Bu iş yerinde Şüphe var!

Selcan TAŞÇI

BAŞBAKAN’IN BOYKOT ÇAĞRISI MEDYADA KISMİ ’HEPİMİZ BİRİMİZ İÇİN’
RÜZGARI ESTİRİYOR AMA...

Bu iş yerinde Şüphe var!
“Marjinal bunlar” deyip Yeniçağ’a  uygulanan siyasi, ekonomik ve bürokratik baskıyı yok sayanların, ’basına özgürlük savaşçısı’ olarak döndüğüne keşke biz de inanabilsek

Erdoğan’ın kaftanının eteklerini savura savura tahta çıkan padişah edasıyla kürsüye yönelip,  “benim aleyhimde yayın yapan gazeteleri alanların katli vaciptir” ile sonlanan fermanını buyurması medyayı ayaklandırdı. Her ’köşe’de basın özgürlüğü, demokrasi, düşünce ve ifade hürriyeti seminerleri veriyor.
Bu seferberlik birilerinin nasırı acıyınca başladığı için samimiyet sorgusunu gerektiriyor. Umur Talu’nun belirttiği gibi ’susma sustukça sıra sana gelecek’ duyarlılığı ise sergilenen, biz sıramızı hiç savamadık ki... O zaman niye sus pustunuz?
Bülent Arınç döneminde TBMM’de Yeniçağ Gazetesi’ne boykot uygulandı; hiçbir Meclis resepsiyonunda yoktuk.
Başbakanlık boykot uyguluyor; gazetemizin temsilcileri Başbakanlık’ta da, Başbakan’ın uçağında da yok.
Tirajı kıyaslandığında yerlerde sürünen birçok sözde gazete, ‘devlet’ kullanılarak ilanlarla ihya edilirken, Yeniçağ’a nefes aldırmamayı amaçlayan ambargo tam gaz sürüyor.
Yeniçağ’a yönelmiş siyasi, ekonomik ve bürokratik baskıların sebebi bir kayıkçı kavgası değil... Rant uzlaşmazlığı değil...
Yayın ilkeleri!
Yeniçağ, “Türkiye Türklerindir” diyebilenlerin iradesini sergiliyor!
Atatürk’ü ve bayrağı ’dekor’ olarak kullanmıyor!
Dünya’yı nemalandığı ellerin verdiği gözlükleri takarak değil “Türkçe” okuyor!
 AB’ne açık seçik karşı çıkıyor!
Misak-ı Mili sınırlarını benimsiyor, Hatay’ın, Kars’ın, Ağrı’nın, Hakkari, Diyarbakır’ın Trabzon’un Ege’nin olmadığı haritaları kazara(!) sayfalarında yayımlamıyor!
“Vatan namustur satılamaz” diyor!
“301. Madde kalkarsa devlet otoritesini tesis edemezsiniz” diyor!
“Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi Türk Miliyetçiliği’dir” diyor!
Bu gazete ’fikirlerini yazdığı için’ uzunca bir süre, bugün ’basına özgürlük’ diyenlerce ciddiye alınmadı, ‘marjinal’ sayıldı. Bunca ötelenen Yeniçağ, artık Atilla İlhan’ın bahsettiği o ’dip dalgası’nı bir manşetiyle, bir köşe yazarıyla, bir haberiyle büyük bir sosyal tepkiye dönüştürecek etki gücüne erişti.
Biliyoruz ki 1 milyon sattığı gün de çok şey değişmeyecek.  Biz AB bayrağının üzerindeki haçı indirip ’biat ediyoruz’ dövizi asmadıkça, zulüm politikası sürecek.
Başbakan’ın uçağında pişmiş kelle pozları verememiş olmak, Meclis resepsiyonlarında arz-ı endam edemememiş olmak umurumuzda değil. Erdoğan’ın Doğan Grubu için ortaya attığı  “evinize sokmayın” talimatından çok daha genişletilmiş bir boykota direncini sürdüren bir gazetenin mensubu olarak, bu özgürlükçü kalemlerin Yakup Kadri’nin Yaban’ından farkı olamıyor gözümde. Mesele bu! Düşman kendi bahçelerinin çitini aşmadığı sürece, çevresindeki zulme omuz silken bir zihniyetin geç kalmış ve geçici olacağı su götürmez kalemleriyle yel değirmenleri bir kereliğine yenilse ne gam!

