstü toplantılarda seçim yapılamaz’ ibaresinin de acilen kaldırılması gerektiğini savunuyor.
Aşağı yukarı yirmi gün sonra kararın açıklanması gerekmekte.  Bahçeli tarafı olduğunu bildiğim birkaç milletvekili ile yaptığım görüşmeden çıkardığım sonuç gelişen olayların ciddiye alınmadığı yönünde.  Aydın’ya beraber hareket ettiğini bildiğim eski İzmir Milletvekili Yusuf Kırkpınar ile yaptığım görüşmede ise Kırkpınar; “Partide gelişen olaylar bizi bu noktaya getirmiştir. Ülkede yaşanan olaylara karşın Genel Başkan Devlet Bahçeli gerekli muhalefeti yapmamaktadır. Önce bir çıkış yapıyor, ardından geri çekiliyor. Biz bu durumu partililerimize bile anlatmaya zorlanırken vatandaşa hiç anlatamaz hale gldik. Zaten 29 Mart seçimlerinde aldığımız oy oranı da haklılığımızı ortaya koymakta. İzmir’e gelince... Parti uzun zamandır İzmir’de çok kötü yönetilmekteydi. Yetmedi İl Başkanı Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu. Tek bir ilçeyi bile alamadığımız gibi oylarımız da düştü. Sayın Devlet Bahçeli ve Genel Merkez, eğer 255 delegenin imzasını yok sayarlarsa partinin itibarı zedelenir. Zaten hukuk yolu açık. O zaman hukuğa başvurmaktan başka çare kalmaz.” şeklinde görüşlerini aktardı.
Son zamanlarda değişen Genel başkanları, oluşan yeni partileri gözönüne alacak olursanız MHP’lilerin de kan değişimi isteklerine normal şartlarda saygı duymak gerekir. Ama söz konusu MHP olunca, ne yazık ki şartlar pek normal gelişmeyebiliyor. Ne demek istediğimi önümüzdeki günlerde daha ner izleyebilecek gibiyiz.
* Ayşem Kalyoncu / Tercüman

 

+++++++

MİNİ YORUM
Yine İstanbul Üniversitesi, yine bölücüler

Geçtiğimiz günlerde Behiç Kılıç İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yaşananları aktarmış, 17 Mayıs Cumhuriyet Mitingi afişlerini asan öğrencilerin PKK’lı grupça engellendiğini yazmıştı. Benzer bir olayı 13 Mayıs’ta Dil Bayramı dolayısıyla Fen-Edebiyat Fakültesi’nde etkinlik düzenleyen Türkçe Yaşam Kulübü öğrencileri de yaşamış. Programı provoke etmek isteyen bir grup İstiklal Marşı’nı ıslıklamış. Akademik/evrensel değerler bayrak, cumhuriyet, dil gibi kavramlara savaş açılmasına hoşgörüyü  kapsamıyordur umarım.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş