Bu gerçeklere rağmen

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Reşat Akar “Son Durum” köşesinde Kıbrıslı Rum Avukat Ambizas’ın kitabından aldığı bir itirafı sütununa almakla Kıbrıs meselesinin hâlâ ne olduğunu bilmeyen/öğrenmek istemeyen/bildiği halde uzlaşma olsun da nasıl olursa olsun diyen herkese büyük bir hizmet yapmış oldu. Ambizas’ın yazılı itirafı şöyle:
“Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitlikle ilgili anayasal haklardan mahrum edilmesinde Tassos Papadopulos’un oynadığı rol yıkıcıydı. Cumhurbaşkanı Makarios’un bu tür anayasal sapmalara hoşgörülü davranıp davranmadığını veya teşvik edip etmediğini bilmiyorum. Her halükarda sorumlulukları büyüktür, çünkü Kıbrıs Türklerinde Cumhurbaşkanı olduğunu unutmuştur. Eğer Glafkos Kleridis’i dinleselerdi, Kıbrıs felaketten kurtulacaktı.
Türk karşıtlığı ve kör milliyetçilik yolunda ilerleyerek korkunç şeyler yaptık. Türk milliyetçiler de benzer şeyler yaptılar, ancak biz başlattık. Elbette tarihimizdeki bu kara dönemin en trajik olanı, Tassos Papadopulos’un sürekli olarak bize hiçbir Kıbrıslı Türk’ün öldürülmediğini söylemesidir. Hatırlıyorum da bir keresinde bize “tek bir Kıbrıslı Türk’ün burnu bile kanamadı” demişti.
Zürih Anlaşmasını güya daha “işlevsel” yapacak olan Makarios’un 13 maddesiyle, Kıbrıslı Türkleri haklarından mahrum ettik ve onları anarşi ile suçladık. Kıbrıslı Türklerle tartışma konusu olan iki konu Belediyeler ve Vergi sistemiydi. ABD Başkanı bir vergi önlemini kongreden geçirebilmek için 2-3 yıl kan kusar. En sonunda konsensus ile her şey çözülür ve darbeler yapılmaz. ABD’de olduğu gibi modern haklar uzlaşıcı unsurlar ve prosedürler görür ve talep ederler. İşlevsel olmadığı bir yalandı. Profesör Fortschov’u kovduk, çünkü belediyeler konusundaki görüşüyle Kıbrıslı Türkleri haklı gösteriyordu. İhtiyaç hukukuna dayalı yasalar altında Kıbrıslı Türkleri anayasal haklarından mahrum ettik, çünkü amacımız istediğimiz gibi ikinci bir Elen devleti yaratmaktı ve bunun için siyasi eşitliği ortadan kaldırmak gerekirdi.”
1960 Anlaşmasında var olan koruyucu hak ve yetkilerimiz “ayrı egemenliğimize dayanmadığı için”; ayrı bir halk olarak self-determinasyon (kendi kaderimizi tayin) hakkımızı açıklıkla vurgulamadığı ve  “ortaklık yürümezse ortaklar ayrılabilir” şartını içermediği için müşterek idare veya ortaklık üç yılda başımıza yıkılmıştı. (Halen devam eden görüşmelerde bunlar yine yok!) Bu enkazdan halkımızın Anavatana bağlılığı, Garantilerden aldığı güç ve ilhamla TMT’nin önderliğinde ve  Dr. Küçük ile mesai arkadaşlarının sabrı ve rehberliği sayesinde on bir yıl direnişe devam ettiği için ayakta kalabilmiş ve son darbe geldiğinde Garantör Anavatanın müdahalesi sayesinde kurtulmuştur.
O gün bugündür, Kıbrıs meselesini halletmek için sarf edilen zaman ve gayret suçlu, eli kanlı, sicili bozuk Rum idaresine yapılan  “meşru hükümet” muamelesi sayesinde, hep boşa gitmiştir. Nedenini ve bize yapılanları Rolandis, Druşotis gibi yazarlar ve şimdi de Ambizas açıklamış olmalarına rağmen içimizde bazıları hâlâ suçu bizde, milliyetçilikte aramakta ve bu yönde akıl almaz propaganda ile gençlerimizi kandırmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle Ambizas’ın yazdıklarının daha da yayılması için, Reşat Akar’dan Ambizas’ın itirafını buraya da almış bulunuyorum. Bunu, konu ile ilgili her Türk’ün, bulunduğu ortamda yaymasında büyük yarar vardır. Ambizas gibi gerçekleri açıklamaktan çekinmeyen Rum düşünürlere teşekkür borçluyuz. Kıbrıs meselenin halli bu gerçeklerin bilinmesine ve Rum gençlerine aşılanmakta olan Türk düşmanlığından vazgeçilerek onlara gerçeklerin söylenmesine bağlıdır. Ambizas yerine Hristofyas bu gerçekleri kabul edip yaymış olsaydı, “Kıbrıs meselesi 1974’de başlamıştır” yalanından vazgeçseydi, “Türkler, kendilerine yaptıklarımız karşısında 1960 Garantilerinde ve Türk askerinin kalmasında ısrar etmekte haklıdır” deseydi, 1960 Anlaşmasının Ortaklık olduğunu ve Türk ortağın kendileri kadar egemen, kendileri gibi  “kendi kaderlerini tayin hakkı olan bir HALK”  olduğunu teslim etmiş olsaydı Kıbrıs meselesi çoktan halledilmiş olurdu.
Temennimiz, görüşmelerde taraflar arasında Sn. Downer’in şahit olduğu derin görüş/vizyon ayrılıklarına rağmen  “üç ayda mesele halledilebilir”  gibi şaşırtıcı ve gerçeklere dayanmayan beyanatları yapmadan önce Ambizas’ın bu söylediklerini hazmederek Kıbrıs meselesine gerçekçi bir teşhis koyması ve  “çare, iki devletli, iki eşit egemen, kendi kaderini tayin hakkı olan halklar arası bir ortaklıktan başka bir şey olamaz”  yargısına vararak Sn. Gobi gibi bu gerçeği yaymak için emekli olmayı beklememesidir.

Yazarın Diğer Yazıları