+++++

Boykot çağrısını
nasıl karşıladılar?
İnsanın aklına önce “Madem medyanın itibarı kalmadı, ne telaş ediyorsun?”  sorusu geliyor.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti beğenmeyip de Tayyip Erdoğan’la birlikte yeni bir Cumhuriyet arayışına giren “özgürlükçü”  (!?) kalemlerin bu konudaki görüşlerini okumak isterdik.

Oktay Ekşi
Başbakan’ın bu hezeyanı, bir ramazan gününün kutsiyetine, iftarı bekleyen insanların içinde bulundukları ruh haline, İslamiyet’in hoşgörü ve sabrına ve de demokrasiye ürkütücü bir saldırı niteliğindedir. Demek ki Başbakan, içinde bulunduğu zamanı ve mekánı bile unutacak kadar kin ve nefret dolu.

Tufan Türenç
Başbakan “Onların gazetesini almayın” derken şunu unutmaktadır. Kendisine oy veren herkes, onun partisinin  “biat etmiş” tebaası değildir. Dolayısıyla okumama ve eve sokmama emrini de ondan almalarını beklemek, her oy vereni emir kulu saymak anlamına gelir.

Ertuğrul Özkök
Velev ki, istediğin oldu... Ahali gazete okumayacak... Elektrik faturası ne olacak peki?Doğalgaz faturası? Orada bangır bangır yazan gerçekleri nasıl sansür edeceksin?  Bence Başbakan faturaları, etiketleri, bordroları da Sabah Gazetesi’ne hazırlatmalı... Misal, alıyorsun elektrik faturasını, Mehmet Barlas’ın gülümseyen fotoğrafı;  “Hadi gene iyisin” yazmış.

Yılmaz Özdil
Bu boykot çağrısı sadece basından intikam değil.. Aynı zamanda karşı devrimin son adımıdır. Gözler dönmüştür. Türlü kızgınlıklar nedeniyle (çoğu haklı da olabilir) gazete almayan okurlar, bu kampanyaya inat, gazete almalıdırlar bu günlerde...

Melih Aşık
 Biri kalkıp, Başbakan’a şu soruyu yöneltse:
- Sayın Başbakan... Anladığımız kadarı ile bu gazeteleri en fazla siz alıp okuyorsunuz... Ülkenin ve dünyanın gündeminde bunca önemli sorun varken, siz günlerdir sadece bu gazetelerin patronuna ve yazarlarına laf yetiştirmektesiniz.

Mehmet Barlas
 Bugün Milliyet, Hürriyet ve diğerleri ise, yarın Sabah, Akşam, öbür gün Birgün, Cumhuriyet; başka bir gün de Yeni Şafak, Star, Yeniçağ, Milli Gazete ve başkaları da! Kimseye kimseyi okuma diyemezsiniz...

Umur Talu
Tutarsız davranışları ve küfürlü saldırıları “oruç kafa”  diyerek mazur göstermek kötü bir kamyon şoförüne belki yakışır ama bir devlet adamına hayır.. Çiftçiye “Al ananı da git” dediğinde, Apo’ya “sayın”, şehide  “kelle” dediğinde oruç kafa değildi.

Güngör Mengi
Başbakan doğru söylüyor, ortada bolca yalan var... İstemediğiniz kadar da yalancı! Bunların hepsine alıştık da ne yalan söyleyeyim, kutsal sofraların bu yalanlara alet edilmesi çok ağırıma gitti!
Mustafa Mutlu

+++++

Primat
yemini bozdu
Bizim Primat İsmet, mazlum Belediye Başkanı Erdoğan’ın zalim Başbakan oluşunun hikayesini yazmış.
Ne sığlığı kalmış, ne vehameti...
Ne oldu Primatım? Ne güzel kardeş kardeş geçiniyordunuz? Boykot geldi, kankilik bitti galiba!
Sizin familyada “iyi günde ve kötü günde” diye edilmiyor mu bağlılık yemini?

