Bu madalyon çok yakıştı

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Sarı öküzü, yani Teğmen Mehmet Ali Çelebi’yi veren Türk ordusu, sıranın generallere, Genelkurmay Başkanına, hatta ordunun tasfiyesine gelebileceğini hiç tahmin etmiyordu. Sahte dijital veriler, sehven yüklemeler, hedefi çoktan belirlenmiş isimlere nokta atışı yapılmasına göz yumdu çoğunluk. Bir dönemin “4. kuvvet”i medya sıranın kendisine gelmekte olduğunun farkına varmasına rağmen bireysel olarak kendilerine toz konduramadığından hazırlıksız düştü pusuya.
Beşiktaş’ta “sırtlan pusu”ları atılırken, bir elin parmağını geçmeyecek yürekli ses dışında sesi sedası çıkmadı çoğunluğun. “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” korosuna, “Yetmez ama evet” çiler katılınca kurbağanın kaynatılma testi gibi birer birer kurban vermeye başladı “Bizim Mahalle” denilen basın. Emin Çölaşan Hürriyet’ten kovulduğunda kimileri zil takıp oynadı. İleri demokrasiye terfi ettikçe susturulan, kovulan gazeteciler arasında herkesin aklına Necati Doğru, Bekir Coşkun, Can Ataklı, Rahmi Turan, Soner Yalçın, Uğur Dündar, Ayşenur Arslan, Mine Kırıkkanat, Özdemir İnce, Oray Eğin, Ferai Tınç, Cüneyt Ülsever, Burhan Ayeri, Serdar Akinan, Can Dündar gibi isimler geliyor. Oysa bu isimler bir süre sonra yazabilecekleri, ekmeklerini kazanabilecekleri yeni yerler buldular.Ya senelerdir işsiz olanlar. Onların esamisi bile okunmuyor. İsimlerini hatırlamıyor çoğunluk. Bir dönem Akşam’da Türkiye gündemini belirleyen keskin yazıları kaleme alan Güler Kömürcü unutuldu. Ergenekon çuvalının içine haksızca atıldığında kına yakanlar Güler’in ne durumda olduğunu ne soruyor, ne de arıyorlar. Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ın yargılandığı Silivri duruşmalarını bir defa bile takip etme zahmetinde bulunmayanlar, gazetecilik mesleği adına ahkam kesmesin hiç. Her biri Silivri’ye tıkılan Aydınlık ve Ulusal Kanal yöneticileri hapiste 5. yıllarını doldururken susanlar, meslek namusundan sakın dem vurmasın..
Vatan gazetesinin bükülemeyen kalemi Mustafa Mutlu sıranın kendisine geleceğini bile bile ilkelerinden vazgeçmedi. Müyesser Yıldız’ın tutuklu günlerindeki özverisi, Fatih Hilmioğlu’nun sesini duyurabilmek için çabası, Silivri ve Hasdal hapishanelerinde ikamet edenlere olan insani ilgisi ipinin çekilmesine yetti de arttı bile. 4 Eylül, Bozüyük’ün kurtuluş günü. Bir kaç gün oralardaydım. İnternetten uzakta dost sıcaklığında iken duydum kovulduğunu. Selcan Taşçı’nın “Musalla taşındaki kalemin başında” başlıklı olağanüstü yazısı alıp götürdü beni. “Yarın ölecekmiş gibi yaşa derler ya, yarın susturulacakmış gibi konuşun, haykırın” cümlesi umarım kulaklara küpe olur. Halen aramadım Mustafa Mutlu’yu. Onunla Silivri ve Odatv duruşmalarında buluştuğumuz anlar geldi gözlerimin önüne. Adettendir, böyle durumlarda “geçmiş olsun” demek. Demeyeceğim elbette. “Kapımız her zaman açık, nerede kalmıştık? Ne zaman yazıya başlıyorsun?” diye başlayacağım konuşmaya. Bir de “Bu madalyon çok yakıştı” cümlesiyle yürekten kucaklayacağım onu. Böylesi şeref madalyası herkese nasip olmaz.

 


Genelkurmay’ın telefonu

Geçtiğimiz hafta yani Zafer Bayramı duygularımı yansıttığım yazıdan sonra telefon yağmuruna tutuldum. Harb Okulu’nda “1283 Mustafa Kemal” için “içimizde” ritüelinin artık yapılmadığını duyduğumu ve çok üzüldüğümü belirtmiştim. Genelkurmay Halkla İlişkiler Daire Başkan Tuğgeneral Ertuğrulgazi Özkürkçü aradı. Gazi’nin Harb Okulu’na gelişi olan 13 Mart’taki törenlerin yapılmakta olduğunu belirterek başta Genelkurmay Başkanı Özel ve KKK Akar’ın bu iddialara üzüldüğünü, halen Harbiye ruhu taşıyan benim de müsterih olmamı ifade etti. Haber kaynaklarıma güvenmekle beraber eğer törenler yapılıyorsa bundan mutluluk duyacağımı söyledim. Son derece kibardı Özkürkçü. Yarın, 28 Şubat duruşmalarına dair notlarda buluşmak üzere..

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları