“Bu, namus ve haysiyet savaşıdır”

A+A-
Afet ILGAZ

Son günlerde yaşadığımız hukuk faciasına (hukuksuzluk faciasına) bu tanıyı koyan, Sadettin Tantan’dır. İlk gün, gazetecilerin evlerinin basıldığı ve göz altıların başladığı gün fikirleri sorulan parti başkanları hayretlerini ve dehşeti dile getiren şeyler söyledi. Tantan da böyle söyledi. Bence tam üstüne basmıştı.
Gazetecilerden birinin kitabı henüz basılmamış, birininki bir sürü ödüller almış, ötekiler, çalıştıkları yerlerde, sadece çalışmışlar. Bu son dalgada götürülen istihbarat bilgileri denilen şeyler insana başka görüntüleri hatırlatıyor, Balyoz davasında çuvallarla bir gazeteye getirilen gizli bilgileri, Genelkurmay’ın Kozmik Odası’na girilmesini hatırlatıyor, mesela. Kimsenin hesap sormadığı, bir de üstelik gazeteciliğin bir ödülle taçlandırıldığı acayip olaylardı bunlar. Şimdi gazetecinin bilgi kaynakları neden kötü oluyor. Uğur Mumcu da “gerçek” in, veya “doğru” nun peşinde olan gazetecilerdendi. Bunu herkes başaramaz. Bu yüzden de herkesin harcı değildir. Bunlar mesleklerinde öne çıkmış olanlardır, hapisle, gözaltıyla değil, takdirle karşılanmalıdırlar.
İşin ilginç bir tarafı da gözaltındaki gazetecilerden biri, Ahmet Şık, Bilgi Üniversitesi’nde ders veriyormuş. İş artık Bilgi Üniversitesi sınırlarına kadar dayandıysa... Böyle durumlarda bizim köyde “çekiver kuyruğunu gaari” derler.

***


Ben tam Balbay ve Özkan’a ne olacak diye dertlenirken, hücreye iki de komutan attılar. Sonra da hücreleri öven bir açıklama yaptılar. Çok konforlu, çok iyiymiş hücreler ve şartları. Doğu Perinçek’in hücreden koğuşuna dönüşüne sevindik. İşi ne hale getirdiler! Asla müstahak olunmayan bir duruma mahkum edeceksiniz insanları ve git gide o durumu aratır hale getireceksiniz.


Yer gök direniş
Aydınlık’ın davullu zurnalı reklamlarını gördükçe kendi kendime gülümsüyor ve “İP Türkiye’yi şenlendiriyor” diye düşünüyordum. Bu kadar karanlık günlerden geçerken bir de bakıyordunuz bir yerde davul zurna çalıyor. Köylerdeki düğünleri hatırlıyorsunuz. Gelinin ata bindirilip gezdirilmesini, düğün yemeklerinin geceden pişirilmeye başlandığı sabahları, allı yeşilli giysileriyle bizim taraflarda zeybek, doğu taraflarında Azeri, güneydoğuda halaya durmuş gençleri hatırlıyorsunuz. İyi oluyordu. Hele gençlerin “Biz bu görevi Atatürk’ten aldık” yollu, Bursa Nutku referanslı konuşmalarına muhataplarının şaşkın şaşkın bakmalarını görünce yeniden gülümsüyordunuz. Yürüyüşlerde ve reklam kağıtlarının dağıtılışında çalışan kerli ferli, yaşlı başlı beyleri, hanımları görünce, bu değişik durumun hiç de fena görünmediğini düşünüyordunuz.
İşte tam böyle biraz ferahlamışken, ekrandan, kanal kanal kaçmaya ara vermişken, ... Alt yazılar, çuval çuval kağıtlar, bayrak asmış komşular, apartman kapıları, kapılarda toplanan eş dostun alkışları, eş dosttan öte, artık vatandaşın, sokaktaki insanın alkışları... Sonra gazetecilerin yürüyüşü, sonra yol kenarındakiler, sonra, şimdiye kadar “Ergenekon” deyince kalplerini kapatanlar, örtenler... Herkes, herkes... Yer gök direniş... Bu işler böyle olur. Tarihin huyudur, adetidir, böyle olur.

Yazarın Diğer Yazıları