+++++

Ramazana özel

Türk usulü haber tarifleri

Medyaya akıllara zarar bir “Türk usulü” kavramı yerleşti. Bu aslında “Türk” algılarının uzantısı. Bizim gazeteleri yalayıp yutan bir okura sorun: Türk kimdir?
Dünyayı bezdirmiş hackerdır, yabancı turiste tecavüz edip öldürmüş şehir eşkıyasıdır, kızını doğramış iskele babasıdır, arsızdır, hırsızdır, canidir... Seri katildir, sapıktır, şizofrendir...
Aynı okura sorun:
Türk ne yapar?
Heyelan bölgesine 9 katlı ev diker, elektrik direğinin kablolarını açıkta bırakır ki yağmur yağınca birini yüksek akıma tutturup tahtalıköye yollasın, logar kapağı yerine mukavva kullanır ki annesinin elinden tutan küçük kız “bir varmış, bir yokmuş” olsun....
Bunları söyler bizim gazete okuru. Çünkü bu ülkede Türk kelimesi spor müsabakaları dışında ancak aşağılanmak, ti’ye alınmak üzere, korkulası, tiksinilesi bir kavram olarak manşete çıkarılır.
Bu haberleri yapan arkadaşlar, dünyanın dört yanında dilden dile dolaşan ’haybeye ölüm’ haberlerini şehir efsanesi veya fıkra sanıyorlar galiba!
Cape Town’da bir hastanenin yoğun bakım ünitesinin bir odasında cuma günü yatan hastaların, temizlikçi kadın solunum cihazının fişini çektiği için düzenli şekilde ölmesi fıkra mı?
ABD’de kola kutusunu fırlatıp adamın ölmesine yol açan makinanın teknisyeni Türk müydü?
İngiltere’de becerilerini göstermek isteyen itfaiyeciler, göz göre göre apartman dolusu çocuğu konu mankeni sanıp küle döndürmedi mi?
Türk insanı Ayhan Işık ile Belgin Doruk’un siyah beyaz aşklarını, bez mendile hönkürerek izlerken, Karındeşen Jackleri, Hannibal’ları, Freddy’leri kim soktu hayatımıza?
Bütün kötülüklerin anası Türk mü?  Göz göre göre ölüme gitmek, ihmal ile, olmayacak kaza ile ölüme sebebiyet vermek Türk’ün karakteristiği mi şimdi?
Size iki Amerakin usulü ölüm anlatayım dudağınız uçuklasın; Ramazan’dan sonra!...

+++++

Ümraniye...
Neonlar sönerken
Bir yandan Deniz Feneri soygunu, diğer yandan Şaban Dişli’nin 1 milyon doları! Türkiye artık din-iman adına nasıl soygunculuk yapıldığını konuşuyor.
Başbakan’ın bu gündemi değiştirmek için giriştiği çabalar da tutmadı.
Geriye Ergenekon Davası kalıyordu ve nitekim “sürpriz tutuklamalar” gazetelere yansıdı. Nurseli İdiz, Sisi gibi “kázip şöhretler” ve beş teğmen!
Öyle görünüyor ki Ergenekon Davası’nda şöhret basamaklarından hızla iniyoruz.
Davanın gelişme seyri, bu tür “büyük tutuklamalar ile gündem değiştirme çabasını” da bana düşündürtüyor.
Dilerim ki bu son tutuklamaların amacı bu olmasın.
Mehmet Yılmaz / Hürriyet

+++++

Vakit’i elinize
almadan önce Besmele çekip, yaradanın
şefkatine sığının
derim...

Akıl dağıtılırken
kapı arkasına kaçanlar

Hasan Karakaya’nın gazetecilik refleksleri, Deniz Feneri dolandırıcılığının asıl faillerinin Türkiye’de olduğunun işaret edilmesinin altında bir Yahudi parmağı olduğunu düşündürüyormuş. Mason ayinlerini deşifre eden Kanal 7’den intikam alıyorlarmış!
Şu mübarek günlerde, ölmüşlerimizin yüzü suyu hürmetine tek duam var:
Sen Vakit’çi amcalara akıl fikir ihsan eyle Yarabbim!...


+++++

MİNİ YORUM

Yerin kulağı aranıyor
Şu Bebek lokantalarında kayıp bir yerin kulağı olacaktı... Günlerdir bekliyorum, muhbirler resmi geçidinde bizi de selamlayan biri çıkar diye ama nafile! 
Aklım hala, 18 Şubat 2005’te Bebek’teki İtalyan lokantasındaki MİT Müsteşarı, CIA ajanı, eski Maocu, tescilli Sorosçular buluşmasında...
 Doğan Grubu yazarlarına hassas kulaklar biraz hafızalarını zorlasalar, belki iki cümle de bize gammazlarlar. Tamam gammazcılık çok adi bir iş ama söz konusu devletin ali menfaatleri: o yemek ya aydınlanacak, ya aydınlanacak...

ST

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş